Archive for Ekim 31, 2013

Rusya ve Çin’in Enerji İşbirliği

adsız22/10 2013

Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev’in Çine yaptığı ziyaret sırasında iki ülke arasında enerji işbirliğini arttıran imzalar atıldı.

Enerji ihracatını Avrupa’nın yanı sıra diğer pazarlarla çeşitlendirmek isteyen Rusya, enerji ihtiyacı hızla artan Çin’e yöneldi. Medvedev anlaşmaların bir an evvel sonuç vermesini umduğunu belirtti:

“Bu alanda imzaladığımı anlaşmaların sorunsuz bir şekilde hayata geçirilmesini umuyorum. Ayrıca şu anda konuştuğumuz doğal gaz da dahil olmak üzere işbirliği anlaşmalarının sonuçlandırılmasını umuyorum.”

adsızGenel hatları çizilen anlaşmalara göre Rosneft on yıl boyunca günde 200 bin varil petrol ihraç edecek bunun karşılığında da peşin olarak 85 milyar dolar alacak.

Ayrıca Novatek de Çin’e yıllık 3 milyon ton sıvı doğal gaz gönderme konusunda anlaştı.

adsızKaynak: Euronews 

Kuzey Irak-Türkiye gaz anlaşması 2014’te

adsız31 Ekim 2013

Kuzey Irak’ta petrol ve gaz arama ve üretim faaliyetleri yürüten Genel Energy, Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ile Türkiye arasındaki doğalgaz satış anlaşmasının 2014’ün ilk çeyreğinde nihai halini alacağını tahmin ettiğini açıkladı.

Şirketten yapılan açıklamada 2013 üçüncü çeyreğinde günlük petrol üretim miktarının ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10 artarak günde ortalama 53.000 varile ulaştığı belirtildi. Şirketin 2013 yılı gelir hedefinin değişmediği ve 300-400 milyon dolar aralığında olduğu belirtilen açıklamada aynı dönemde yatırım harcamalarının da 500-550 milyon dolar aralığının üst seviyesine yakın olmasının beklendiği kaydedildi.

Kaynak: Zaman – LONDRA Reuters

En ucuz alternatif elektrik kaynağı: Biokütle

adsızJaponya’nın Kawasaki şehrinde biokütle santralinde yakılmak üzere üretilen biokütle

29 10 2013

Dünya Enerji Konseyi WEC’ye göre biokütlenin ve çöplüklerde çözülen organik maddelerden oluşan metan gazının toplanarak yakılması finansal açıdan en ucuz alternatif enerji kaynağı konumunda bulunuyor. Rüzgar enerjisi de maliyetleri bakımından kömür ve hidroelektrik santralleriyle yarışabilen bir diğer enerji.

Yenilenebilir enerjilerin sürdürülebilir olması için finansal açıdan karlı yatırımlar olması gerekiyor. Dünya Enerji Konseyi elektrik üretiminin karlı yatırımlar olması için megavat saatinin teknolojiye ve üretildiği bölgeye göre en az kaç dolardan satılması gerektiğini de hesaplıyor. Dünyada hangi yakıtın elektrik üretimde kullanılacağını ise bu maliyetlerin yüksekliği belirliyor.

Bozulan çöplerden ve çürüyen organik materyalden çıkan metan gazını harmanlayarak enerji elde etmeye dayanan bu teknolojide Avrupa başı çekiyor. Ardından ABD ve Brezilya geliyor. En ucuz metan gazı elde etme yöntemi çöple doldurularak kapatılan alanlarda oluşan metan gazının borularla taşınması şeklinde elde ediliyor. Bu şekilde üretilen elektriğin karlı olabilmesi için megavat saatinin ise ABD’de en az 50, Çin’de ise en az 34 dolardan satılması gerekiyor.

RÜZGAR ENERJİSİ

Rüzgar enerjisinin kurlum masraflarının en büyük kısmını türbin oluşturuyor. Türbin masrafı, toplamın yüzde 63′ünü oluştururken geri kalanı ise gerekli beton yapılar, ulaşım ve rüzgar santralı dikilecek sahanın hazırlanmasına gidiyor. Rüzgar tribünlerinin yüzde 40′ını üreten Çin, bu dalda ilk sırada yer alıyor.

Dünya Enerji Konseyi WEC’nin verilerine göre türbin teknolojisinin artmasıyla da maliyetlerde de ciddi gerileme yaşandı. 2008′de zirve yapan rüzgar tribüne fiyatları bugün zirvesinden yüzde 30 gerilemiş durumda.

Rüzgar enerjisinin faturası da ülkelere göre farklılık gösteriyor. Genelde üretilecek megavat başına 1 ila 1,5 milyon dolar kurulum masrafı gerektiren rüzgar enerjisi, megavat başına da 20 bin ila 25 bin dolar işletme masrafı gerektiriyor. Rüzgar enerjisine yapılan yatırımdan kar edilebilmesi içinse megavat saatinin, Hindistan ve Çin’de en az 50 dolar seviyesinden, ABD’de 61 dolardan, Avrupa’da 71 dolardan satılması gerekiyor.

Çin’de rüzgar enerji maliyetlerinin düşük olması nedeniyle 2015 hedefi olan 100GW’lık kapasite aşılarak 128GW’lık kapasiteye erişecek.

GÜNEŞ ENERJİSİ HALA YÜKSEK MALİYETLİ

Güneş enerjisinde ise 2011 yılına kadar Avrupa yeni santrallerin yüzde 70-80′i Avrupa’dayken bu durum 2012′de değişmeye başladı. Geçen yıl yeni güneş santrallerinin yüzde 50′si Avrupa’dayken, Çin’den ve Japonya’dan gelen yeni yatırımlarla bu oran 2015′te yüzde 20′ye düşecek.

Çin ve Hindistan’da kar edilmesi için güneş enerjisinin megavat saati 80-90 dolar seviyesinden satılması gerekirken, ABD’de ise en az 117 dolardan satılması gerekiyor.

Güneş enerjisinden elektrik elde etmekte yoğunlaştırılmış fotovolt teknolojisi öne çıkıyor. Daha emekleme aşamasında olan yoğunlaştırılmış fotovolt teknolojisinde kıvrımlı yüzeyler güneş ışığını bir noktada yoğunlaştırıyor. Yoğunlaşan bu noktada daha az fotosel kullanılmadı gerektiği için kurum masraflarını da azaltabiliyor. Dünyada halihazırda 130MW üretim kapasitesi olan yoğunlaştırılmış PV ile önümüzdeki dönemde 700MW daha üretim yapılacak.

Solar termal teknolojisi de gelişmekte olan bir diğer güneş enerjisi türevi. Bu teknolojide ise güneş enerjisi suyu buharlaştırmak için kullanılarak, oluşan buhar tribünleri döndürmekte kullanılıyor.

GELENEKSEL ELEKTRİK ÜRETİMİ

Kömür, doğalgaz ve hidroelektrik mevcut olarak kullanılan konvansiyonel elektrik üretimi yöntemleri.

HİDROELEKTRİK SANTRALLERİ

Hidroelektrik santrallerinde elektrik üretiminin maliyeti, barajların bulunduğu bölge, güçlü akarsu akıntılarının olması gibi coğrafik şartlardan çok etkilenebiliyor. Tüm şartlar uygun olduğunda hidroelektrik elektrik üretiminin megavat saatinin karlı olması için gereken satış fiyatı 20 dolar seviyelerine kadar gerileyebiliyor. Ancak şartlar olumsuz olduğu ve maliyetlerin arttığı durumlarda ekonomik açıdan gereken satış fiyatı megavat saat başına 300 dolarlara çıkabiliyor.

FOSİL YAKITLARI

Kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtları hala elektrik elde etmenin en ucuz yöntemini oluşturuyor. Özellikle Çin’de megavat saat fiyatlarının en az 35 dolara satıldığında finansal açıdan karlı olması bu yakıtların kısa vadede hala en çok kullanılan yakıt olacağını gösteriyor. Dünyada 2011 yılında WEC verilerine göre 5161GW’lık kapasitenin yüzde 35,6′sını ve elektrik üretiminin yüzde 46′sı kömür ya da linyit santrallerince karşılandı.

İkinci sırada üretimin yüzde 18′ini sağlayan doğal gaz ve ardından yüzde 15,7′lik payla hidroelektrik santralleri geldi. Küresel elektrik üretiminin yüzde 13,1′i nükleer santrallerden sağlanırken, rüzgar yüzde 2,8 ve biokütle ise yüzde 3,3 oranında üretimde kullanıldı.

Kaynak: The Wall Street Journal

DÜNYA Enerji Kaynakları kullanımında son 20 yıllık değişim

adsız

SERA GAZLARI SALIMININ SEKTÖREL ORANLARI

adsız

adsız

adsız

adsız

TARIM VE ENERJİDEKİ SALIMLARIN KAYNAKLARI

adsız

adsız

ABD deki CO2 salımının  sektörel dağılımı 

adsız

İngiltere’den AB’ye: Kaya gazına karışmayın

adsız25.10.2013

İngiltere Başbakanı David Cameron, Avrupa Birliği’ne bürokrasiyi azaltma ve kaya gazı çıkarma konusunda düzenlemeye gitmeme çağrısında bulundu.

İngiltere Başbakanı David Cameron, Brüksel’de düzenlenen AB liderler zirvesi sırasında Alman ve İtalyan mevkidaşlarının da katıldığı bir ‘mini zirve’ düzenledi.Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın katılmadığı zirvede, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso da yer aldı.

Cameron, iş dünyasının manevra alanının kısıtlanmasının önüne geçmek için 30 maddeli bir plan sundu. Bu planda sırada bekleyen bazı AB düzenlemelerinin iptal edilmesi ve bazı alanlarda AB düzeyinde yeni düzenlemeler getirilmesinin önüne geçilmesi de yer alıyor.

adsızAB Düzenleme Getirmesin

Planda, kaya gazı çıkarmak için kullanılan tartışmalı ‘hidrolik kırma’ yöntemine ilişkin AB düzenlemeleri getirilmemesi çağrısı özellikle öne çıkıyor.

Cameron, zirvenin ardından düzenlediği basın toplantısında ‘Hidrolik kırma konusunda, bu teknolojinin ilerleyebilmesi için herkesi kapsayan adımlar atmamalıyız’ dedi ve ‘düşük maliyetli gazın, ABD’yi rekabetçi kıldığını’ söyledi.

Hidrolik kırma yönteminde yer altındaki kaya tabakaları arasında sıkışmış gazın çıkarılması için yüksek basınçlı su, kum ve kimyasallar uygulanıyor. Çevreciler hidrolik kırma yönteminin yer altı sularını kirletebileceğini söylüyor. Yöntemin depremleri tetikleyebileceğine ilişkin de endişeler dile getiriliyor.

Kanada ve ABD’de son yıllarda yüksek miktarda kaya gazı çıkarılması, bu ülkelerde enerji fiyatlarında kayda değer düşüş yaşanmasına yol açmıştı.

Ancak AB ülkeleri kaya gazı konusunda bölünmüş durumda. Hidrolik kırma yöntemi, Fransa gibi bazı ülkelerde şu anda yasak.

Kaynak: Euractive

2050 Enerji Senaryoları

22.10.2013

Dünya Enerji Konseyi(WEC)’nin yayınladığı rapora göre 2050 yılında fosil yakıtlarının ihtiyacın hala büyük kısmını karşılayacağı öngörülürken, oluşturulan 2 senaryoda da arzın talebi karşılayabilmesi için verimliliğin artmasının şart olduğu söylendi.

Raporda 2050 yılına kadar gerçekleşmesi olası senaryolar farklı iki müzik türünden ilham aldı: Jazz ve Senfoni.

Jazz senaryosunda, bundan yaklaşık 40 yıl sonra enerji piyasasına tüketici isteklerinin yön vereceği varsayıldı. Senfoni senaryosunda ise çevre ile ilgili kaygıların öne plana çıkacağı bu yüzden enerji politikalarını hassas seçmenlerin şekillendirileceği öngörüldü.

Konseye göre enerji ile ilgili kararları, çözülmesi gereken üç sorun biçimlendiriyor. Çevresel sürdürülebilirlik, enerji güvenliği ve enerji sermayesi olarak adlandırılan konular hem birbirlerini etkilerken, bazen bir tanesini çözmek diğerini olumsuz etkileyebiliyor. Örneğin çevre kaygıları, enerji üretimini sınırlarken enerji sermayesini azaltabiliyor.

Jazz Senaryosu

Jazz karakteristik olarak grup halinde olduğu gibi sololarla da ayrı bir renk bulan, doğaçlamaya ve değişik aletlerin ön plana çıkabildiği bir müzik türü. Bu senaryoda petrol stratejilerine ise tüketicilerin istekleri, daha çok insanın enerjiye erişiminin sağlanması, fiyat ve kalite ön plana çıkıyor.

Serbest ticaret önceliği alırken, dünyada enerji ticaretinin de artacağı tahmin edildi. Yenilenebilir enerji ve düşük karbon salınımlı ürünler piyasa tercihlerine göre gelişecek. Enerji kaynaklarının kullanımında tercih sebepleri fiyat ve kolay erişim olacak.

Bununla beraber, uluslararası anlaşmalarla güvence altına alınan vaatlerin olmaması karbon piyasasının daha ağır gelişmesine neden olacak. Artan küresel rekabet yüzünden çevreyle ilgili kaygılar arka planda kalacak.

Jazz senaryosuna göre 2050′de başlıca piyasa oyuncularının çok uluslu şirketler, bankalar, girişim sermayesi şirketleri ve fiyat hassasiyeti fazla tüketicilerin olacağı öngörülüyor. Teknolojiye ise rekabet şekil verecek.

Senfoni Senaryosu

Kompleks ve yapısı belli olan müzik parçaları olan senfoniler orkestra için yazılır. Bu orkestraya şef liderlik ederken 80 kadar müzisyen ise kendi bölümlerine odaklanır. Bu enerji senaryosunda ise şef çevre hassasiyeti ve enerji güvenliği talep eden seçmenlerdir.

Ulusal stratejiler enerji ticaretinin azalmasına neden olurken, hükümetler yenilenebilir enerjileri aktif bir şekilde destekleyecektir. Geleceği olduğu düşünülen yeni teknolojiler sübvansiyonlarla gelişirken, karbon piyasasının da uluslararası anlaşmalarla belirleneceği varsayılmaktadır.

Enerji üretiminin daha az olması nedeniyle milli gelirlerdeki artış daha sınırlı olacak ve başlıca enerji piyasası aktörleri devletler, kamu şirketleri, NGOlar, ve çevre bilinci yüksek seçmenler olacaktır. Teknolojiye ise devlet yön verecektir.

İki senaryonun karşılaştırılması

2050 yılında enerji haritası günümüzden çok farlı somutlaşacaktır. Talebe cevap vermek öncelik olacaktır. WEC, dünya nüfusunun Jazz senaryosuna göre 8,7 milyar olurken, diğer senaryoda 9,4 milyara çıkmasını tahmin etmektedir. Yani bugünkü 7 milyar olan dünya nüfusu yüzde 24-34 arası artacaktır.

2010′da 9000 dolar olan küresel kişi başına düşen milli gelir de daha serbest piyasa senaryosu olan Jazz da 23000, devletin daha aktif olarak rol aldığı Senfoni senaryosunda ise 18000 olacaktır. 1000 kişiye düşen araba sayısı da 124′ten, ilk senaryoya göre 244 ve ikinci senaryoya göre 193′e yükselecektir.

Enerji arzının, Jazz senaryosunda yüzde 61 artacağı varsayılırken, Senfoni senaryosunda ise artış yüzde 27′de kalacaktır. Karşılaştırmak gerekirse 1990 ile 2010 arasında enerji tüketimi yüzde 45 arttı. Eğer enerji talebi bu hızla artarsa her iki senaryoda da arzın talebi karşılama oranın azalacağı beklenebilir

Kaynak: Enerji Enstitüsü

Yenilenebilir Enerji Teknolojisinde İnovasyon Patlaması

16 Ekim  2013

adsız

Yeni çalışmalar 1970 ile 2009 arasında Japonya’nın fotovoltaik panellerin güneş hücreleri konusunda en çok patent alınan ülke olduğunu ortaya koydu.Son 5 yılda dünya çapında güneş enerjisinde alınan patent her yıl %13 oranında arttı

toprakSUenerji- Santa Fe Institute (SFI) ve MIT’te yapılan yeni araştırma yenilenebilir enerji teknolojilerindeki patent sayısının hızla arttığını ortaya koydu.Bu konuda yapılan araştırma geliştirme faaliyetleri ile genişleyen pazar bu alandaki geliştirme çalışmalarının ve patent sayısındaki artışın en önemli nedeni oldu.
Yapılan çalışmada 1970 ile 2009 yılları arasında 100 ülkede enerji ile ilgili olarak 73 000 patent alındığı tespit edildi.
Bu patentlerde güneş ve rüzgar enerjisinin öne çıktığı görüldü . Nükleer enerjiyle ilgili paten sayısı çok değişmeyen bir eğilim gösterirken fosil yakıt teknolojisi ile ilgili patent sayısında ise küçük bir artış görüldü.

Rüzgar ve Güneş Enerjisinde Patent Artışı

2004 2009 yılları arasında yıllık patent sayısındaki artış Rüzgarda %19 olurken güneşte % 13 olarak gerçekleşti.
ABD’de tüm yenilenebilir enerji alanındaki patent sayısı 1975-2000 yılları arasında yılda ortalama 200 iken 2009 yılında bu sayı 1000′e çıktı.Daha önce yılda yaklaşık 100 olan fosil yakıtlarla ilgili patent sayısı ise 2009 yılında 300′e çıktı.
1970 ile 2009 arasında Japonya fotovoltaik panellerin güneş hücreleri konusunda en çok patent alınan ülke oldu.
Çin de özellikle yenilenebilir enerji konusunda alınan patent sayısı da son 10 yılda büyük artış gösterdi.

toprakSUenerji

Kaynak: David Chandler for MIT News Boston MA (SPX)http://www.energy-daily.com/reports/Innovation_in_renewable_energy_technologies_is_booming_999.html

Kazakistan Petrolü İçin İhracat Yolu Arıyor

adsız18.10.2013

Petrol zengini Kazakistan enerji üretimini hızla artırıyor ancak ihraç yollarında sıkıntı yaşıyor. Rus limanlarına ve boru hatlarına yüksek bağımlılığı olan Kazaklar alternatif arıyor. Çin’e petrol götüren hat kısmi bir rahatlık sağlasa da Kazakların ihtiyacını karşılamıyor.

Zengin enerji kaynakları ile Orta Asya’nın yükselen yıldızı olan Kazakistan, dünya petrolünün yüzde ikisine karşılık gelen petrol rezervini uluslararası pazarlara ulaştıran boru hatlarının yetersizliği nedeniyle sıkıntıda.

adsızDünyada petrolün ilk çıkarılmaya başlandığı coğrafyalardan biri olan Kazakistan’da 1911′den bu yana üretim faaliyetleri aralıksız sürüyor. Eski Sovyetler Birliği’nde Kazakistan, Rusya’dan sonra en büyük rezervlere ve üretime sahip ülke olagelmişti.

Petrol rezervleri batı bölgesinde toplanan ülkenin en büyük yataklarında, üretimin bel kemiğini Tengiz, Karachaganak ve Kashagan oluşturuyor. Bunları Aktobe, Mangistau, Uzen ve Kurmangazı izliyor. Kashagan ve Kurmangazı, Hazar Denizi’nde yer alıyor.

Dünya genelindeki enerji verilerini düzenli olarak derleyen Oil and Gas Journal’ın geçen yıl hazırladığı son verilere göre, Kazakistan’ın tahmini ispatlanmış rezervleri 30 milyar varil düzeyinde.

adsızÜretim altyapısı tamam, peki ihracat?

Kazakistan yönetiminin hedefi, karadaki ve Hazar Denizi yataklarındaki petrol üretimini 10 yıla kadar en üst düzeye çıkarmak. Petrol üretiminin artması ise gelişmiş üretim altyapısının varlığına ve çıkarılan petrolün pazarlanabileceği boru hatları bulunmasına bağlı.

Üretim altyapısı konusunda yabancı yatırımlar Kazakistan’ın elini rahatlatıyor. Petrolü arz edeceği ululararası pazarlardan oldukça uzak olan Kazakistan, 1990′ların başından beri özellikle Amerikan enerji şirketlerinin yoğun yatırımlar yaptığı bir coğrafya. Üretimi artırmak için bu şirketlerin teknolojisi ve yönetim becerisine muhtaç olan Kazaklar, özellikle Amerikan enerji devlerine cazip imkanlar sunuyor. Bunlardan Chevron şirketi ülkedeki petrol üretiminde en büyük paya sahip. Ülkenin bağımsızlığına kavuştuğu ilk günlerde sektöre giren şirket, şu an Tengiz yataklarının yüzde 50, Karachaganak’ın yüzde 20′lik hissesine sahip.

adsızHazar Denizi Kaşagan Petrol Sahası

Merkezi İngiltere’de bulunan World Finance Review verilerine göre Kazak petrolünün yüzde 33′ünü devlet şirketleri, yüzde 36′sını Amerikan ve Avrupa şirketleri, yüzde 16′sını Çin şirketleri, yüzde 11′ini özel Kazak ve diğer ülke şirketleri, yüzde 4′ünü ise Rus ve diğer şirketler üretiyor.

Kazakistan özellikle Batı sermayesi nedeniyle gerekli üretim altyapısına sahip görünse de, üretimin artması için bu tek başına yeterli değil. ABD’deki resmi Enerji Enformasyon İdaresi’nin (EIA) verilerine göre günlük 1,6 milyon varil düzeyindeki üretimin daha da artması, çıkarılan petrolün uluslararası pazarlara ulaştırılabilmesine de bağlı. Ancak rezervlerin tam kapasite kullanılması ve kalkınma sürecinde istenen faydanın elde edilmesi, açık denizlere erişimi olmayan ve karaya hapsolmuş Kazakistan’ın coğrafi konum nedeniyle güçleşiyor.

Öte yandan petrol sektöründe, Kashagan yataklarıyla ilgili tahminler, buradaki rezervlerin Ortadoğu hariç tutulursa, dünyanın en büyük rezervlerinden biri olduğu, hatta dünyanın en büyük beşinci rezervi olduğu yönünde.

Hazar Denizi kıyısındaki Atirau şehri yakınındaki rezervin değerlendirilebilmesi, ihracat altyapısının geliştirilebilmesine bağlı. Kazak petrolü halihazırda 4 güzergah üzerinden dünya pazarlarına ulaştırılıyor ve Rusya’ya büyük bir bağımlılık söz konusu. Bunlar, Hazar Boru Hattı, Atirau-Samara Petrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı ve Kazakistan-Çin Petrol Boru Hattı.

Hazar Boru Hattı’nda işler Rusya’ya bakıyor

adsızHazar Hattı, Kazakların Tengiz yataklarından başlayarak Hazar Denizi üzerinden Rus topraklarına bağlanarak, oradan Karadeniz’deki Novorossisk limanına çıkıyor. 2001′de inşa edilen bin 496 kilometrelik hat, günlük 690 bin varil petrol taşıyor.

Ancak Rusya’nın geçmiş yıllarda nakliye ücretlerini, tanker operasyonlarının güçlüğünü ve Türk Boğazlarındaki trafiği bahane ederek bu hatta Kazak petrolüne yeni kota vermeyi kabul etmemesi Kazakları geçmişte zor durumda bıraktığı için, Astana yönetimi potansiyel krizlerin önünü almak istiyor. Kazakistan’ın ısrarları nedeniyle Hazar Boru Hattı’nın geliştirilmesini kabul eden Rusya günlük kapasitenin attırılmasına razı olmuştu. 2010′da başlayan çalışmaların 2015′de bitmesi hedeflense de şu ana kadar uzun gecikmeler yaşandı; bu nedenle hedefin tutturulması oldukça güç. İyileştirme çalışmalarının sona ermesiyle bir 510 km uzunluğa ulaşacak hattan günde 1,4 milyon varil ham petrol taşınması bekleniyor.

Eski Sovyet hattı yine Rusların kontrolünde

Kazakistan’ın Hazar kıyısındaki Atirau kentinden çıkarak Hazar üzerinden geçen ve Rusya’nın Samara bölgesine ulaşan Atriau-Samara Petrol Boru Hattı, Rus Transneft şirketinin Karadeniz üzerinden dünya pazarlarına petrol veren şebekesine bağlanıyor. Hazar Boru Hattı bitirilmeden evvel Kazakistan petrol ihracatının neredeyse tamamı bu hattan taşınıyordu. Atriau-Samara Petrol Boru Hattı, 2009′daki ek pompalama ve ısıtma istasyonlarıyla günlük taşıma kapasitesini 600 bin varile çıkarmış olsa da halen ihtiyaca yanıt vermekten uzak.

BTC’nin kapasitesi yetersiz

Kazakistan, Rusya’nın kontrolündeki Hazar Boru Hattı’nda istediğini bulamaması üzerine 2006′dan itibaren BTC’den faydalanmanın yollarını aradı. Astana ve Bakü arasında, Kazak petrolünün Hazar Denizi üzerinden Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) hattıyla taşınması için 2006′da uzlaşma sağlandı. 2008′den bu yana günlük 70 bin varil petrolü BTC üzerinden taşınıyor. BTC, Kazakistan’ın Hazar kıyılarından tankerlerle denizin diğer yakasındaki Azerbaycan topraklarına taşıdığı petrolü Gürcistan-Türkiye üzerinden Ceyhan limanına aktarıyor.

Kazakistan-Çin boru hattı

Hazar kıyısındaki Atirau limanından Çin’in kuzeybatı Sincar Uygur Özerk Bölgesi’ne uzanan bin 384 kilometrelik Kazakistan-Çin Petrol Boru Hattı’ndan 2009′dan bu yana günde 240 bin varil petrol taşınıyor. Günlük kapasiteyi 400 bin varile çıkaracak çalışmanın 2014 başında bitirilmesi planlanıyor. Böylelikle Çin’in Kazakistan’ın Kashagan yataklarından aldığı petrolün yakın gelecekte günde 1,5 milyon varile çıkması bekleniyor.

Çin pazarı umudu ve 2023′e yatırım

Petrol zengini Kazakistan’ın önümüzdeki yıllarda petrol üretimini zirveye çıkarmak için ihtiyaç duyduğu ihracat altyapısında umutlar şimdilik Hazar Petrol Taşıma Sistemi’nin hayata geçirilmesi ve Çin’in artan enerji talebine bağlanmış durumda.

Kazakistan’ın doğusundaki Eskene bölgesinden günlük 660 bin varil petrolün tankerlerle Bakü’ye transferini ve yine BTC’ye aktarılmasını öngören Hazar Petrol Taşıma Sistemi’nin ancak 2023′te tamamlanması öngörülüyor.

Öte yandan, son 15 yılda ekonomisindeki olağanüstü büyümeyle ABD’den sonra dünyanın en fazla petrol tüketen ülkesi haline gelen Çin’in arayışları da Astana’ya moral veriyor. Petrol ihtiyacını Güney ve Doğu Çin Denizi üzerinden temin eden Pekin yönetimi ihracat ve kaynak çeşitlendirme stratejisi çerçevesinde, Kazak pazarına büyük önem veriyor. Bu ayın başında Orta Asya turu kapsamında Kazakistan’ın başkenti Astana’ya gelen Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in tarihi İpek Yolu’nu canlandırma vurgusu ve Kaşgahan’da petrol üretimi için buradaki hisselerinin yüzde 8,33′ünü devralan bir anlaşmaya imza atması da iki ülke arasındaki stratejik işbirliğinin önemini gösterdi. Şimdi Kazakistan yönetimi, Çin’in giderek artan petrol ihtiyacı karşılamak için daha büyük bir tedarikçi olmanın

Kaynak: Enerji Enstitüsü

“Türkiye enerji hedefi ile meydan okuyor”

ABD’li uzman Bull’a göre hükümet gerekli politikaları oluşturur ve uygularsa Türkiye 10 yıl sonra koyduğu hedefe ulaşır

 20.10.2013  

adsızRÖPORTAJ: ENGİN TATLIBAL

İnsanoğlu 20. yüzyılı doğayı kirleterek harcadı. Bunun küresel iklim değişikliği gibi etkileri ile karşılaşmaya başladık. Uzmanlar, bu etkilerin önümüzdeki birkaç on yıl içinde daha da artarak hissedileceği görüşünde. İşte bu yüzden insanoğlu, “21. yüzyılda nasıl yaparız da doğayı fosil yakıtların yıkıcı etkisinden koruruz” fikrinin peşine düştü. Bunun için uğraşanlardan biri de uzun yıllar Amerikan Ulusal Yenilenebilir Enerji Laboratuvarı’nda yöneticilik yapmış mühendis Dr. Stanley Bull. Bornova Belediyesi’nin konuğu olarak İzmir’e gelen Bull ile yenilenebilir enerji kaynaklarını ve bu konuda hükümetlerin ortaya koyduğu hedefleri konuştuk.

“Kaynaklarınız zengin”
* Türkiye, ithalatının yüzde 25′ini enerji kaleminden yapan bir ülke. Rusya başta olmak üzere çeşitli ülkelerden doğalgaz alıyoruz ve çevrim santrallarımızda bunu elektriğe dönüştürerek sanayide kullanıyoruz. İhracat yapacak üretimi gerçekleştirebilmek enerji ithalatı yapmak zorunda olan bir ülkeyiz. Bu gerçekten paradoksal bir durum ve cari açığımızı da sürekli kamçılıyor. Yenilenebilir enerji üzerine yıllardır çalışan bir uzman olarak bu durumda bize ne önerirsiniz?

Yenilenebilir enerjiye daha fazla ağırlık vermenizi öneririm elbette. Ancak yenilenebilir enerjinin de çeşitli formları var. Bunlardan biri hidroelektriktir ki Türkiye bu konudaki kapasitesini iyi kullanıyor. Jeotermal bir diğer yenilenebilir enerji formu. Nicelik anlamında bir rakam veremem ama bu konuda da Türkiye’nin ciddi bir potansiyeli var. Güneş ve rüzgar enerjisi de çok çeşitli şekillerde kullanılabilecek bir yenilenebilir enerji biçimi. Bu ikisi gelecekte en çok tercih edilecek enerji türleri gibi görünüyorlar ve Türkiye bu ikisi anlamında da çok zengin kaynaklara sahip. Ayrıca hepsinden öte, iyi eğitim almış bilimadamlarınız ve yetenekli genç mühendisleriniz var. Türkiye, 2023 yılı itibariyle enerjisinin yüzde 30′unu yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamak yönünde bir hedef koydu kendine. Bu gerçekten zorlu bir iş ve bir meydan okuma. Çok vizyoner bir hedef. Türkiye’nin bu hedefi yakalaması kolay olmayacak, ancak hükümet gerekli politikaları oluşturur ve uygularsa imkansız değil. Ayrıca cari açıktan bahsettiniz, yenilenebilir enerjinin ekonomik açıdan şöyle bir avantajı da var; doğalgaz satın alıyorsunuz, petrol satın alıyorsunuz ve çeşitli politik ve ekonomik dalgalanmalara göre bunların fiyatları artabiliyor.

“En ciddi sorun petrol”

Ama örneğin güneş enerjisinden elektrik üretiyorsanız, güneş ışığı bedava! Girdi maliyetiniz yok, Türkiye zaten günlük güneşlik bir ülke. Sadece bununla ilgili kurulum yatırımı için biraz para ayıracaksınız, ardından ise rahatsınız. Çünkü yenilenebilir enerji tesislerinin işletme maliyetleri çok düşüktür.

* Peki ABD yenilenebilir enerji açısından ne durumda?

Bu yıl ABD, tükettiği enerjinin yüzde 22′sini yenilenebilir enerji kaynaklarından sağladı. Bu rakamın yüzde 14′ünü güneş, rüzgar ve biomass kaynakları oluşturdu; yüzde 8′lik kısım ise hidroelektrik kaynaklardan elde edildi. Toplamda yüzde 22 ediyor ki, ABD için hiç de fena bir rakam değil. Biz, 2020 itibariyle kullandığımız yenilenebilir enerji kaynaklarını ikiye katlamayı hedefliyoruz. Yenilenebilir enerji, hem ABD’de ve hem de dünyanın geri kalanında çok hızlı büyüyen bir pazara sahip oldu.

* Fosil yakıtların kullanılmaya devam edilmesi çevreyi nasıl etkileyecek? Mevcut durm nedir?

Fosil yakıtlar içinde zararlı gaz salınımı anlamında en kirlisi ve en zararlısı kömür. Fosil yakıtların tamamı, yakılmaları sonrasında açığa çıkardıkları gazlarla atmosferi ve doğayı olumsuz yönde etkiliyor. Oldukça büyük paralar harcayarak bu yakıtların doğaya verdiği zararı temizlemek mümkün olabilir. Ancak karbondioksit salımını konusunda yapılabilecek fazla bir şey yok ne yazık ki. Bu konuda deneyler yapılıyor, ancak henüz bir sonuca ulaşılabilmiş değil ve hali hazırda atmosferde ciddi boyutta karbondioksit salınımı söz konusu. Çeşitli bileşenler yoluyla karbondioksidi karbon-fibere dönüştürmeye yönelik denemeler var. Doğalgaz da bir tür fosil yakıt, ancak diğer fosil yakıtlara oranla çok daha düşük bir emisyona sahip. Kömürün yaptığı salınımın yüzde 15′i kadar salınım yapıyor ve bu yönüyle daha temiz bir yakıt. Petrol ise en ciddi sorun. Bütün bunlar, geride kalan yıllar boyunca doğaya ciddi zararlar verdi, vermeye devam ediyor ve kullanmayı sürdürdüğümüz sürece de verecek.

* Uzun yıllar Amerikan Ulusal Yenilenebilir Enerji Laboratuarı’nda (NREL) çalıştınız. Bu kurum devlete ait bir kurum mu?

ABD’de federal hükümet İkinci Dünya Savaşı’nın sürdüğü dönemde, yani 1940′lı yıllarda 13 ulusal laboratuvar kurdu ve finanse etmeye başladı. Bunların amacı, nükleer silahlar tasarlamak ve üretmekti. Yıllar boyunca da bu misyonlarına uygun çalıştılar. Ancak günümüzde nükleer silah üretiminden farklı misyonlara hizmet ediyorlar. NREL de yenilenebilir enerji üzerine stratejiler geliştiren, federal hükümet destekli bir kurum.

“Enerji verimliliği çok önemli”
* Konferanslarınızda yenilenebilir enerji kadar “enerji verimliliği” konusuna da dikkat çekiyorsunuz…

Evet, çünkü enerji verimliliği, yenilenebilir enerjiden önce gelen ve aslen yenilenebilir enerjiden çok daha önemli bir konu. Yani önce elimizdeki sahip olduğumuz enerjiyi verimli bir biçimde kullanmayı öğrenmeliyiz; ardından yenilenebilir enerji kaynaklarını tasarlayıp uygulamalıyız.

Dr. Stanley Bull kimdir?

Stanford Üniversitesi mezunu olan Dr. Stanley Bull, çeşitli burslarla dünyanın pek çok yeride enerji üretimi üzerinde çalışmalarda bulundu. Yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği konularında uzman olan Bull, uzun yıllar boyunca Amerikan Ulusal Yenilenebilir Enerji Laboratuvarı’nın üst düzey yöneticiliğini yaptı. Bull, halen MRI-Global şirketinin yönetim kurulu başkan yardımcılığı görevini yürütüyor.

Kaynak: Yeni Asır