Archive for Mart 29, 2014

İngiltere Sera Gazı Salımını Azalttı

adsız

28 Mart 2014

toprakSUenerji-İngiltere’nin  Sera gazı salımı geçen yıl %2 oranında azaldı.Hükümet tarafından yapılan açıklamaya göre bu azalmada en önemli rolü fosil yakıtların kullanılmasındaki azalma oynadı.

İngiltere Enerji ve İklim Değişikliği Kurumunun  2013 yılı için yayınladığı raporda enerji kullanımı ve sera gazı salımı miktarları   yer aldı.

Rapordaki grafiklerde sera gazı emisyonunun 1990 lı yıllardan bu yana tedrici şekilde azaldığı görülüyor.İngiltere Hükümeti  geçen   kömür kullanımında %9 doğal gaz kullanımında ise % 7 oranında azaltmaya gitti.

İngiltere’de elektrik enerjisinin %41′i kömürden elde ediliyor ve üretim düşüyor.Elektrik üretiminin %20′si Nükleer  %20′si de  Doğal Gaz santrallarından elde ediliyor.yenilenbilir enerji kaynaklarından özellikle denizdeki  Rüzgar Enerjisinin payının ise arttığı görülüyor.

İngitere Hükümeti AB’nin 2020 yılına kadar  enerjinin %20′sinin yenilenebilir kaynaklardan elde edilmesi şartını onaylamıştı. Bu kapsamda 1990 dan bu yana sera gazı emisyonlarını azaltıyor.

by Daniel J. Graeber
Washington DC (UPI) Mar 26, 2014

İsrail gazı Türkiye’ye Kaça Gelir?

Merve ERDİL                                               28 Mart 2014

adsız

İsrail gazını Türkiye’ye getirmek üzere teklif veren Turcas, Zorlu, Aksa ve Enka, gaz için makul alım fiyatının 200 doların altında olduğunu savunuyor.

10 şirketin İsrail’den doğalgaz getirmek üzere Leviathan sahası ortaklarına teklif sunduğu bilgisi İsrail basınına yansırken, bu listede Zorlu, Turcas, Aksa ve Enka gibi şirketlerin de olduğunu öğrendik.

Yapılacak anlaşma, Leviathan üretim sahasından Türkiye’ye döşenecek olan boru hattını ve yüzer platformda üretim, depolama ve gemilere aktarım işlemini kapsıyor. Anlaşmadaki en önemli unsur ise gazın Türkiye’deki satış fiyatı. Leviathan sahası ortakları, kendilerine en uygun teklifi sunan şirketi tercih edecek. Türk şirketlerin ortak görüşü ise İsrail gazının çıkış fiyatının 200 doların altında olması gerektiği yönünde. Görüştüğümüz bir sektör temsilcisi, “Herkesten fiyat teklifi aldılar. Kim gazı Türkiye pazarında hangi fiyattan satabilir diye ölçmeye çalışıyorlar. İsrail gazının Türkiye’ye gelebilmesi için oradaki satış fiyatının 200 dolar altında olması gerekiyor. 180 dolar civarında bir fiyatla bu proje makul hale geliyor” şeklinde konuştu.

Doğu Akdeniz, yaklaşık 540 milyar metreküp rezerve sahip Leviathan sahası ile enerji şirketlerinin radarına girdi. 2000-2013 yılları arasında keşfi yapılan 10 saha ile İsrail münhasır ekonomik bölgesindeki toplam rezervin 1 tilyon 132 milyar metreküp seviyesine ulaştığı kaydediliyor. Leviathan sahasının ortakları ABD’li Noble ve İsrailli Delek şirketleri, bir süredir Türkiye’nin enerji oyuncularıyla görüşme trafiği yürütüyor.

Edinilen bilgilere göre, Noble-Delek ortaklığı, ilgili şirketlerden “Gazı nasıl pazarlayacaksınız”, “Kendi tüketim kaynağınız var mı”, “Satışında nasıl  bir fiyat formülü olacak” gibi soruları yanıtlayan bir döküman istedi. Sektör temsilcileri, İsrail gazını Türkiye’ye getirirken, BOTAŞ’ın fiyatının altında satış yapılması gerektiğini vurgulayarak, “BOTAŞ’ın elinde bu kadar güç varken, BOTAŞ’a uymayıp, bunu uluslararası bir fiyata, petrol ürünlerine endekslemek mümkün değil. BOTAŞ politik fiyat uyguluyor, 100 dolara yakın sübvansiyon yapıyor. BOTAŞ’ın fiyatının altına inmediği sürece pazarlanması çok zor” şeklinde konuştu. İsrail gazının gelmesi için, oradaki kuyu başı fiyatının 180 dolar civarında olması gerektiğini kaydeden bir sektör temsilcisi, “180 doların üstüne, yaklaşık 100 dolar taşıma bedeli ekleniyor.

Böylece gaz Türkiye sınırına 280 dolardan geliyor. 15 dolar BOTAŞ’a ödenecek iletim bedeli ile 295 dolara çıkıyor. 10 dolar da gazı getiren firma kar etmek isteyecek; böylece .Türkiye pazarına 305 dolardan girmiş olacak. Bugünkü şartlarda BOTAŞ’ın indirimli fiyatlarıyla rekabet edebilmek için İsrail’deki kuyu başı fiyatın 200 doların altında olması lazım” dedi. Öte yandan, yaklaşık üç yıl sonra gelmesi planlanan İsrail gazının şartları henüz belli olmadan, Delek-Noble  ortaklığının fiyat teklifi istemesi “anlamsız” bulunuyor.

Leviathan’a 1 yıl rötar

ENERJİ IQ’nun haberine göre, Noble Energy CEO’su Charles Davidson, Doğu Akdeniz Doğalgaz Konferansı’nda şunları söyledi: ““Leviathan’ın dış pazarlara gaz tedarik edebilmesi için İsrail’in ihraç politikasını belirlemesi gerekiyor. Leviathan’da bu politikanın belirlenmemesi ve kesinleşmemesi nedeniyle bir yıllık gecikme olduğu artık sır değil. Bu ölçekteki projeler için bu gecikme normal ama milyar dolarlar yatırılan bu projenin de belirsizliklerin giderilmesine ihtiyacı var.” ABD’li Noble Energy, aynı zamanda Güney Kıbrıs’ta tartışmalı 12’inci blokta yer alan Afrodit sahasının da en büyük hissedarı konumunda.

merdil@hurriyet.com.tr

Hedefler tutmadı doğalgaza rekor zam kapıda

adsız

27 Mart 2014,

Hazine, BOTAŞ’a bu yıl için ortalama dolar kurunu 1,98 TL, ham petrolün varil fiyatını 103,89 dolar olarak bildirdi. Ancak ilk 3 ayda dolar kuru 2,2 TL, ham petrol 107 dolar civarı seyretti. Sadece son bir yıldaki kur farkının maliyet baskısı yüzde 25-30. Seçim öncesi ertelenen zamların birikmiş olarak fiyata yansıması kaçınılmaz.

Hazine Müsteşarlığı’nın 2014 yılı için BOTAŞ’a bildirdiği mali öngörüler ortaya çıktı. Buna göre Hazine, kamu şirketi BOTAŞ’a ortalama dolar kurunu 1,9818 TL, enflasyonu yıllık 5,27, ham petrol varil fiyatını ise 103,89 dolar olarak bildirdi. Türkiye’nin doğalgaz ithalatçısı, kamu şirketi BOTAŞ da 2014 yılı mali programını buna göre hazırladı. Ancak yılın ilk 3 aylık döneminde dolar kuru (25 Mart 2014 itibarıyla) 2,2333 liraya yükselirken, ham petrolün varil fiyatı da 107 dolar civarında seyrediyor. Yıllık enflasyon ise (TÜFE) yüzde 7,9 oldu. Yapılan hesaplamalara göre son bir yılda sadece kurdaki değişimin doğalgazda oluşturduğu maliyet baskısı yüzde 25-30 civarında. Sektör uzmanlarına göre, doğalgaza zam kaçınılmaz. Seçim öncesi ertelenen zamlar seçimden sonra vatandaşa birikmiş bir yük olarak yansıyacak. Doğalgaza yüklü zam gelmesi durumu 2008 yılında yaşanmıştı. Dolardaki artış, BOTAŞ’ın mali yapısını olumsuz etkiliyor. Hazine’nin 2014 yılı için BOTAŞ’a bildirdiği dolar, ham petrol ve enflasyon öngörülerindeki sapma dikkate alındığında doğalgaz satış fiyatları için ciddi maliyet baskısı söz konusu. Sektör uzmanlarına göre doğalgazda ciddi maliyet artışı yaşanıyor. Son bir yıllık dönemde sadece döviz kurundan kaynaklı maliyet artışı yüzde 25-30’lara çıktı. Kamu şirketi BOTAŞ siyasi baskılarla zam yapmayarak bu maliyet yapısını sırtlamaya çalışıyor. Ve konutlara (dağıtım şirketleri) ucuz, kamu elektrik santrallerine pahalı doğalgaz fiyat politikası izliyor. Ancak, uzun vadede bu fiyatlandırma politikası olumsuz sonuç verir. Seçim sonrası süreçte doğalgaza maliyet artışı oranında zam kaçınılmaz gözüküyor.

Doğalgazın maliyetinin altında satılması geçici

Doğalgazın maliyetinin altında bir fiyatla satılması geçici bir durum. Türkiye tüketime sunduğu doğalgazın yaklaşık yüzde 98’ini yurtdışından ve dövizle satın alıyor. İç pazara ise TL olarak satıyor. Uzun süre yapılmayan zam ilk bakışta tüketicileri sevindiren bir durum. Fakat sonra biriken maliyet artışının fiyata yansıtılmasıyla ortaya çıkan yüksek zamlar hem tüketicinin hem de BOTAŞ’ın zararına oluyor. Bunun son örneği 2008 yılında yaşandı. Uzun yıllar zam yapmayan kamu şirketi 2008 yılında yıllık bazda yaklaşık yüzde 80 civarı zam yaparak mali yapısını düzeltmeye çalıştı. Ancak bu durum abonelerin büyük tepkilerine neden oldu ve BOTAŞ’ın doğalgaz satışlarını sert bir şekilde düşürdü. Zamlı fiyatlar nedeniyle satış hedefleri yakalanamadı ve gaz ithal edilen 3 ülke ile ‘al ya da öde’ (take or pay) maddesinin işletilmesi durumu ortaya çıktı. Kamu şirketi BOTAŞ bu şekilde içeride tüketim düştüğü için almadığı gaza karşılık milyarlarca lira parayı anlaşma gereği bu ülkelere ödedi. Şimdi de benzer bir durum yaşanması söz konusu. Birden anormal zam yapmamak ve tüketicilerin mağdur olmaması için şirket fiyatlandırma politikaları siyasi baskılardan arındırılmalı ve gerçek maliyetli fiyatlandırma politikası uygulanmalı. Yoksa ertelenen zamlar hem tüketiciyi hem de BOTAŞ’ı yakıyor.

Kaynak: Zaman Gazetesi  İSMAİL ALTUNSOY

Rus ve Amerikalı şirketler Kürt petrol ve doğalgazını birlikte çıkaracak

adsız

27.03.2014

ABD’li petrol şirketi Exxon Mobil, Rus enerji şirketi OAO Rosneft’i Irak’ın Kürdistan bölgesinde petrol ve doğalgaz araması yapmak için bölgede birlikte çalışmak üzere ikna etmeye çalışıyor.

ABD ve Rusya ilişkileri, özellikle Ukrayna ve Kırım’da yaşanan krizle birlikte soğuk savaşın bitiminden bu yana en asgari düzeyde seyrediyor olsa da, iki ülkenin petrol devleri, Irak Kürdistanı petrolleri için işbirliği yolları arıyor.

Bloomberg’ün haberine göre Amerikan petrol devi Exxon Mobil ile Rus muadili OAO Rosneft Irak’ın kuzeyindeki Federe Kürdistan bölgesinin petrollerinin çıkarılması konusunda işbirliği yapmak üzere görüşmeler yapıyor. İki şirket arasındaki işbirliği görüşmeleri büyük bir gizlilik içinde yürütüldüğünden isimlerini vermek istemeyen bazı yetkililere göre, bir anlaşma kesin olmamakla birlikte Rus Rosneft, ABD’li Exxon Mobil’in teklifini ciddi olarak değerlendiriyor.

İki şirket hâlihazırda Kuzey Buz Denizi’nde araştırma, Rusya’da petrol yataklarının testi ve Texas’ta ham petrol çıkarılması gibi işlerde birlikte çalışıyorlar. Ukrayna’da yaşanan krizin ardından Rusların çoğunlukta olduğu Kırım’ın bu ülkeden ayrılarak Rusya’ya katılması, AB ve ABD’nin Rusya’ya ve Rus şirketlerine yönelik ciddi yaptırımlara gitmesine neden olsa da, bu yaptırımların henüz iki şirketin ortak çalışmalarına bir etkisi olmadı.

Alfa Bank’tan petrol ve gaz analisti Alexander Kornilov’un yorumuna göre Exxon, Rosneft’in pek çok projede büyük ve önemli bir ortağı.

Exxon-Rosneft girişiminin Kıdemli Başkan Yardımcısı Mark Albers’in 5 Mart tarihli açıklamasına göre, iki şirket, bu yıl Rusya’nın Pasifik kıyısındaki Sakhalin Adası’ndan petrol çıkarmaya başlayacak. Şirketler Rusya’nın kuzeyindeki “Kara Denizi”nde de bir kuyu planlıyorlar.

Rosneft’in basın servisi, Exxon’un Rusya temsilciği ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi konuyla ilgili herhangi bir yorum yapmadı.

Kaynak: Enerji Enstitüsü

Kurulu Güç 64 500 MW’a Ulaştı

adsız

26.03.2014 

Son yıllarda ivme kazanan enerji yatırımlarıyla birlikte devreye alınan santrallerin sayısı da artmaya devam ediyor. Türkiye’nin elektrikteki toplam kurulu gücü geçen yılın şubat ayına göre yüzde 12 artış gösterdi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerinden derlenen bilgilere göre, ocak ve şubat ayları içinde 507 megavatlık güce sahip toplam 41 santral devreye alındı. İşletmeye alınan 41 santralin 20′si HES, 11′i rüzgar, 8′i doğal gaz çevrim ve 2′si de biyogaz santrallerinden oluştu.

İşletmeye alınanlar arasında kurulu güce en fazla katkıyı hidro elektrik santralleri (HES) sağladı. Yılın ilk 2 ayında devreye alınan enerji yatırımlarının 353 megavatlık kısmı HES’lerden, 110 megavatlık kısmı rüzgar enerjisi santrallerinden, 35 megavatlık kısmı termik santrallerden, 7,5 megavatlık bölümü de jeotermal, çöp, atık ısı ve biyogaz santrallerinden oluştu. Bu yıl devreye alınan kurulu gücü en büyük santral ise 61,95 megavatla Adana’daki Kavşak Bendi Hidroelektrik Santrali oldu.

Öte yandan şubat ayındaki elektrik tüketimi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 4,2 artış gösterdi. Geçen yılın şubat ayında 188 bin 42 gigavatsaat olan tüketim, bu yılın aynı ayında 19 bin 634 gigavatsaate çıktı.

Elektrik üretimi ise tüketimdeki artıştan fazla oldu. Söz konusu dönemde elektrik üretimindeki artış yüzde 5,2’yi buldu. Geçen yılın şubat ayında 18 bin 287 gigavatsaat olan elektrik üretimi bu yılın aynı ayında 19 bin 237 gigavatsaate yükseldi.

Kaynak: Enerji Enstitüsü

ABD Ortadoğu’dan Çekilir mi ?

adsız 24 Mart 2014

Konvansiyonel olmayan jeolojik formasyonlardan petrol ve doğal gaz çıkartmaya olanak sağlayan yeni teknolojiler, Kuzey Amerika’da yeni enerji kaynakları ortaya çıkarttı ve ABD’yi yükselen enerji süper gücü haline getirdi.

Birçok uzman, kaya enerjisi devrimiyle gerçekleşen ABD enerji sektöründeki bu etkileyici büyümenin, sadece küresel enerji pazarını değil, ABD dış politikasını da dönüştüreceği yorumunu yapıyor. ABD’nin, Orta Doğu’dan ithal ettiği petrol azaldıkça, sürekli çalkantılarla boğuşan bölgeye olan ilgisinin de azalacağını, bölgeden askeri ve diplomatik çekilmesiyle sonuçlanacağını öngörüyorlar.

Ortadoğu, ABD Petrolünün sadece %9′unu karşılıyor

Bu o kadar da kolay değil. ABD’nin enerji görünümündeki değişimler nedeniyle Orta Doğu’dan çekilebileceği önermesi, ABD’nin bölgedeki çıkarlarının fazlasıyla basite indirgenmesinden ve kaya enerjisi devriminin sürdürülebilirlik ve yaygınlaştırılabilirliği konularındaki iyimser varsayımlardan kaynaklanıyor. Bu nedenle kaya enerjisi devrimini perspektife yerleştirip ABD’nin enerji üretimindeki dönüşümlerin Orta Doğu’daki duruşuna belirgin etki edeceği beklentisini incelemek gerekiyor. Diğer taraftan ABD’nin Orta Doğu’daki varlığının bölgeden yaptığı petrol ithalatına olan bağımlılığı nedeniyle olduğu efsanesine de artık bir son vermek gerekiyor. Orta Doğu, günümüzde ABD’nin petrol ihtiyacının sadece yüzde dokuzunu karşılıyor. ABD’nin ithal ettiği petrolün büyük bir bölümü Kanada, Meksika ve Venezuela olmak üzere batı yarım küreden geliyor.

ABD, Orta Doğu’ya petrol için direkt olarak bağımlı olmasa da, fiyat istikrarı için bölgeye bağımlı. Petrolün küresel fiyatı Orta Doğu’daki siyasi olaylardan fazlasıyla etkileniyor. Bu nedenle, bölgeden petrol ithalatı sıfıra inse dahi ABD’nin bölgeden çekilmeyi nasıl göze alabileceğini anlamak gerçekten güç.

Coğrafya, Soğuk Savaş kalıntıları, İsrail, terörizm, din, nükleer silahların yaygınlaşması ve demokrasinin teşvik edilmesi ABD’nin Orta Doğu’ya yaklaşımını şekillendiren etmenlerden sadece birkaçı. Savaş olmayan yıllarda dahi ABD, bölgede askeri varlığını her yıl onlarca milyar dolar harcayarak sürdürüyor. Bu yatırım ABD’nin elde ettiği enerji kaynaklarına ise çok az katkı sağlıyor. ABD, Irak savaşında neredeyse tüm yükü üstlenmesine karşın bugün Irak petrol kaynaklarının büyük bölümünü Rusya ve Çin paylaşıyor ve Amerikan şirketleri neredeyse hiçbir ihaleyi alamıyor. Özetle, ABD vergi mükellefleri otomobil ve kamyonlarında en az Orta Doğu’dan gelen petrolü kullanırken, bölgenin petrol kaynaklarını koruma hizmetini sübvanse ediyorlar.

Ortadoğu’da ABD Varlığı İçin Üç Neden var !

ABD, enerji tam bağımsızlığını sağlasa bile Orta Doğu’daki askeri varlığını sürdürmesi için en az üç iyi neden var.

  • Birincisi, ABD’nin bölgeden çekilmesi bölgede daha güçlü bir Çin, hatta belki de Rus ve Hint askeri varlığına yol açacak olması.
  • İkincisi, ABD’deki enerji üretimindeki ciddi artış, ekonomiyi olumlu etkileyecek olması. Bu etki büyük ihtimalle, askeri harcamalardaki kesintileri sonlandırıp ABD’nin, Orta Doğu’dakiler de dahil olmak üzere küresel sorunlara eğilebilmek için gereken finansal kaynağı ve kamuoyu desteğini sağlamaya yardımcı olacaktır.
  • Üçüncüsü, ABD’nin havacılık ve savunma sanayisi ürünleri ihracatı yıllık 100 milyar dolara yakın olması. Bu ürünlerin neredeyse yüzde 60′ı Orta Doğu ülkelerine gidiyor. Havacılık ve savunma sanayi ürünlerinin ABD ekonomisindeki yeri, ABD’nin bu ürünlere en fazla ihtiyaç duyulan ve talebin en çok artma ihtimali olan pazarlara angaje olmaya devam etmesini gerektiriyor.

Orta Doğu artan etnik, dini ve siyasi ayrışmalarına ve insani gelişmenin yavaşlığına rağmen büyük ihtimalle ucuz petrolün tek kaynağı olmaya devam edecek. Bölge dünya konvansiyonel ham petrol rezervlerinin dörtte üçüne sahip olması nedeniyle, özellikle petrol söz konusu olduğunda, fiyat belirleyici olmayı sürdürecek. Petrol, ulaşım yakıtı pazarını besleyen tek emtia olduğu, ve bu nedenle ABD ekonomisinin fiyat yükselişlerine karşı kırılganlığı devam ettiği sürece, ABD’nin Orta Doğu üzerindeki hakimiyetini sürdürmekten başka çaresi olmayacak.

*Gal Luft Global Güvenlik Analizleri Enstitüsü (IAGS) Direktörü ve ABD Enerji Güvenliği Konseyi’nde kıdemli danışmandır. Bu makalenin orijinal metni Turkish Policy Quarterly Kış 2014 sayısında yayınlanmıştır. Bu metin, orijinal makalenin kısaltılmasıdır. Tercüme TPQ ekibi tarafından yapılmıştır. Daha fazla bilgi için lütfen www.turkishpolicy.com sitesini ziyaret ediniz.

Dursun Yıldız ‘Su sorunu aspirin tedavisiyle çözülmez’

adsız

21/02/2014 

Türkiye, son yılların en ciddi ‘su kıtlığı’ tehlikesiyle karşı karşıya. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok kentteki baraj doluluk oranlarının yüzde 30′larda seyrettiği bu dönemde hükümetten gelen, “B ve C planlarımız var” açıklamalarını sorduğumuz Su Politikaları Uzmanı Dursun Yıldız, “Bu planlar kısa vadeli ‘radikal’ önerilerdir, su sorunu aspirinle çözülmez” dedi.

Hükümetin ‘B ve C’ planları neler?

Toprak Su Enerji Çalışma Grubu üyelerinden Su Politikaları Uzmanı Dursun Yıldız, hükümetin kısa vadede havzalar ve barajlar arasında su aktarımı yapmak, deniz ve yeraltı sularına ‘aşırı’ yüklenmek gibi çözümlere başvurabileceğini söyledi.

‘Uzun dönemde uygulanırsa ekosisteme zarar verir’

Bu planlar kısa vadeli ‘radikal’ önerilerdir, uzun dönemde uygulamaya devam edilmesi durumunda ekosisteme zarar verir” diyen Yıldız, kuraklık tehlikesinin ekosisteme en az zarar verecek yöntemlerle aşılması gerektiğini belirtti.

Önümüzdeki senenin de yağışlı geçmemesi durumunda Türkiye’yi çok daha sıkıntılı günlerin bekleyeceğine dikkat çeken Yıldız, “Su sorunu aspirinle çözülmez” dedi

‘Kuraklık tehdidini fırsata çevirmeliyiz’

Türkiye’nin yarı kurak bir coğrafyada bulunduğunu hatırlatan Yıldız, ‘su yönetiminin’ yeni koşullara uygun hale getirilmesi gerektiğini söyledi..Öncelikli olarak suyu depolamayı değil, nasıl verimli kullanabileceğimizi düşünmemiz gerektiğini savunan Yıldız,“Bu kuraklık tehdidini fırsata çevirmeli suyun verimli kullanımı konusunda toplumsal bilinç oluşturmalıyız.” dedi.

Yağışlar geçtiğimiz yıla göre yüzde 41.2 azaldı

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar’ın açıklamasına göre, 2013 Ekim-Aralık döneminde yağışlar, geçen yıla göre yüzde 41.2, normal yıllara göre yüzde 30.4 azaldı. En fazla yağış azalması yüzde 49.4 ile İç Anadolu ve yüzde 47.7 ile Akdeniz bölgelerinde oldu. Bu iki bölgeyi yüzde 45.9 ile Doğu Anadolu, yüzde 30.4 ile Güneydoğu Anadolu, yüzde 25.7 ile Marmara, yüzde 18.8 ile Ege, yüzde 11.8 ile Karadeniz bölgeleri takip etti.

Kaynak: http://www.diken.com.tr/aktuel/su-sorunu-aspirin-tedavisiyle-cozulmez/

ABD Petrol İhraç Edebilir mi ?

adsız21 Mart 2014

ABD 2008 yılından beri, daha verimli araçlar ve sondaj teknolojisindeki ilerlemeler sayesinde daha fazla petrol üretimi yapmaktadır. Bu durum ülkenin petrol ithalatını düşürmekte ve fiyatlarda yükselmeye sebep olacak dış petrol arzındaki sıkıntılara karşı ülkenin kırılganlığını azaltmaktadır. Ne var ki, ABD Enerji Bilgilendirme İdaresi (EIA), petrol üretimindeki yükselişin 2019 yılında zirve yapacağı ve o yıldan sonra yerli üretimin tedricen düşeceğini öngörmektedir. ABD’de ham petrol ihracatına yönelik yasağın kaldırılması yeni enerji güvenliği ve fiyat istikrarı durumunu heba etmek anlamına gelmektedir. Bu çerçevede, ABD’deki fiyat istikrarı ve enerji güvenliği gibi faydaları sürdürebilmek için yerli ham petrol ihracat yasağını savunmak gerekmektedir.

İhracat Yasağı kalkarsa…

1973 Arap petrol ambargosundan sonra ABD Kongresi Enerji Politikası ve Korunması yasasını yürürlüğe koyarak yerli üretilen ham petrolü içeride tutmak ve fiyat şoklarından asgari ölçüde etkilenebilmek için nerdeyse tüm ihracatı yasaklamıştır. Yasağın konulduğu dönemlerde ABD petrol ve likit yakıtlarda %64’lük üretim gerçekleştirip, %36’lık ithalat yaparken, 2013 yılında da aşağı yukarı aynı oranlarda üretim ve ithalat yapmaktadır.

Yasağın kaldırılması halinde, petrol şirketleri, 2014 yılında yerli petrolden ortalama 9 $/varil daha fazla olacak yüksek dünya uluslararası fiyatlardan petrolleri satacaklardır.

EIA’ya göre, 2014 yılında ABD, ürettiğinden 5 milyon varil/gün daha fazla petrol ve likit tüketecektir. Arz ve talep arasındaki açık devam edecek gibi gözükmektedir.

ABD’de üretilen petrol, uluslararası arz sıkıntılarının yaşanması halinde ABD’nin daha az etkilenmesinde önemli role sahiptir. Yasağın kaldırılmasıyla ABD’liler oldukça az fayda sağlayacaklardır. Bu yasak durumunda bile petrol şirketleri oldukça yüksek karlar elde etmişlerdir. Beş büyük petrol şirketi (BP, Chevron, ConocoPhillips, Exxon Mobil, Shell), son on yılda 1 trilyon doların üzerinde toplam kar elde etmişlerdir.

adsız

Sonuç olarak, ham petrol ihracat yasağının kaldırılmasından sonra ABD’deki enerji güvenliği ve yakıt fiyatlarının değişmeden devam edeceğini tahmin eden bağımsız bir analiz bulunmamaktadır. Başkan Obama ve Kongre benzin fiyatlarının istikrarını ve enerji güvenliğini güçlendirmekten uzak bir siyaset benimsememelidir. Bunun yerine,  ham petrol ihracat yasağını savunmak için bir araya gelinmelidir.

Yazan: Daniel J. Weiss

Kaynak: American Progress - Enerji.Gov.Tr

Dünya Su Günü

adsız

22 Mart tarihi, 1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda ilan edildiğinden bu yana Dünya Su Günü olarak kutlanmaktadır.

Teklif ilk kez, 1992’de Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde yapılan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda (UNCED) gündeme getirildi. 1993’ten itibaren katılım her yıl katlanarak arttı; halk, desteklerini göstermek amacıyla gün boyu muslukları açmamaya teşvik edildi.

Birleşmiş Milletler ve üye ülkeler bu günü, dünyadaki su kaynakları ile ilgili somut çalışmaları ödüllendirmek ve Birleşmiş Milletler tavsiyelerini uygulamaya ayırmışlardır.

Birleşmiş Milletlere üye ülkelerin dışında, içilebilir su kaynakları ve su yaşamını destekleyen bazı sivil toplum kuruluşları da Dünya Su Günü’nü, çağımızın öncelikli su sorunlarına dikkat çekmek için iyi bir fırsat olarak değerlendirmektedir. Örneğin, Dünya Su Konseyi 1997’den bu yana her üç yılda bir düzenlediği Dünya Su Forumu ile bir hafta boyunca binlerce katılımcıya ulaşmaktadır. Katılımcı kuruluşlar ve Sivil toplum örgütlerinin dikkat çektiği konular arasında, “temiz içme suyuna ulaşma şansı olmayan bir milyar insan” ve “aile içinde suya ulaşmada cinsiyetin yeri” gibi konular yer almaktadır.

Ayrıca Dünya Su Günü vesilesi ile 2003, 2006, 2009 ve 2012 yıllarında Birleşmiş Milletler Dünya Su Kaynaklarını Geliştirme Raporu yayınlanmıştır.

1995 yılından bu yana Dünya Su Günü için belirlenen temalar şöyledir:

- 1995 Kadınlar ve Su

- 1996 Kirli Şehirlere Su

- 1997 Dünyanın Su Potansiyeli Yeterli Mi

- 1998 Yeraltı Suyu ve Görünmez Kaynaklar

- 1999 Su Kaynakları Etrafında Hayat

- 2000 21. Yüzyılda Su

- 2001 Su ve Sağlık

- 2002 Kalkınma İçin Su

- 2003 Gelecek İçin Su

- 2004 Su ve Afetler

- 2005 Hayat için Su 2005-2015

- 2006 Su ve Kültür

- 2007 Susuzlukla Mücadele

- 2008 Arıtma

- 2009 Sınır Aşan Sular

- 2010 Su Kalitesi

- 2011 Su ve Kentleşme

- 2012 Su ve Gıda Güvenliği

- 2013 Su Dayanışması

- 2014 Su ve Enerji

adsız

 

ABD Lefkoşa Büyükelçisi: ‘Kıbrıs’ta çözüm olmadan doğalgazın taşınması çok zor’

adsız

21 03 2014

ABD’nin Lefkoşa Büyükelçisi John Koenig, adada bir çözüm olmadan Akdeniz’de keşfedilen doğalgaz kaynaklarının diğer yollardan Avrupa veya Türkiye pazarına taşınmasının, çok zor yada imkansız olacağını söyledi.

Büyükelçi Koenig, AP Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, bölgede keşfedilen doğalgazın son yıllarda ekonomik olarak zor günler geçiren Güney Kıbrıs’ın ekonomisine katkı sağlayacağını kaydetti.

Adada olabilecek bir anlaşmanın doğalgazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşmasına olanak sağlayacağını ifade eden Koenig, bunun Avrupa’nın enerji kaynaklarının çeşitlenmesine ve Türkiye’nin enerji ihtiyacının karşılamasına da yardımcı olacağını dile getirdi.

“Kıbrıs’taki bir çözüm, ekonomiye de büyük destek sağlayacak” diyen Koenig, adada bir çözüm olmadan Akdeniz’de keşfedilen doğalgaz kaynaklarının diğer yollardan Avrupa veya Türkiye pazarına taşınmasının çok zor ya da imkansız olacağını söyledi.

Güney Kıbrıs’ın enerji planlamasının özünde küresel pazarlara daha kolay ulaşım olduğunu kaydeden Büyükelci Koenig, gazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya boru hattı ile taşınmasının, gazın sıvılaştırılarak gemilerle taşınmasından çok daha kolay olduğunu bildirdi.