Archive for Şubat 28, 2016

Pv Güneş Panellerinde verimi düşüren etkenler

Energie Solaire.

Pv Güneş Panellerinde %30 Dönüşüm Verimliliği…
28 Şubat 2016

Güneş Enerjisi Santrallerinin (GES) ekonomik ömürleri 25 yılın üzerinde kabul edilmekte ve yapılan finansal analizlerde bu süre göz önünde bulundurulmaktadır. 25 yıl boyunca enerji üretecek bir sistemin güç verimliliğindeki çok küçük değişimlerin katlanmış olarak yıllar içindeki etkisi önemli seviyelere çıkmaktadır.
GES verimliliğini üretilen enerjideki kayıplar belirler. GES kayıpları çevresel koşullardan tasarıma, kullanılan malzemeden işçiliğe, panel yüzey kirliliğinden tozlanmaya kadar birçok faktöre bağlıdır ve hem yatırımcılar, hem de uygulamacılar tarafından iyi analiz edilmelidir.
Güneş panelleri, barındırdığı silikon hücreler sayesinde üzerine düşen güneş ışığını doğrudan elektrik enerjisine çeviren modüler yapılardır. Fotovoltaik prensibine göre çalışan güneş panellerinin üzerine güneş ışığı düştüğünde panel uçlarında doğru akım üretilir. Her bir güneş panelinin değeri, kullanımı sırasında ürettiği güç tarafından belirlenir. Monokristal, Polikristal ya da Amorf yapıda olabilen güneş panellerinin verimleri % 5 ile % 20 arasında değişmekte olup, en yüksek verime sahip olan türü Monokristaldir. Paneller, ortam koşullarının elverişli ve yüzeyinin temiz olması durumunda nominal güçlerini üretebilirler.

Bu verimlilik oranı zamanla panellerin üzerinde toz, kir, polen, kuş dışkısı ve çeşitli partiküllerin birikip yapışmasıyla azalır. Kirli ve tozlu bir ortamda kurulan ve sürekli açık alanda kalan güneş panellerinde bu gibi sebeplerden ötürü güç yeteneğini % 30’a kadar azaltabilir. Ticari deterjanlar ve çeşitli kimyasal temizleyicilerle panelleri temizlemek zaman alıcı, pahalı, çevre ve personel için tehlikeli hatta panellerin yapısına önemli ölçüde zararlar verebilir. Özellikle büyük güneş tarlaları için oldukça zor ve tehlikelidir.
İdeal güneş panelleri maksimum verimlilik için düzenli aralıklarla Ultra De İyonize Saf Su ile yıkanarak temizlenmeli ve bakımı yapılmalıdır. Fotovoltaik sistemlerde amaç verimliliği maksimum tutup, bakımın ve maliyetin en aza indirilmesidir.
Kaynak: Bültenler

TÜSİAD`DAN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ AÇIKLAMASI

Satellite

TÜSİAD, iklim değişikliğinin, kitlesel imha silahlarından daha da önemli bir tehdit olduğu uyarısında bulundu.
Bugün 21 okunma

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 21. Taraflar Konferansı’nın (COP 21) ve Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli’nin ardından, 2020 yılı sonrasına yönelik “yeni rejim”in çerçevesini çizen bir anlaşma metni üzerinde uzlaşılmıştı.

Birleşik Krallık Ankara Büyükelçiliği Refah Fonu İşbirliği, REC Türkiye Bölgesel Çevre Merkezi ve Amerikan Büyükelçiliği desteği ile yapılan toplantıda, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran Symes, düşük karbonlu ve iklim değişikliğine dirençli bir ekonomiye geçişin gerekliliğini vurguladı.

Cansen Başaran Symes açılış konuşmasında, “Büyüme, yaşam kalitesi ve iklimin korunması hedeflerinde dengeyi sağlayamadık. Maalesef küresel ısınma yaşam alanımızı ve temel yaşam kaynaklarımızı tehdit eder boyutlarda” diye uyardı.

Symes, “Tükenen doğal kaynaklar, sayısı giderek artan doğal afetler, farkındalık artmış olsa da ürkütücü boyutlara ulaşan yoksulluk, ekonomik faaliyetlerin çevresel ve sosyal açıdan artık mevcut biçimiyle sürdürülemez olduğunu gösteriyor” diye konuştu.

Symes, son 50 yılda ortalama sıcaklık artışının 1 santigrat dereceye yaklaştığını, 2.7 milyar insanın su sıkıntısı yaşadığını ifade etti ve ekledi:

“Son 20 yılda çoğunluğu iklim değişikliği nedeniyle gerçekleşen doğal afetlerin yol açtığı zarar 2.3 trilyon doları buldu, bir yılda göç eden insan sayısı 22 milyonu aştı.”

Symes, “Dünya Ekonomik Forumu tarafından yapılan küresel risk araştırmasında iklim değişikliği, önümüzdeki 10 yıl için, kitlesel imha silahlarından daha da önemli bir tehdit olarak birinci sırada konumlandırıldı” diye vurguladı.

‘Türkiye’de sadece sekiz göstergede iyi’

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri kapsamında dünya liderlerinin 2030 yılına yönelik 17 hedef ortaya koyduğunu belirten Symes, Türkiye’nin ise sadece sekiz göstergede iyi ve üzeri not aldığını açıkladı.

TÜSİAD Başkanı, iklim değişikliğinin kökeninde tarihteki en yüksek seviyeye ulaşmış olan sera gazı emisyonlarının olduğunu söyledi.

Symes, “Sera gazı emisyonlarının azaltılması, üretim ve tüketim süreçlerinde, yaşam biçimimizde değişim demek: yani ulaşımdan, gıdaya, enerjiden, sanayiye kadar birçok alanda üretim ve tüketim süreçlerini çevresel maliyetleri göz önüne alarak yeniden tasarlamak demek” diye vurguladı.

Bu çerçevede, atık yönetimi ve enerji verimliliği gibi alanlardaki yeni yaklaşımlardan doğan “döngüsel ekonomi olgusu”na değinen Symes, atıkların yeniden kullanılması, ürünün kendisinin ya da yan ürünlerin hammadde veya yakıt olarak yeniden ekonomik döngü içine girmesi gibi yatırım planlamalarının gerektiği çağrısı yaptı.

Symes, özel sektörün de bu yatırımlar için öngörülebilirlik ve politikalarda uyum ihtiyacı gibi konuları göz önüne alması gerektiğini belirtti ve ulusal düzeyde İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı’nın gözden geçirilmesini ilk adım olarak önerdi.

Toplantıda, TÜSİAD’ın 45. yılında bir projeyle, politika yapıcılara yönelik bir etki değerlendirme çalışması gerçekleştirmeyi hedeflediği öğrenildi. Sözlerine son verirken Symes, Davos Forumundan bir alıntı yaparak, “Bir planınız yoksa, hedefler sadece dileklerdir” dedi.

“Düşük karbon ekonomisi, iş ve yatırım fırsatları demek”

İngiltere Başkonsolos Yardımcısı Rafe Courage da bir konuşma yaparak “Fosil yakıtlara bağımlı olmayan ekonomik sisteme geçiş, bir fırsat” diye konuştu.

Courage, düşük karbon ekonomisine geçişin, ulaştırma, finans, enerji ve teknolojide, istihdam ve yatırım fırsatları sunacağını belirtti. Birleşik Krallık’ta düşük karbon ekonomisine dönüşüm kapsamında 1 milyon kişiye iş olanağı sağlandığı, GSYH’nın yüzde 7 oranında arttığı ve 11 milyar pound ithalat yapıldığını vurguladı.

Courage ayrıca, Birleşik Krallık’ın refah fonunu yeniden yapılandırıp düşük karbon ekonomisini başlıca destek alanları arasında tanımladığını duyurdu.

“2016, ekonomik dönüşüm için eylem yılı olmalı”

Fransa Büyükelçisi H.E. Charles Fries da, “2015′te Fransa ve Türkiye’de gerçekleşen saldırılarla sarsılmış olsak da, COP21 bize umut verdi” dedi. Fries, 2016′nın, ekonomik dönüşümde momentumun devamı için eylem ve uygulama yılı olması gerektiğini söyledi.

İlk adımın ise 22 Nisan’da New York’ta COP21′de uzlaşılan anlaşmayı imzalamak ve siyasi iradeyi sürdürmek olacağını ekleyen Fries, Türkiye Dışişleri Bakanlığı ile, çevre hedefleri kapsamında finansal ve teknolojik dönüşüm için yakın temasta olduklarını açıkladı.

Fransa Büyükelçisi, İzmir ve İstanbul’da karbon emisyonu ile mücadeleye uygun ulaştırma mekanizmalarını kurmak için Ankara ile işbirliği içinde olduklarını ifade etti.

“Göç ve çatışmalar, iklimden bağımsız değil”

İklim Değişikliğiyle Mücadeleden Sorumlu Eski Avrupa Komisyonu Üyesi, Danimarka Eski Çevre Bakanı Connie Hedegaard, sorunun küresel olduğunu söyleyerek, çabaların da küresel olması gerektiği çağrısı yaptı.

Hedegaard’a göre, “uygulamaya geçilmesi” anahtar önemde ve iklim değişikliği karşısında sürdürülebilir bir ekonomik büyüme modeli, kolay olmasa da “gerekli ve hayata geçirilebilir” bir hedef. Hedegaard, “önce büyüyelim sonra temizleyelim” anlayışının büyüme açısından çok maliyetli olduğunun fark edildiğini belirtti.

Bu açıdan, “COP21 sadece hükümetlere değil, iş dünyası ve belediyelere de yükümlülükler getiriyor” dedi.

Connie Hedegaard, konuşmasında “Göçmen sorunu ve güvenlik endişeleri varken iklim meselesi bekleyemez mi?” eleştirilerine de yanıt getirdi:

“İklim sorunu zaten bir süredir bekliyordu. Asıl ironi şu: Bu endişeler iklim sorunundan bağımsız değil” dedi ve Suriye örneğinde, iç savaşın sebepleri arasında iklim değişikliği temelli kuraklığın getirdiği göç dalgası olduğunu sözlerine ekledi.

ABD Büyükelçisi John Bass’ın, iş dünyasından isimlerin ve STK’ların da katıldığı toplantıda, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi, T.C. Dışişleri Bakanlığı Hukuk Danışmanı Dr. Nilüfer Oral, Massachusetts Institute of Technology (MIT) Enerji ve Çevre politikaları Araştırmaları Merkezi İcra Direktörü Michael A. Mehling gibi isimler, konuk konuşmacı olarak yer aldı.

Dünya

Ekran Resmi 2015-10-26 19.33.30 (2)

Ekran Resmi 2015-10-26 19.33.17

AVRUPA’daki enerji tüketiminin %16′sı yenilenebilir

adsız

Avrupa Birliği ülkelerinin enerji tüketiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının payının artmaya devam ettiği bildirildi.
Avrupa Birliği istatistik dairesi Eurostat tarafından yapılan açıklamaya göre birlik üyesi 28 ülke ve Nab-yenilenebilir-enerji-hedeflerini-yakalamak üzere Norveç’in 2014 yılı nihai enerji tüketiminin yüzde 16’sı yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlandı.
Bu oran 2013 yılında yüzde 15 , 2004 yılında ise yüzde 8,5 olarak gerçekleşmişti.
Bu ülkeler arasında İsveç, enerji tüketimini yüzde 52,6 oranında yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlayarak ilk sırada gelirken, en düşük oran ise yüzde 4,5 ile Lüksemburg’da gerçekleşti.
Aynı oran İngiltere’de yüzde 7, Almanya’da yüzde 13,8, Yunanistan’da yüzde 15,3, İspanya’da yüzde 16,2, Fransa’da yüzde 14,3 ve İtalya’da yüzde 17,1 olarak gerçekleşti.
Avrupa Birliği 2020 yılında yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam enerji tüketimindeki payını yüzde 20’ye, 2030’da ise yüzde 27’e ulaştırmayı hedefliyor.
Hali hazırda Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Hırvatistan, İtalya, Litvanya, Romanya, Finlandiya ve İsveç olmak üzere 9 ülke bu hedefe ulaşmış durumda.
Kaynak: Bültenler

6 ilin kaçak elektrik kullanımı nüfusu 6 ilin 3 katı olan İstanbul’a yaklaştı

adsız

12/02/2016
Güneydoğu’da 6 ilde kayıp kaçak elektrik kullanım miktarı yaklaşık 16 milyar kWh olarak hesaplandı. Bölgedeki kaybı 4.6 milyar kWh elektrik üreten Atatürk Barajı’ndan 4 tanesi ancak karşılayabiliyor. Elektriğin 5.5 milyar kWh’lik kısmı faturalandırılabildi, sadece yüzde 22’si tahsil edilebildi.

Kayıp kaçak elektrik kullanımının tavan yaptığı Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt ve Şırnak illerindeki elektrik kullanımının, neredeyse nüfusu 6 ilin 3 katı olan İstanbul’a yaklaştığı açıklandı. Oransal olarak en fazla kayıp kaçak elektrik kullanımı yüzde 86.1 ile Mardin’de belirlendi. Bu kenti yüzde 80.4 ile Şırnak, yüzde 75.3 ile Şanlıurfa, yüzde 72.6 ile Diyarbakır, yüzde 67.6 ile Batman ve yüzde 40.64 ile Siirt izledi.

Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.’den (DEDAŞ) yapılan açıklamaya göre, elektrik dağıtım hizmeti verilen Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt ve Şırnak illerindeki kayıp kaçak elektrik kullanım miktarı yaklaşık 16 milyar kWh olarak hesaplandı. Bölgedeki kayıp kaçağı, 2015’te 4.6 milyar kWh(Kilovat/Saat) elektrik üretilen Atatürk Barajı’ndan 4 tanesi karşılayabiliyor. Şanlıurfa’nın kayıp kaçağınaTürkiye’nin en büyük barajı yetmiyor.

Açıklamada, “Kullanılan 21.5 milyar kWh elektriğin sadece 5.5 milyar kWh’lik kısmını faturalandırabilen Dicle Elektrik, iş tahsilata gelince bunun da ancak bir kısmını tahsil edebildi. Yaygın olan kaçak kullanımdan ötürü sık sık trafolar patlıyor, elektrik dağıtım hatları yanıyor. Arızaların yüzde 90’ı da yine kaçak kullanımdan kaynaklanıyor” denildi. DEDAŞ’ın hizmet verdiği 6 ildeki nüfusun 5.7 milyon olduğu belirten açıklamada, “Nerdeyse nüfusu 14.6 milyonu aşan İstanbul kadar elektrik kullanıldı. Şanlıurfa’da yaşayan 1.8 milyon nüfusun bir yıllık elektrik tüketimi 6.4 milyar kWh. Yapılan hesaplamalar sonunda bu kentte faturalandırılabilen elektrik miktarı ise sadece 1.5 milyar kWh” ifadesine yer verildi.