Archive for Kasım 30, 2013

Sivil İklim Zirvesi Yapıldı

adsızKüresel Denge Derneği’nin sorumluluğunda yaklaşık bir yıldır süren bir UNDP projesinin sonucu olarak Türkiye’nin ilk “Sivil İklim Zirvesi” geçen hafta yapıldı ve Bildirge yayınlandı, süreç devam ediyor.

Sivil İklim Zirvesi’nden Kamuoyuna Duyurulur!

İklim  değişikliği ile mücadelede Türkiye’nin;

  • taraf olduğu BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü’ne rağmen hiçbir sorumluluk almadığını,
  • enerji, ulaştırma, konut ve atık gibi önemli sektörlerde iklim dostu uzun dönemli hedefler almayıp ülke ekonomisini, doğayı ve bizzat vatandaşın geleceğini tehlikeye attığını,
  • kalkınma politikalarını akılcı sosyo-ekonomik ve çevresel değerlendirmeler yapmadan şekillendirdiğini,
  • seragazı emisyon azaltımı için sayılaştırılmış bir hedef koymayıp ulusal düzeyde uygulanabilir mücadele kararları almadığını,
  • şeffaflık ve katılım ilkelerini gözardı ettiğini, politikalara ve önlemlere dair kararlarını yurttaşa rağmen alındığını,
  • yerel yönetimler için de seragazı azaltım hedefi koymadığını,
  • ormanların, su kaynaklarının, korunan alanların, biyolojik kütlenin ve diğer ekosistemlerin vazgeçilmez rollerini kabullenmediğini, aksine tamamen yok olmalarına neden olan yatırımlar yaptığını ve bu tahribatın sosyal sonuçlarını gözardı ettiğini,
  • yerel düzeyde iklim etkilerine karşı önlemleri ve olası faydalarını içeren hiç bir politika taahhütü üstlenmediğini, kentlerde aksine iklim düşmanı yatırımlara öncelik verdiğini,
  • etkileri, başta tarım ve gıda güvenliği olmak üzere iklim bağımlı sektörlerin  yatırımlarında dikkate almadığını, bu konuda yasal, kurumsal ve mali ihtiyaçları gözardı ettiğini,
  • mevcut iklim dostu teknolojilere ve araştırmalara rağmen halen kaynakları fosil yakıt politika ve programlarına ayırdığı,
  • gündelik yaşamda ülke çapında sık sık şahit olduğumuz sel, kuraklık gibi iklim afetlerinin etkilerine karşı önlem almayıp vatandaşın can ve mal güvenliğini tehlikeye attığını görerek,
  • Türkiye’nin Ulusal ve Yerel İklim Hedefini   B İ Z  Açıklıyoruz…
  • Bu tehlikeli gidişe artık dur demek gerekiyor. Türkiye’nin seragazı emisyonları 1990’dan 2011’e kadar yüzde 124 arttı. Bu tehlikeli artış kırda ve kente birçok alanda hayatımızı tehdit ediyor. Seller, su baskınları, sıcak hava dalgaları, kuraklık, hortumlar  gibi aşırı hava olaylarının şiddetinin ve sıklığının artması ile iklim değişikliğinin etkilerine Türkiye’de daha yakından şahit oluyoruz. Sorunu görmezden gelmek bir çözüm olamaz.
  • Türkiye küresel iklim değişikliğine neden olan seragazı emisyonlarını, 2011 yılına göre 2020’ye kadar en az yüzde 15 oranında azaltmak zorunda. Bu hedefe yeni hidroelektrik, termik ve nükleer santral kurmadan erişilebilir. Üstelik enerji verimliliği ve tasarruf tüm sektörlerde seragazı emisyonlarının azaltılmasında en uygulanabilir araçlar.
  • Bu ulusal hedefe ulaşmak için, yerel yönetimler de hemen eyleme geçmek zorundadır.Belediyeler seragazı envanterlerini çıkarmalı ve ulusal hedefe paralel olarak 2020 yılına kadar yüzde 15 emisyon azaltım hedefi almalıdır. Emisyon azaltımı raporlanarak toplumla paylaşılmalıdır. Yerel yönetimlerde yapılacak tüm uygulamalar seragazlarını azaltmayı öngören iklim eylem planlarıyla yönlendirilmeli, bu planlarda iklim değişikliğinin etkilerine uyum hedefleri mutlaka yer almalıdır.
  • Çözümün mümkün olduğunu biliyoruz. Çözüm ulusal ve yerel ölçekte kömür, petrol ve doğalgaz kullanımının azaltılması, kayıpların önlenmesi ve yenilenebilir enerji payının artırılmasıdır. Bir yandan ulaşımda ve konutlarda “karbon nötr” uygulamaların ve atık sektöründe geri dönüşüm, azaltım ve yeniden kullanım politikalarının hızla hayata geçirilmesi ile bunun başarılabileceğini biliyoruz. Böylesi bir süreç, bugün fosil yakıtlar için toplanan vergilerin iklim dostu çözümlere aktarılması ile mümkündür. Tüm bu önlemler, Türkiye’nin acilen alması gereken ulusal seragazı emisyon azaltım hedefine ulaşmasını sağlayacak ve sadece devlete değil, bireye de önemli ölçüde ekonomik kazançlar getirecek.
  • Yüksek maliyetli ve iklim düşmanı olan mevcut uygulamalara dur demek için belediyelerin bu sürece hemen dahil olması şart. Bu nedenle, yaklaşan yerel seçimlerin öncelikli gündeminin “iklim dostu belediyecilik” olmasını önemsiyor ve politik iradeyi bu yönde beyanat vermeye çağırıyoruz.
  • Tüm siyasi partilerin belediye başkanı adaylarından yüzde 15 seragazı emisyon azaltımı hedefinin seçim beyannamelerinde yer almasını talep ediyoruz. Bu süreçte ve gelecekte ulusal ve yerel uygulamaları yakından takip edeceğimizi, sadece çözümden yana olanlarla adım atacağımızı politikacılara duyururuz.

Sivil İklim Zirvesi

www.iklimzirvesi.org

23 Kasım 2013, Ankara

Batılı Petrol Devleri İran’a Dönüyor !

29.11.2013 

adsızİran’ın nükleer krizinde Batı ile anlaşmasının ardından enerji devi şirketler kapıları aşındırmaya başladı. 1990′lı yıllarda ambargoya rağmen ülkeye giderek burada yatırım yapan ardından çıkan Royal Dutch Shell, Eni ve Statoil gibi firmalar dönmek için görüşmelere başladı.

İran eski Enerji Bakanı Bijan Namdar Zanganeh bu şirketler ile dolaylı olarak görüştüğünü ve ülkeye yatırıma davet ettiğini belirtti.

Türkiye cephesinde ise Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, uygulanan ekonomik yaptırımların kısmen gevşetilecek olmasının ardından İran’a yapılan ödemelere Halkbank’ın yanı sıra diğer bankaların da aracılık edebileceklerini belirtti.

Kaynak: Enerji Enstitüsü

Rusya bütçesinde Petrolün 3 yıllık ortalama fiyatı 92 dolar alınmıştı !

adsıztoprakSUenerji-Geçen yıl  Rusya hükümeti 2013 ve uzun dönem 2014-2015 taslak bütçelerini Rusya parlamentosu alt kandı Duma’ya sunmuştu.. Yeni dönem bütçede emeklilik, sağlık, zorunlu sigortalar ve sosyal fonlarda önemli oranda iyileştirme yapılmıştı.

Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov’un verdiği bilgiye göre 2013 bütçesi 12 trilyon 865 milyar ruble (429 milyar dolar) gelir olacak. Gider kalemi ise 13 trilyon 387 milyar ruble (446 milyar dolar). Gelecek yıl için beklenen muhtemel bütçe açığı 17 milyar dolar.

adsız2014 için gelirler 14 trilyon 63 milyar ruble (468 milyar dolar), giderler 14 trilyon 207 milyar dolar (473 milyar dolar). 2014 için bütçe açık beklentisi 5 milyar dolar civarında. 2015 için 14 trilyon 615 milyar ruble gelir bekleyen Rusya, 15 trilyon 626 milyar ruble de harcama yapacak. 2015 için bütçenin açık vermesi beklenmiyor.

2013 federal bütçe beklentisine göre gayri safi milli hasıla 66 trilyon 515 milyar rubleye (2 trilyon 217 milyar dolar) ulaşacak. Enflasyon rakamı yüzde 5,5’in altında öngörülürken, bir dolar da 32,4 rubleye ulaşması bekleniyor.

2014 için gayri safi milli hasıla rakamı 73 trilyon 993 milyar rubleye (2 trilyon 466 milyar ruble) yükselecek. Yüzde 5 enflasyon beklenen 2014’de dolar da 33 ruble seviyesine çıkacak.

Petrol  105 Dolar olursa Bütçe Açık Vermeyecek .

2015’de 82 trilyon 937 milyar ruble (2 trilyon 764 milyar dolar) gayri safi milli hasıla öngören taslak bütçeye göre, enflasyon rakamları yüzde 5’te kalacak ve dolar da 33,7 ruble olacak.

Bütçe disiplini çerçevesinde 2013, 2014 ve 2015 yılları için petrol varil fiyatları 91, 92 ve 93 dolar olarak baz alındı. Rusya Maliye Bakanlığı tahminlerine göre petrol varil fiyatları 2013’de 105, 2014’de 103 ve 2015’de 104 dolar seviyesinde olursa bütçe açık vermeyecek.Bütçe tahminlerine göre petrol ve doğalgaz gelirleri 2013-2015 döneminde gayri safi milli hasılanın yüzde 10,5 seviyesinden yüzde 8,3 seviyesine gerileyecek.

(CİHAN)

Rus uzmanlar : “Petrol fiyatları düşerse Rusya 10 yıldan geriye gider”

adsız15 Mart 2013

Rusya’da farklı kuruluşlar petrol bağımlılığındaki artışın Rusya için oluşturduğu ciddi tehdide dikkat çekmeye devam ediyor. “Devlet yeniliklere yönelse de, Rusya’da son 10 yılda ekonominin ham madde bağımlılığı daha da arttı, diğer sektörlerin ekonomiye katkısı ise azaldı.”  Bu tespit Yüksek Ekonomi Okulu Kalkınma Merkezine ait.

Novıye İzvestiya gazetesinin gündeme getirdiği raporda, Rusya’da yatırımların büyük ölçüde petrol sektörüne yapıldığına dikkat çekilerek, ekonominin şimdiki gelişim temposunun sürmesi halinde, “Rusya’nın geri kalmış bir ülkeye dönüşebileceği, petrol fiyatlarındaki olası bir düşüşün Rusya’yı 10 yıl öncesinden de geriye götürebileceği” uyarısında bulundu.

Rapora göre ülkede doğal kaynakların GSYH’ye katkısı son 10 yılda yüzde 5,9′dan yüzde 9,3′e yükseldi. Aynı dönemde imalat üretiminin ekonomideki payı yüzde 15,2′den yüzde 13′e geriledi.

Örneğin son 10 yılda ulaşım ve telekomünikasyon sektörünün payı yüzde 2,1, tarım sektörünün payı yüzde 3,2 azaldı. Sağlık ve eğitimin GSYH’deki payı yüzde 5,6′dan yüzde 5,9′a çıktı. Kamu yönetimi sektörünün payı ise yüzde 4,5′ten yüzde 5,6′a yükseldi.

Dolayısıyla kişi başı düşen milli gelirdeki hızlı artışın büyük ölçüde petrol fiyatlarındaki artışa bağlı olduğuna işaret eden uzmanlar, “Bu balon ansızın patlayarak, geride cılız bir iskelet” bırakabilir” uyarısında bulundu.

http://www.gusips.net

Rusya’nın Petrol Fiyatı Beklentisi 105 Dolar

adsızRusya Ekonomi Bakanı Andrey Belousov, yakın dönemde petrol varil fiyatlarının 95-100 dolar seviyesinde devam edeceğini söyledi.Basın mensuplarının petrol varil fiyatlarının 90 doların altına düşme riski olup olmadığı ile ilgili sorularını cevaplayan Bakan, “Bu seviyede olacağını düşünmüyorum. Bana göre yakın gelecekte 95-100 dolar seviyesini korur.” dedi.

adsızBrent çıkışlı petrol varil fiyatları 100 dolar civarında seyrediyor. Rusya Ekonomi Bakanlığı Nisan ayında 2013 için petrol varil fiyat beklentisini 97 dolardan 105 dolara çıkarmıştı.

Rusya’nın denk bütçe oluşturabilmesi için petrol varil fiyatlarının ortalama 110 dolar seviyesinde olması gerekiyor.

(CİHAN)

Kaya Gazı değil, ‘Kayaç Gazı’!

adsız29.11.2013

Ali Ağaoğlu

2004 yılından beri takip ediyorum, 2007 yılında ilk kez bu konuda yazmaya, konuşmaya başladım. Kuzey Amerika’da enerji konusunda çok ama çok önemli bir “devrim” gerçekleşiyor. Üstelik bu çok da sessiz sedasız değil, bayağı gürültülü bir şekilde geliyor!

Nedir bu “devrim” derseniz, ABD’nin petrol ve doğal gazda dışarıya bağımlı olmaktan çıkması, önce kendi kendine yeterli olması ve ardından da ihracatçı olması söz konusu. Bunu da “Kayaç Gazı/Petrolü’ndeki (ShaleGas/Oil)” teknolojik gelişmelere borçlu.adsızBasit olarak bunu çanağa daldırılan “pipete” benzetebilirsiniz. Eski teknolojide yer altında bir “rezerv yani havuz” bulmanız gerekiyordu. Önce yer altında bir petrol havuzu (rezerv) buluyor, bunu “pipet” ile çekiyordunuz! Eğer “havuz” küçük ve kârlı değilse “pipet”i daldırmıyordunuz bile. Yeni “kayaç gazı” teknolojisi ile ise eskiden ekonomik olarak verimli olmayan alanlar bile “kârlı” hale geldi! Nasıl mı?

Kaya katmanları (kayaç) arasındaki petrolü bulsanız bile üretmek ekonomik olmadığından bulduğunuz “havuzun” üzerini örtüyordunuz. Ancak yeni teknoloji ile kayaçlar arasındaki sıkışmış/birikmiş olan gazı (veya petrolü) ekonomik olarak üretmek mümkün.

Bunu için verev olarak sondaj yapılıyor, yatay olarak borular döşeniyor. Bu borulardan müthiş bir basınç verilerek kayaçlar kırılıyor ve aralarında sıkışmış olan gaz ve petrol “emiliyor”! Yerine tatlı su basılıyor ki depreme yol açılmasın! (Aşırı tatlı su kullandığından çevreciler külliyen bu teknolojiye karşı)

Üretimi oldukça ucuz. Bu yüzden ABD (Polonya ve İsrail de buna dahil) ucuz ve kolay enerjiye ulaşmış görünüyor. Bunun iki sonucu olacak:

İlki, enerji yoğun sektörler ABD’ye geri dönecek. Özellikle de çevrecilik ve “ölçek ekonomisi” nedeniyle ülkeyi terk etmiş olan demir-çelik endüstrisi başta olmak üzere enerji yoğun endüstriler…

İkincisi de enerji konusunda 2015’te kendi kendine yeter duruma gelmesi beklenen, 2020’de; Suudi Arabistan’ı geçerek; dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olması beklenen ABD’nin Ortadoğu’ya ilgisinin kaybolması! ABD sırf enerji konusunda kendine yeterli hale geldikçe, Ortadoğu ile; İsrail hariç; sair sebeplerle ilgilenmesi gerekmeyecek, ilgisini Uzak Doğu’ya yöneltebilecek. Bu da bölgedeki “haritaların” önümüzdeki 5 (belki o kadar da sürmeyebilir!) yıl içinde yeniden çizilmesi anlamına gelecek.

Bu gelişmeleri atlamayalım, takip edelim!

Bu takip sırasında bir de Türkçe terminolojideki bir hatayı düzeltmek gerekiyor. Yeni kaynağın adına “kaya gazı” dendiği oluyor! Hâlbuki gaz, “kayadan” çıkmıyor. “Kayaçlar” arasında sıkışmış olan kaynaklardan çıkarılıyor. Kayadan gaz mı çıkar?

Ancak “kayaçlar” arasında sıkışmış gaz ve petrol çıkarılabiliyor. Bu nedenle bu kaynağın adına “Kaya Gazı” demekten vazgeçelim ve adını “Kayaç Gazı” koyalım ve bununla devam edelim. Aksi takdirde dilimize pelesenk olacak hatalı bir adın yerine ileride doğrusunu koymak zor olacak.

Nasıl başlarsak öyle gider!

Bu gazın adı “kaya gazı” değil “kayaç gazı” olmalı. Bir harfin (ç) ne önem var demeyin, torunlarımız tarafından alay konusu olmak istemiyorsak, bugünden dikkatli olalım ve doğrusunu kullanalım:

“Kayaç Gazı”..

Kaynak: Vatan gazetesi

ABD: Irak’ın Onayı Olmadan Petrol İhracatını Desteklemeyiz

adsız28.11.2013

Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki, Irak federal hükümetinin onayı olmadan Irak’ın herhangi bir kesiminden petrol ihracatını desteklemediklerini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki, günlük basın brifinginde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Psaki’ye, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKYB) Başbakanı Neçirvan Barzani’nin dün Türkiye’deki temasları da soruldu.

Bir gazetecinin, “Barzani’nin bir boru hattı üzerinden Kuzey Irak’tan Türkiye’ye yeni yıldan önce petrol pompalanmaya başlayacağı yönündeki” açıklamasını hatırlatması üzerine Psaki, bu konuya yaklaşımlarında bir değişiklik bulunmadığını kaydetti. Psaki, “Bu konudaki pozisyonumuz değişmedi. Irak federal hükümetinin onayı olmadan Irak’ın herhangi bir kesiminden petrol ihracını desteklemiyoruz. Irak federal hükümeti ve Kürt bölgesel yönetimini anayasal bir çözüme varmaya çağırmayı sürdürüyoruz” yanıtını verdi.

Kaynak: Enerji Enstitüsü

CDP Türkiye 2013 İklim Değişikliği Raporu Açıklandı!

adsız28 Kasım 2013

Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu tarafından Akbank’ın ana sponsorluğu ve EY (Ernst & Young)Türkiye’nin rapor sponsorluğunda yürütülen CDP (Karbon Saydamlık Projesi) Türkiye’nin 2013 yılı raporu, 26 Kasım 2013, Salı günü yapılan etkinlik ile kamuoyuna duyuruldu.  Coca-Cola Çevre ve Su Kaynakları Başkan Yardımcısı Jeff Seabright’ın ana konuşmacı olduğu toplantıda, CDP Türkiye İklim Değişikliği Liderleri ödülleri de sahiplerini buldu.

Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu tarafından, Akbank’ın ana sponsorluğu ve EY Türkiye’nin rapor sponsorluğunda 2010 yılından bu yana yürütülen CDP (Karbon Saydamlık Projesi) Türkiye’nin 2013 raporu, 26 Kasım 2013, Salı günü Sabancı Müzesi the Seed salonunda düzenlenen etkinlik ile kamuoyu ile paylaşıldı. Şirketlerin iklim değişikliğine yönelik stratejilerini uluslararası kurumsal yatırımcıların bilgisine sunabileceği bir platform sağlayan CDP, dünyanın en prestijli ve yaygın çevre girişimi olarak kabul ediliyor.

CDP Türkiye 2013 İklim Değişikliği Raporu, CDP’ye Türkiye’den dahil olan şirketlerin verdikleri yanıtların analizini ve Türkiye’de

iklim değişikliği ile ilgili ana eğilimleri içeriyor. Önsözü Birleşmiş Milletler Çevre Programı Finans Girişimi (UNEP FI) Başkanı David Pitt-Watson, CDP CEO’su Paul Simpson ve Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer tarafından kaleme alınan CDP Türkiye 2013 Raporu’na olumlu yanıt veren BIST 100 şirketlerinin sayısı, 2012 senesinde 17 iken bu sene yüzde 65 artışla 28’e yükseldi.

CDP Türkiye 2013 Raporu’nun açıklandığı toplantının açılış konuşmasını Akbank Yatırımcı İlişkileri ve Sürdürülebilirlik Bölüm Başkanı Cenk Göksan yaptı. Cenk Göksan’ın ardından toplantının ana konuşmacısı, Coca-Cola Çevre ve Su Kaynakları Başkan Yardımcısı Jeff Seabright söz aldı. Ardından, CDP Başkan Yardımcısı Sue Howells ve Dünya’nın önde gelen inşaat firmalarından OHL’in İnovasyon ve Sürdürülebilirlik Direktörü Manuel Villen birer konuşma yaptılar. Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu ve CDP Türkiye Direktörü Melsa Ararat CDP Türkiye 2013 İklim Değişikliği Raporu sonuçlarını açıkladı.

Akbank Yatırımcı İlişkileri ve Sürdürülebilirlik Bölüm Başkanı Cenk Göksan, konuşmasında yatırımcıların sürdürülebilirlik risklerine bakışı, bu alandaki global trendler ve Türkiye’deki gelişmelere değindi. Yatırımcıların artık portföylerinde aşırı risklerin getireceği volatiliteden kaçındıklarını ve kurumsal yönetim standartlarına uyumu kuşkulu olan yatırımlardan uzak durmaya çalıştıklarına işaret eden Göksan, “Geçmişte yatırımcılar için sürdürülebilirlik konusu bugünkü kadar öncelik taşımamasına karşın, artık tümüyle yatırım yaklaşımlarının bileşenine dönüşüyor” dedi ve ekledi: “Yatırımcılar buna karşılık, yatırım fırsatlarını yakalayabilmek ve kurumsal yönetimle ilişkili riskleri daha iyi yönetebilmek için, çevresel, sosyal ve yönetişimsel alanlardaki  verileri   temsil eden ESG istatistiklerini filtre olarak kullanıyorlar.”

Coca-Cola Çevre ve Su Kaynakları Başkan Yardımcısı Jeff Seabright konuşmasında “CDP Türkiye 2013 İklim Değişikliği Raporu’nun açıkça gösterdiği gibi, Türk iş dünyası karbon emisyonlarını azaltan ve iklim risklerini yöneten çalışmalara ve bu politikalarının saydam biçimde raporlanmasına daha fazla katılıyorlar. Türkiye’deki şişeleyici ortağımız Coca-Cola İçecek’in iklim değişikliği alanında hem saydamlık hem de performans açısından gösterdiği liderliğin takdir edilmesinden özellikle gurur duydum. Sabancı Üniversitesi’nin İklim Değişikliği alanındaki öncülüğü Türkiye’de önemli bir fark yaratmaktadır.” dedi.

CDP Başkan Yardımcı Sue Howells konuşmasında “Tüm dünyada hükümetler ekonomik büyüme ve istihdam artışı gibi konulara öncelik verirken, şirketlerin doğal kaynakların akıllıca kullandığı bir büyüme stratejisini desteklemeleri gerekmektedir. CDP, Türkiye’de de olduğu gibi tüm dünyada şirketlerin düşük karbonlu bir büyüme stratejisi izlemesi ve bu konuda yatırımcıların da desteği ile hükümetlerden bir adım önde gitmeleri konusunda şirketlere destek oluyor.” dedi.

OHL İnovasyon ve Sürdürülebilirlik Direktörü Manuel Villen konuşmasında “OHL için düşük karbonlu ekonomiye geçiş ve ekosistemin korunması ana öncelikler arasında yer alır. CDP derecelendirmesinde aldığı 94B puanı sayesinde OHL, CDP’nin İklim Değişikliği Liderlik Endeksi’nde (CDLI) endüstri sektöründe üçüncü sırada yer aldı. Tüm sektörler arasında sekizinci sıraya yerleşen OHL dünyanın önde gelen bir çok şirketini geride bırakmayı başardı.” dedi.

Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi ve CDP Türkiye Direktörü Melsa Ararat da toplantıda yaptığı sunuş konuşmasında,“Araştırmalarımız finansal performans  dışında  borsa şirketlerinin piyasa değerini etkileyen en önemli faktörün  saydamlık olduğunu göstermekte. CDP Türkiye’nin halka açık şirketlerin saydamlığını arttırmaya önemli bir katkıda bulunarak hisse değerlerini olumlu etkilemektedir. Diğer yandan Proje şirketlerimize iklim değişikliği risk ve fırsatlarını sistematik olarak değerlendirme olanağı sunmaktadır. Borsa İstanbul’un 2014 yılında lanse etmeye planladığı Sürdürülebilirlik Endeksi’nin saydamlık kültürünü daha da geliştireceğini ve gelecek sene CDP’ye katılımı önemli ölçüde arttıracağı kanısındayız. Hedefimiz BIST-100 şirketlerinin tamamını kapsamak.” dedi.

Kaynak: Enerji Gazetesi

En Pahalı Elektrik Danimarka’da

adsız28 Kasım 2013

2013 yılı sonunun istatistiklerine göre, Avrupa’da vatandaşlarına en pahalı elektrik satan ülke Danimarka; bir kWh elektrik enerjisi için vatandaş 40 sent ödüyor.
Danimarka’da elektriğin pahalı olmasının nedeni “yeşil” enerji kullanımına ilişkin devlet doktrini. Danimarka, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı konusunda Avrupa’da lider ülke konumunda. Bu ülkede nükleer enerji, Japonya’daki Fukuşima felaketinden çok daha önce yasaklanmış.
Rüzgar türbinlerinin elektrik üretimindeki payı %20 civarında. Danimarka hükümeti 2020 senesine kadar bu rakamı %50’lere çıkarmayı planlıyor. Ancak bu politikanın Danimarka Krallığı için artıları olduğu gibi eksileri de var.
“Yeşil” enerji hidrokarbon enerjisinden daha pahalıya mal oluyor, nükleer enerjisinden çok daha pahalı olduğunu ise söylemeye gerek yok. Bu nedenle de elektrik üretiminin ek maliyeti vatandaştan çıkartılıyor.
Reyting listesinde ikinci sırada Almanya bulunuyor. Almanya’da vatandaş için elektrik tarifesi 39 sent.
Almanya da Danimarka gibi alternatif enerji kaynaklarının kullanımı konusunda ciddi gelişme sağlamış ülkeler sırasında.
Öte yandan, Almanya elektrik enerjisi vergisi konusunda da Danimarka’ya çok yakın. Bu ülkede tüketici için nihai elektrik vergisi %50 civarında.
Vatandaşa pahalı elektrik satan üçüncü ülke ise Güney Kıbrıs. Ancak Danimarka ve Almanya’dan farklı olarak bu ülkede tarifenin yüksek olma nedeni çevresel faktörler değil. Güney Kıbrıs’ın sorunu enerji sisteminin izolasyonundan ve yakıt olarak mazota alternatif hiçbir kaynağının olmamasından kaynaklanıyor. Bunun sonucunda ülkede 1 kWh elektrik enerjisi 36 sent civarında.
Reyting listesinde dördüncü sırada İrlanda (32,9 sent), beşinci sırada ise İtalya (32,6 sent) bulunuyor.
İlk 10’da yer alan diğer Avrupa ülkeleri ise İspanya, Belçika, İsveç, Avusturya ve Portekiz. Bu ülkelerde vatandaşa satılan 1 kWh elektrik enerjisinin fiyatı 27 ila 28 sent arasında değişiyor.
Listede 11.sırada olan Hollanda’da elektrik tarifesi bir kWh için 26 sent. Hollandayı takip eden İngiltere, Malta, Slovakya, Lüksemburg ve Slovenya’da ise 21 ila 23 sent arasında değişiyor.

Türkiye Avrupa’da 22. Sırada

Türkiye, reyting listesinde 22.sırada. Eurotat verilerine dayanan RİA Novosti uzmanları 2013 senesinde Türkiye’de ortalama nihai fiyatın 19 sent civarında olduğunu bildiriyor.
Listede Türkiye’den önde gelen Finlandiya, Yunanistan, Çek Cumhuriyeti ve Polonya’da ve sonra gelen Macaristan, Letonya, Hırvatistan, Litvanya ve Estonya ve Romanya’da tarifeler bu rakama çok yakın.
Arnavutluk’ta bir kWh elektrik enerjisinin vatandaşa nihai satışı ise 15 sente mal oluyor.
Zengin ülke-pahalı elektrik kuralının dışına çıkmanın en bariz örneklerinden birisi Norveç’tir.
Kişi başı milli gelirinin çok yüksek olmasına rağmen, Norveç’te elektrik tarifelerinin yeteri kadar düşük olması dikkat çekiyor. Avrupa’nın reyting listesinde 30.sırada bulunan Norveç’te vatandaş 1 kW elektrik enerjisi için 14 sent ödüyor. Bunun en önemli nedeni ise ülkede elektrik enerjisinin büyük ölçüde hidroelektrik santrallerinde üretilmesidir. Hidroelektrik santrallerinin ürettiği enerji daha ucuza mal olduğu için fiyatlar düşük. Ancak Norveç’in de bu konuda kendine has sorunları bulunuyor – ülkede üretim hacmi büyük ölçüde hidrolojik duruma bağlı olduğu için elektrik fiyatlarında sık-sık yönetilmeyen sıçramalar görülebiliyor.
Avrupa’nın daha ucuz enerji tarifesine sahip ülkelerinden İzlanda, Karadağ, Moldova, Bulgaristan, Makedonya ve Bosna Hersek’te vatandaş bir kWh için 10-13,5 sent ödüyor.
Zengin hidrokarbon rezervlerine sahip olan Rusya, elektrik tarifesine göre Avrupa’da 37.sırada. Bu ülkede vatandaş 1 kWh elektrik için 7 sent ödüyor.
Rusya’yı listede yine zengin hidrokarbon ve pahalı olmayan kömür kaynakları bulunan Kazakistan takip ediyor. Kazakistan’da 1 kWh elektrik enerjisinin vatandaş için nihai fiyatı 6 sent. Belarus’da ise bu rakam 5 sent.

Avrupa’da En Ucuz Elektrik Ukrayna’da

40 ülkeden oluşan reyting listesinde son sırada Ukrayna bulunuyor.
2013 yılı verilerine göre, Ukrayna’da elektrik enerjisi vatandaşa 3 sente mal oluyor.
Uzmanlar Ukrayna’daki durumun aslında tüm eski Sovyet ülkeleri için geçerli olan faktörle açıklıyor – nüfusun düşük gelirliliği elektrik tarifelerinin yükselmesine karşı yüksek hassasiyeti belirliyor. Bunun sonucunda da devlet tabanın desteğini korumak için tarifeleri düşük tutmak zorunda kalıyor.

Uzmanlar eski SSCB ülkeleri ile AB ülkelerini ciddi şekilde ayıran bir özelliğe daha dikkat çekiyor. Çoğu Bağımsız Devletler Birliği ülkelerinde çapraz sübvansiyon kullanılıyor – vatandaş elektrik enerjisine işletmelerden çok daha az para ödüyor.
AB ülkelerinde ise bunun tersi söz konusu – nüfus için elektrik enerjisi tarifesi ticari işletmeler için belirlenen tarifeden ortalama %30 daha yüksek.

Kaynak: Energy World

Kömürün enerji üretimindeki payı artacak

adsızKömür fiyatındaki ucuzluk, küresel ısınma endişelerine rağmen kullanımının azalmasına neden olmayacak

18 Ekim 2013

İklim değişikliği ile mücadele alanındaki küresel çabalara ve endişelere karşın kömürün dünya enerji arzındaki payının azalmamak ile birlikte daha da yükseleceği ve 2020 yılında en fazla kullanılan enerji kaynağı haline geleceği öngörüldü.

Güney Kore’nin Daegu kentinde düzenlenen 22. Uluslararası Enerji Kongresi’nde , Araştırma ve danışmanlık kuruluşu Wood Mackenzie’nin Küresel Pazarlar Başkanı William Durbin tarafından yapılan açıklamada bu durumun Çin ve Hindistan’da görülecek gelişmeler nedeni ile yaşanacağı ifade edildi.

William Durbin Wood Mackenzie olarak 2020 yılında ise küresel petrol talebinin 4,400 mtep seviyesine yükselirken, kömür talebinin ise petrolü de geçerek 4,500 mtep seviyesine yükselmesini öngördüklerini söyledi.

10 Yıl içinde kömür talebi %25 Yükselecek

Durbin bunun 10 yıl içinde küresel kömür talebinin yüzde 25 yükselmesi anlamına geleceğini söylerken, bu artışın üçte iki oranda Çin’den kaynaklanacağını kaydetti.

Durbin konuşmasında Çin’de sanayileşme ve şehirleşme ağırlıklı olarak gerçekleşen büyüme ile Çin hükümetinin ekonomik refahı ve konutlaşmayı artırmaya yönelik çabalarına dikkat çekerken, ülkenin 2012′de 5,500 Teravat-Saat olan elektrik talebinin 2020 yılında 8,600 Teravat-Saat seviyesine çıkacağını öngördüklerini belirtti.

Kuruluşun öngörülerine göre Çin’de doğal gaz kaynaklarının sınırlı olması, kaya gazı alanındaki ilerlemelerin ise yavaşlığı ayrıca yenilenebilir enerji santrallerinin baz yükü karşılamakta yetersiz kalması gibi etkenler ucuz ve bol bir enerji kaynağı olarak kömürün enerji üretimindeki payının artmasına neden olacak.

Kömür fiyatlarının ucuzluğu, Çin ve Hindistan dışındaki ülkelerde de, mevcut düzenlemeler altında, doğal gaz ve yenilenebilir enerji alanındaki yeni üretim kapasitelerine rağmen bu kaynağın enerji üretimindeki mevcut payının sürmesine neden olacak.

Avrupa’da 2020 yılından ton başına 40 avro seviyesine yükselmesi beklenmeyen karbon fiyatlarındaki düşüklük, Kuzey Amerika doğal gaz fiyatlarındaki azalmaya rağmen birçok bölgede kömürün fiyat avantajını sürdürecek olması, kuzeydoğu Asya’daki yüksek ithalat maliyetleri, arz güvenliği konusu ve nükleer enerjinin kullanımı konusundaki gelişmeler bu durumdaki ana etkenler olacak

Kaynak: http://www.yesilekonomi.com/surdurulebilirlik/komurun-enerji-uretimindeki-agirligi-artacak