Archive for Mart 28, 2013

Sınırı açılan su Fırat

adsız

Ege Su Forumu’nda konuşan Dursun YILDIZ:

“Fırat artık “sınırı aşan” değil “sınırı açılan” su mu oldu !” 2009

12 -14 Kasım 2009 tarihleri arasında İzmir’de düzenlenen Ege Su Forumu 2009 ‘da “Hidropolitik Açıdan Sınıraşan Sular ve Türkiye “ adlı bir sunum yapan Dursun YILDIZ

39 ülkenin sularının % 50 ve daha fazlasının ülke dişindan geldiğini belirtti. Sınıraşan sular konusunda kıyıdaş devletlerin haklarını ve yükümlülüklerini belirleyen kapsamlı ve tüm uyuşmazlıklara uygulanabilen nitelikte uluslararası kuralların olmadığını belirten YILDIZ bu konuya uygulanabilecek bazı hukuk ilkeleri ve sözleşmelerden söz etti.

Türkiye’nin BM de red oyu verdiği ancak 1997 yılında kabul edilen  “Uluslararası  Su Yollarının Ulaşım Dışı Amaçlarla Kullanımına dair sözleşmeyi imzalayan ülkelerin sayısının 23’e ulaştığını belirten YILDIZ bu sürecin takip edilmesi gerektiğini belirtti. Sınıraşan sular konusunda işbirliğinden başka çıkar yol olmadığını savunan YILDIZ önce bu işbirliğinin önündeki engellerin temizlenmesi gerektiğini ileri sürdü.

Ortadoğu’da Anlaşma Zaman Alacak

Konuşmasına ülkelerin sınıraşan sular konusunda bir anlaşmaya varmalarının 20-30 yıl gibi uzun süreler aldığını belirten YILDIZ Ortadoğu’yu değiştirme çabalarının hızlandığına dikkat çekti. Suriye ile sınırın açılmasına da değinen YILDIZ “Sınırların açılması,işbirliğinin artması bölgede sorunların çözümü için gerek şart ancak yeterli bir koşul değildir.dedi.

Bu kapsamda Fırat nehrinin “sınırı açılan su” değil “sınırı aşan su” olma özelliğinin daha uzun dönem devam edeceğini belirtetek gelişmelerin ulusal çıkarları gözeten karşılıklı işbirliği içerisinde reel bir dış politika eksenine oturmasının zaman alacağına dikkat çekti.

Fırat ve Dicle nehirlerinin Türkiye,Suriye ve Irak dışında Ortadoğu’daki diğer ülkelerin su ihtiyacını karşılayabilecek bir kaynak olarak düşünülmesinin gerek havzanın su dengesi gerekse uluslararası hukuk ilkleri açısından mümkün olmadığını ileri sürerek bu alandaki girişimlerin  su sorunu konusunda işbirliğine yönelik çabaları ve süreci olumsuz etkileyeceğini belirtti. Dursun YILDIZ bu nedenle Türkiye Suriye ve Irak’ın bu girişimlere karşı dikkatli olmaları ve bölgesel bir işbirliği anlayışı içerisinde hareket etmelerinin sorunun çözümü için büyük önem taşıdığını belirtti.Ancak bölgenin enerji kaynakları açısından jeopolitik önemi nedeniyle bu işbirliğinin de kolay olmayacağını ifade etti.

12 Kasım 2009

Petrol savaşından su barışına

26.03.2013 

adsız19. yüzyılda bir damla petrol için savaşların yaşandığı Ortadoğu’nun yeni stratejik kaynağı su! Bölge ülkelerini İstanbul’da toplayan ‘Mavi Barış’ inisiyatifi, suyu barış zeminine çevirme imkânını masaya yatırdı.

‘Bugünlerde Suriye’de duş almak, önceden planlanması gereken ince bir mesele. Hele kadınsanız çok boyutlu düşünmeniz lazım. Suyun hangi saatte, hangi bölgeye verileceği, kaç saat sonra kesileceği gibi bazı püf noktalarına sahip değilseniz temiz ve  sıcak bir suyla duş almayı unutun! Şimdilerde Suriyeli kadınların yeni trendi iyi bir duş için otellerde oda tutmak…”

Suriyeli gazeteci Hamoud El Mahmud, bu anekdotu, Suriye’de geçmişten bu yana yaşanan su kıtlığının Arap Baharı sonrası patlak veren iç savaşla daha da arttığını yansıtmak için kullanıyor. El Mahmud, bir taraftan rejimin diğer taraftan muhaliflerin fütursuzca çarpışıp su rezervlerini ve altyapısını tahrip ettiğinden yakınıyor: “Esed gidecek belki ama ülke de bir damla suya muhtaç kalacak!”

Mısırlı radyo yayıncısı Mai El Sahfie, Mahmud’a “Bu daha iyi günleriniz!” diyerek giriyor söze. Asırlık rejimi değiştirmeye soyunan devrimci iktidarın, en az rejim kadar sorunlu su rejimine el atmaya çekindiğini iddia eden El Sahfie, devasa Nil Nehri’ne rağmen su sıkıntısı çeken Mısırlıların her gün başkent Kahire’de eylemler düzenlediğini aktarıyor…

“Irak’ın su sistemini de ABD işgali sonrasında yaşanan iç savaş yıktı.” diyerek başlıyor tebliğine Irak Milletvekili Safia Al Suhail de. Her geçen gün azalan ve kirlenen sularının kolera salgınlarına yol açmaya başladığına değiniyor. Fırat ve Dicle’den daha fazla istifade için Ankara ile sürdürdükleri ‘su diplomasisinin’ neticeye ulaşmamasından bahsediyor: “Türkiye, Iraklı çocukların koleradan ölmesini ister mi?”

Lübnan, Ürdün, Yemen, Filistin, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelen üst düzey diğer katılımcılar da benzer sunumlarda bulunuyor ülkeleriyle ilgili… Özetle, Ortadoğu’da demografi, endüstri ve şehirleşme artarken temiz su kapasitesi tam tersine hızla azalıyor… Bölgesel önlemler devreye girmezse yakın gelecekte su çatışmalarının patlak vermesi işten bile değil.

Geçen hafta (18-19 Mart) Turkish Review Dergisi ile Strategic Foresight Group (SFG-Stratejik Öngörü Grubu) ortaklığında İstanbul’da düzenlenen “Ortadoğu’da Mavi Barış Konferansı”nın ana amaçlarından biri buydu zaten. Ortadoğu’daki su kıtlığının ulaştığı boyutu yerel bürokrat, akademisyen ve gazeteciler üzerinden öğrenmek… İki gün süren uluslararası toplantıda bölgeye dair gelecek perspektifleri de çizildi. Gelmekte olan büyük su krizine karşı kolektif mücadelenin zaruri olduğu, bu yönde bölge halkları ile iktidarlarında yeni bir algı inşasının gerektiği vurgulandı. Bu yüzden 17 farklı ülkeden davet edilen 70’ten fazla katılımcının ağırlığını medya mensupları oluşturuyordu.

Konferansın Türkiye ayağını yöneten Turkish Review Genel Yayın Editörü Kerim Balcı, Arap Baharı sonrası Ortadoğu’nun ana gündemi olacak bölgesel su krizlerini bugünden masaya yatırarak ön almaya çalıştıklarını anlatıyor: “Değişim sancılarından ötürü kimse bu meseleyi tartışamıyordu. Hindistan merkezli partnerimiz SFG ile bölge ülkelerini yaklaşmaktaki krize karşı uyarmak istedik. Bir ilk niteliğindeki Mavi Barış Konferansı sayesinde, aralarında su sorunları bulunan taraflar bir masa etrafında buluşup empati yapma imkânı yakaladı. Daha önce sınır aşan sularla ilgili gelişmeleri Batı kaynaklı ajanslardan öğreniyorlardı. Bundan sonraki bilgi akışının İstanbul’daki konferansta kurulan network üzerinden sağlanacağını düşünüyoruz.”

Su krizi neden çözülemiyor?

Konferansın belki de en verimli kısmı, tarafların ilk elden birbirinin duruşunu görme imkânı elde etmesiydi. Mesela Irak grubu, Türkiye’yi kendilerine yeterince su bırakmamakla eleştirirken, Türk tarafı Bağdat hükümetinin Dicle ve Fırat üzerinden saniyede 500 metreküp kadar akan suyu halkına dağıtmak yerine kurduğu 15 barajla elektrik üretimine yönelmesini hatırlattı. Keza bir Ürdünlü katılımcının Kur’an ayetlerinden yola çıkarak Allah’ın suyu tüm insanların kullanımı için yarattığına, su zengini komşu ülkelerin paylaşımdan kaçtığına işaret etmesi karşında Türk gazetecinin verdiği cevap da manidardı: “Evet, doğrudur, Allah suyu bütün insanlık için yarattı. Peki, petrolü, gazı, madenleri tüm insanlık için yaratmadı mı? Türkiye, bedava su verdiği Müslüman komşularından neden bedava petrol alamıyor?”

İki gün boyunca sunumların ardından süren tatlı sert atışmalar, sınırı aşan sular üzerinden sorun yaşayan ülkelerin karşı tarafın durumuna dair ‘komplovari’ bilgilere sahip olduğunu ortaya koydu. Mesela Suriye ve Irak grubu ülkelerindeki su kıtlığının ana sebebini Türkiye’nin barajlarda su tutması olarak yansıtırken, Türk tarafının komşularına Avrupa ve dünya standartlarından daha fazla oranda su bıraktığını resmî verilerle ortaya koyması önemliydi. Keza Filistin, Ürdün ve Lübnan gruplarının da İsrail’in düşmanca tavrının yanında sularının küresel ısınma, nüfus artışı ve tuzlanma gibi negatif çevre şartlarından etkilendiğini görmeleri de konferansın sunduğu büyük kazanımlardandı.

Yanlış yargılardan biri de Türkiye’nin su zengini olduğuydu! Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Altınbilek, verdiği resmî rakamlarla kırdı bu algıyı. Aksiyon’a konuşan eski Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürü Altınbilek, Türkiye’nin su sıkıntısı çekmediğini ancak bu durumun su zengini olduğu anlamına da gelmeyeceğini söyledi: “Su yüzde 100 hesaba gelebilir mi? Rezervler yağmur yağarsa bol olur. Ortadoğu’yu, Türkiye’yi de etkileyen ciddi bir global iklim değişikliği yaşanıyor. Yağışlar azalıyor, nüfus artıyor, sulanması gereken araziler çoğalıyor. Bugün kişi başına düşen kullanma su miktarı 1400 metreküp civarında. Yakın gelecekte bu oranın 700-800 metreküpe düşeceğini öngören çalışmalar var. Dolayısıyla komşularının Türkiye’den mutat su salınımı beklemesi doğru değil. Zira su rezervi bizde de azalıyor.”

Altınbilek, bazı komşu ülke iktidarlarının su sorununu iç politikaya alet ettiğine değiniyor. Sorunu çözmek yerine halkı yönlendirme aracı olarak kullandıklarını düşünüyor: “Teknoloji ilerledi. Deniz suyunu içme suyuna dönüştüren sistemler var günümüzde. Suudi Arabistan denizden arıtıyor mesela… İktidarlar uğraşsa su sorunlarını farklı yollarla da çözebilir.”

Konferans kapsamında su kaynaklarının doğru yönetimi, etkin tasarrufu, adil paylaşımı gibi ufuk açıcı sunumlar da yapıldı. Su tasarrufu için baraj yerine nükleer enerjiden elektrik üretimine geçilmesini öneren de oldu, damıtma tarıma geçilmesi fikrini savunan da… Avrupa’da sınır aşan nehirler üzerinde yaşanan sorunları çözen barış anlaşmalarını Ortadoğu’ya uyarlayan da çıktı salonda. Ancak ana vurgu medyaya yapıldı. Yeni dönemde bölge halkları ile yönetimlerinin tasarruf, doğru yönetim ve paylaşım konularında aydınlatılması görevi basına düştü. İnisiyatif, bu bağlamda bölge medyasına dönük müşterek eğitim programları üzerine çalıştığını duyurdu. Mevcut medya mensuplarının yetersiz bilgileriyle hazırladıkları haberlerin su krizini daha da derinleştirdiği vurgulandı.

Peki, Ortadoğu ortak sorununu münferit çözebilir mi? Cevabını Ürdün’ün eski Su Bakanı Dr. Maysoon Zoubi veriyor: “Bir araya gelemezsek su barış değil, savaş unsuru olur!” Mavi Barış Konferansı’nın bir ilki başarıp onlarca yıldır sorun yaşayan bölge ülkelerini tek masada toplayabildiğini, bunun kendilerine verilmiş en büyük mesaj olduğunu anlatıyor Zoubi: “Ortadoğu’da suyu silah gibi kullanan İsrail ile hepimizin ciddi sorunları var. Tel Aviv hükümeti Ürdün ile geçmişte yaptığı anlaşmalara sadık kalmadığı gibi Filistin’e, Lübnan’a bir damla suyu çok görüyor. Su üzerinden Ortadoğu’yu yönlendirmeye çalışıyor. Bir an önce kolektif su politikaları üretemezsek geleceğimiz çok aydınlık olmayacak.”

Benzer hassasiyet, konferansın eş tertipçisi Strategic Foresight Group Başkanı Dr. Sundeep Waslekar’da da mevcut. Hintli uzman, meseleye dışarıdan dâhil olmanın verdiği rahatlıkla daha net konuşuyor: “Bu sorun hepinizin sorunu. Devlet politikalarınız birbiriyle örtüşmeden, entegre olmadan üstesinden gelmeniz çok zor.”

İki günün sonunda ortaya çıkan tablo pek iç açıcı değil aslında. Arap Baharı, küresel ısınma ve artan nüfus dolaylı olarak Ortadoğu su rezervlerini vuruyor. BM ve Dünya Sağlık Örgütü, bölgenin adım adım su savaşlarına sürüklendiğine işaret ediyor. Gidişat böyleyken bölge ülkelerinin birbirini suçlamaktan öte gitmeyen su politikalarını değiştirmesi elzem görünüyor. Bir bakıma su sorununu barış zeminine çevirmek bölge iktidarlarının elinde…

Mavi Barış’a mecburuz

‘Mavi Barış’ inisiyatifinin liderliğini Ürdün Prensi Hassan bin Talal yürütüyor. Bu üst yapıda Türkiye’yi eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, Lübnan’ı eski Finans Bakanı Dr. Muhammed Chatah, Irak’ı eski İnsan Hakları Bakanı Dr. Bahtiyar Amin, İngiltere’yi de Liberal Demokrat Lord Alderdice temsil ediyor. İstanbul’daki etkinliğe Prens Talal adına kızı Prenses Sümeyye bint El Hassan katıldı. Prenses Hassan, konferansın galasında yaptığı konuşmada, yakın dönemde Ortadoğu’yu derinden etkileyecek su krizlerini sorunsuz atlatabilmek için ülkelerin kolektif hareket etmeye mecbur olduklarını vurguladı. Prenses Sümeyye, Ortadoğu’daki su kaynaklarının yönetim, paylaşım ve korunması yönünde ciddi sorunlar bulunduğunu, bu sorunların Mavi Barış inisiyatifi gibi müşterek adımlarla halledilmesi durumda siyasi krizlerin de azalacağını söyledi.

Kaynak: Enerji Enstitüsü

Enerjide Dünyayı değiştiren teknoloji

adsız

12 02 2013

Yeni bir teknolojinin enerji piyasalarında yarattığı devrim, ekonomi ve siyaset dünyasına da yansıdı. Uzmanlar gelişmelerin başta Ortadoğu olmak üzere dünya genelindeki etkilerini değerlendirdi.

Fracking, Türkçesiyle hidrolik kırma aslında prensipte yeni bir teknoloji değil. Mevcut bir tekniğin geliştirilmiş hali. Yöntem, belli bir karışımın yerin binlerce metre altındaki tabakalara pompalanarak, daha önce mümkün görülmeyen kaya gazı ve kaya petrolünün çıkarılmasını esas alıyor.

ABD öncü oldu

Amerika Birleşik Devletleri, bu teknolojinin tatbikinde öncü oldu. Bu teknolojiyi kullanarak 2009 yılında doğalgaz üretiminde Rusya’yı geçti. Deutschlandradio’ya konuyu değerlendiren, Londra’daki Avrupa Güvenlik Çalışmaları Merkezi’nin (CESS) enerji uzmanı Frank Umbach, Amerika’nın 2015 ve 2017’den itibaren uzun bir dönem için dünyanın bir numaralı doğalgaz üreticisi olmasını bekliyor.

Umbach, “ABD’de kaya gazı devrimini kaya petrolü devrimi izledi. Kaya gazı devrimi, dünya çapındaki gaz piyasasını ciddi şekilde etkiliyor. Almanya’daki enerji dönüşümü de bundan etkileniyor. Doğalgaz ve kömür ithalatını kıyaslıyoruz. Diğer taraftan Rusya ile doğalgaz tedariği konusunda imzalanmış uzun vadeli sözleşmeler var. Bütün bunların hepsi tartışmalı hale geldi” diyor.

Fiyat bağımlılığı bitti

Hidrolik kırma teknolojisinin tetiklediği bir başka gelişme de doğalgaz fiyatlarının petrole bağımlılıktan çıkması oldu. Birçok uzman, 2012’yi petrolle doğalgaz arasındaki bu fiyat bağımlılığının sona erdiği bir sürecin başlangıcı olarak görüyor. Enerji uzmanı Frank Umbach, Amerika’da gerileyen doğalgaz fiyatlarının dünya ekonomisi üzerinde ciddi etkileri olacağına dikkat çekiyor.

 

Enerji yoğun Alman ve Avrupa ekonomisinin rekabette zorlanacağına işaret eden uzman Umbach, gelişmenin jeopolitik yansımalarını vurguluyor: “Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu’nun istikrarı için her yıl 50 milyar dolar harcıyor. Petrole olan bağımlılığı Amerika’nın askeri müdahalelerine yol açıyordu. Amerika dış politikasını yeniden düzenliyor. Savunma bütçesini azaltıyor. Washington yönetimi, bölgede güven ve istikrarın sağlanmasında daha fazla çıkarı bulunan Avrupa ve Asya ülkelerinden daha fazla katkı talep edecektir.”

En pahalı doğalgaz

Alman uzman Frank Umbach, bir başka kaçınılmaz gelişme olarak Rusya’nın konumuna işaret ediyor. Rusya’nın Avrupa Birliği’nin özellikle doğudaki yeni üyeleriyle imzaladığı doğalgaz anlaşmalarının son gelişmeler ışığında tartışmalı hale geldiğini kaydediyor.

Umbach, “Avrupa Birliği’nin yeni doğalgaz politikaları Rusya’nın tekel konumunu yeniden şekillendirecek. Koşullar değişiyor ve Rusya bunlara uyum sağlamakta zorlanıyor. Rusya artık dünyanın en pahalı gazını satar hale geldi. Ki bu trend, önümüzdeki yıllarda güçlenerek artacak. Zira Rusya’nın doğalgaz çıkardığı yeni yatakların maliyeti oldukça yüksek. Bunlara yatırım kararı, bundan 10 yıl kadar önce, çok daha farklı koşullar çerçevesinde alınmıştı. Ancak koşullar esaslı şekilde değişti” şeklinde konuşuyor.

Moskova gergin

Hidrolik kırma teknolojisiyle ortaya çıkarılan kaya gazı ve petrol fiyatları etkiliyor, jeopolitik bağımlılıklar üzerinde etkili oluyor. Avrupa Güvenlik Çalışmaları Merkezi’nin (CESS) enerji uzmanı Frank Umbach, Avrupa Birliği’nin bu alanda değişen politikaları ve 2008’de yürürlüğe giren yeni doğalgaz stratejilerinin Moskova’da gerginliğe neden olduğunu belirtiyor: “Rusya’nın Avrupa üzerindeki etkisi değişiyor. Rusya daha marjinal bir konumda olacak. Avrupa siyasetinde oynadığı yeni rol, değişikliklere verdiği tepki ölçüsünde şekillenecek. Bir yandan maliyeti yüksek doğalgaz yatakları diğer yandan Kuzey Akım ve Güney Akım gibi boru hatlarının uzunluğunu göz önüne aldığınızda Rusya’nın değişen koşullara esnek bir şekilde yanıt verme ihtimali zorlaşıyor.”

Fracking, çevreye olumsuz etkileri nedeniyle protestolara da neden oluyor. Ukrayna’nın Donetsk kentindeki bir gösteriden…

Sözkonusu gelişmelerin Avrupa Birliği’nin bu alandaki düzenlemelerinde de etkili olması bekleniyor. AB’nin yeni stratejisinin öncelikle çok daha fazla enerji tasarrufu öngördüğünü belirten Umbach, şöyle devam ediyor: “Yenilenebilir enerji oranının yüzde 9’dan yüzde 20’ye çekilmesi hedefleniyor. Doğalgaz ithalatında pazarların çeşitlendirilmesi, tek bir kaynağa bağımlılıktan kaçınılması bu stratejinin bir başka ayağını oluşturuyor. Nabucco boru hattı, bu kapsamda önem verilen seçeneklerden. Diğer taraftan Romanya ve Bulgaristan açıklarında bulunan yeni doğalgaz yatakları seçenekleri artırıyor.”

© Deutsche Welle Türkçe

DW/DLF/NH/AG

Güneş ölçümleri teslim süresi 10 güne çekildi.

28 Mart 2013

Güneş enerjisine dayalı lisans başvurularında istenilen güneş ölçüm sonuç raporu, daha önce EPDK’ya lisans başvurusu yapılmadan en az 30 gün önce Meteoroloji Genel Müdürlüğü’ne (MGM) teslim edilirken bu süre 2013 yılı için 10 güne çekildi

Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın Rüzgar ve Güneş Enerjisine Dayalı Lisans Başvuruları İçin Yapılacak Rüzgar ve Güneş Ölçümleri Uygulamalarına Dair Tebliğ’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Tebliğ ile Rüzgar ve Güneş Enerjisine Dayalı Lisans Başvurularına İlişkin Ölçüm Standardı Tebliği kapsamında yapılacak rüzgar ve güneş ölçümlerinin yapılmasına ve değerlendirilmesine ilişkin usul ve esasları belirlemek amaçlanıyor.

Tebliğde firmanın kuracağı her bir istasyon için ayrı ayrı başvuru yapacağı hükme bağlanırken, başvuru ücreti, Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) Döner Sermaye İşletmesi Yönetim Kurulu tarafından 2012 yılı için 3 bin TL olarak belirlendi. Bu ücret, MGM Döner Sermaye İşletmesi Yönetim Kurulu tarafından her yıl yeniden belirlenerek MGM resmi internet sitesinde duyurulacak. Herhangi bir sebeple aynı ölçüm istasyonuna birden fazla görevlendirme yapılması durumunda, başvuru ücretinin yüzde 30′u hizmet bedeli olarak firma tarafından Döner Sermaye İşletmesi Müdürlüğü hesabına yatırılacak. Başvurusu kabul edilen ölçüm istasyonu için yatırılan başvuru ücreti geri ödenmeyecek.

Ölçüm verilerinin MGM’ye iletilmesi hususunda da bazı değişiklikler yapıldı. Rüzgar dataları için; eksik veri tamamlamada kullanılacak referans meteoroloji istasyonu, MGM’nin meteoroloji istasyonları arasından alanı en iyi temsil eden, ölçüm yapılan sahaya yakın bir veya birkaç istasyon olarak seçilebilecek. Ayrıca aynı ölçüm sahasında aynı firma tarafından kurulan ve MGM tarafından kabulü yapılmış birden fazla istasyon olması durumunda bu istasyonların verileri birbirlerinin veri kayıplarını tamamlamak için de kullanılabilecek. Başvuru sahibi tarafından kurulan rüzgar ölçüm istasyonunda ana ölçüm seviyelerindeki rüzgar hız ve yön ölçerlerdeki veri kaybı, aynı istasyonda ara seviyelerde de ölçüm yapılıyorsa bu ölçerlerin verilerini kullanarak yapılacak hesaplamalarla tamamlanabilecek. Veri tamamlama işlemi, varsa aynı sahada kurulu bulunan başka bir firmaya ait ve MGM tarafından kabul işlemleri yapılmış bir ölçüm istasyonunun verisi kullanılarak da yapılabilecek.

Öte yandan güneş dataları için; eksik veri tamamlamada kullanılacak referans meteoroloji istasyonu, MGM’nin meteoroloji istasyonları arasından ölçüm noktası ile aynı enlem kuşağına yakın bir veya birkaç istasyon olarak seçilebilecek. Aryıca, MGM’ye yapılacak müracaat esnasında en fazla yüzde 20 eksiği tamamlanan veriler ile en fazla altı ayı tamamlanan güneş verileri, CD veya DVD ortamında MGM’ye sunulacak. Rüzgar ölçüm sonuç raporu için, en fazla yüzde 20 veri kaybı şartları çerçevesinde, en az bir yıllık ölçüm verisi seti sunulacak.

Ölçüm süresi içerisinde, işletme veya bakım veya sair nedenlerle veri kaybı yüzde 20′den daha fazla olamayacak. Yüzde 20 veri kaybı, ana ölçüm seviyelerindeki her bir rüzgar hız ve yön ölçer verileri ile hava sıcaklığı ve hava basıncı ölçer verileri için ayrı ayrı uygulanacak.
Güneş verilerinin kontrolü ve değerlendirilmesi kapsamında güneş ölçüm sonuç raporu, daha önce EPDK’ya lisans başvurusu yapılmadan en az 30 gün önce MGM’ye teslim edilirken bu süre 2013 yılı için 10 güne çekildi.

Kaynak: Enerji enstitüsü

SULAMA BİRLİKLERİ YENİ SU YÖNETİMİ’NE HAZIRLANIYOR !

26 03 2013

adsıztoprakSUenerji-Sulama Birlikleri Derneği tarafından organize edilen,TÜRKİYE’DE TARIMSAL SULAMANIN ÖNEMİ SEMPOZYUMU 26.03.2013 ve 30.03.2013 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleşecek.

Su yönetiminden DSİ Genel Müdürü, İşletme Bakım Daire Başkanı, Sulama Birliklerinden sorumlu şube müdürü, 22 Bölgenin İşletme Bakım Şube Müdürleri, Toprak Reformu Genel Müdürü, Tarımsal Sulama Daire Başkanı ve Toplulaştırma Daire Başkanının katılacak olduğu sempozyumda  Sulama Birliği Başkanları, Birlik müdürleri ve Birlik Muhasebe Müdürleri de geniş bir katılımla yer alacak.

Sempozyuma DSİ eski yöneticilerindan su politikaları uzmanı Dursun YILDIZ ‘da katılarak “Yeni Su Yönetimi ve Su Kullanıcı Örgütleri “başlıklı bir bildiri sunacak Sempozyuma katılacak olan  DSİ  Eski ,Başhukuk Müşaviri Özdemir ÖZBAY ve Avukat  Nihal ÇAMLIBEL’de sulama birliklerinin yasası,yönetmelikleri,idari yapısı ve hukuki sorunları ile ilgili açıklamalar yapacak.

Sempozyumda Değişmekte olan su yönetimi,Ulusal Havza Yönetim Stratejisi  , sulama birlikleri  kanunundaki aksaklıklar, sulama birliklerinin hukuki ve idari sorunları ele alınacak. Görüş ve öneriler sempozyum sonunda Sulama Birlikleri Derneği tarafından ilgili kurum ve kuruluşlara iletilecek.

toprakSUenerji-26 03 2013.

Kaya Petrolü’nün Fiyata Etkisi Ne Olur ?

25.03.2013 

adsız”Kaya Petrolü-Bir Sonraki Enerji Devrimi”

Kaya gazı gibi yatay sondaj ve hidrolik kırılma yoluyla üretilen kaya petrolünün, petrol fiyatlarını 2035′te yüzde 25 ila 40′a kadar aşağı çekebileceği öngörülüyor.

Denetim, vergi ve danışmanlık hizmetleri sunan PwC tarafından yayımlanan ”Kaya Petrolü-Bir Sonraki Enerji Devrimi” başlıklı raporda, kaya petrolü üretiminin küresel petrol üretimi içinde yüzde 12′ye ulaşabileceği, bunun gerçekleşmesinin günde 14 milyon varile denk geleceği belirtildi.

Raporda, ABD dışındaki kaya petrolünün kaynak niteliğinin ve miktarının yeterince bilinmediği, bunun da kaya petrolündeki gelişimin potansiyeli konusunda belirsizlik yarattığı vurgulanarak, kaya gazı gibi yatay sondaj ve hidrolik kırılma yoluyla üretilen kaya petrolünün, petrol fiyatlarını 2035′te yüzde 25 ila 40 oranlarına kadar aşağı çekebileceği öngörüldü.

Jeopolitik Dinamikler Etkilenir

Kaya petrolünün, küresel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) seviyesinin ise yüzde 2,3-3,7 oranlarında (bugünün GSYH değerleri üzerinden 1,7-2,7 trilyon dolar) artabileceği ifade edildi.

Kaya gazı ile birlikte kaya petrolünün ABD ve Çin gibi ülkeler açısından enerji bağımsızlığını artıracağı ve OPEC’in etkisini azalttığı için jeopolitik dinamikleri etkileyebileceği görüşünün savunulduğu raporda, şu tespitlere yer verildi:
”Potansiyel kaya petrolü kaynakları bulunan petrol ithalatı yapan mevcut ülkelerin hükümetlerinin kaya petrolünden faydalanılmasının teşvikine yönelik politikalar oluşturmasının ve bu politikaların alternatif yerel ve ulusal çevresel hedefler (örneğin karbonsuzlaştırma) ile dengelenmesinin olası ekonomik getirilerini anlamaları gerekecek.

Petrol İhraç Eden Ülkeler Yeni Kaynaklar Geliştirmeli

Geleneksel petrol ihracatına dayanan ülkelerdeki hükümetlerin uzun vadede daha düşük gelir akışlarına geçmeleri ve/veya kaya petrolü, kaya gazı da dahil olmak üzere kendilerine ait geleneksel olmayan kaynaklar geliştirmeleri gerekecek.

Petrol şirketleri bir yandan mevcut portföylerini ve planlanmış projelerini düşük petrol fiyatı senaryoları ışığında yeniden değerlendirirken, diğer yandan da iş modellerini kaya petrolü için gerekli olan daha düşük ölçekli fakat daha standart hale getirilmiş üretim süreçleri ile uyumlu olacak şekilde değiştirmeli.
Beklenilenden daha düşük olan reel petrol fiyatları büyük ölçüde petrol ve ilişkili diğer ürünlere dayanan şirketler için uzun vadeli faydalar da yaratabilir (Petrokimyasallar ve plastik, havayolları, karayolu taşımacıları, otomotiv şirketleri).”

Kaynak: Enerji Enstitüsü

ABD’den Erbil’e : Tek taraflı adım atma

adsızABD Dışişleri Bakanı John Kerry, İsrail, Batı Şeria ve Ürdün’ün ardından sürpriz bir ziyaret için Irak’a geçti. Kerry’nin Mesud Barzani ile de bir telefon görüşmesi yapması bekleniyor. Üst düzey bir Amerikalı yetkilinin verdiği bilgiye göre Kerry, Barzani’ye “Türkiye-Kuzey Irak petrol boru hattı planı da dahil, tek taraflı adımlardan kaçının” mesajı verecek.

Kuzey Irak bölgesel yönetimi, sözkonusu boru hattının yapımına kısa vadede başlamak niyetindeydi.
Ankara ve Erbil’in, bunu da kapsayan geniş bir enerji işbirliği anlşmasına imza atacağı yönünde haberler çıkmıştı.
Amerikalı yetkililere göre Kerry, Barzani’ye bunu da kapsayan konularda, ”Irak’ın bütünlüğü önemli” mesajı verecek, “Tek taraflı adımlar bütünlüğe zarar verir, Kürt yönetimi Bağdat’ın desteği olmadan mali olarak ayakta kalamaz” diyecek.

İran’dan Suriye’ye hava sevkiyatı kesilsin

Kerry Irak’ta Suriye konusunu da ele alacak. Başbakan Maliki ile yapacağı görüşmede, İran’dan Suriye’ye asker ve techizat taşıyan uçuşların sonlandırılmasını isteyecek.
Bu konuda daha önceki Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da uyarıda bulunmuştu. Ancak Amerikalı yetkililerin verdiği bilgiye göre, bu tür uçuşlar neredeyse her gün yapılıyor ve geçen süre içinde sadece iki İran uçağı Irak tarafından indirilip arandı.
Kerry Maliki’ye, “Bu sevkiyat devam ettiği sürece, Irak Suriye’nin geleceği konusunda söz sahibi olamaz” diyecek.

Doğu Akdeniz’de Özürle Gelen Enerji

24.03.2013 

adsızHer taşın altında petrol ve doğalgaz aramamak lazım belki de, ancak aynı haftada önce Rumların Rusya ile sürpriz yakınlaşması, arkasından İsrail ’in beklenmedik özür hamlesine bakıldığında kendinizi alıkoymanız da pek mümkün değil. Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Ekonomik İlişkiler Genel Müdürü Büyükelçi Mithat Rende, geçtiğimiz kasım ayında Atlantik Konseyi Enerji ve Ekonomi Zirvesi’nde, İsrail gazı için ticari açıdan en mantıklı seçeneğin Türkiye ’ye boru hattı çekmek olduğunu belirtti. Açıklama İsrail basınına da yansıdı ve geniş yankı uyandırdı. Yaklaşık 4 ay sonra İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Mavi Marmara baskınından dolayı Başbakan Tayyip Erdoğan’dan özür dilemesi ise artık söz konusu boru hattının önünün açıldığı yorumlarına neden oluyor.

REZERV İŞTAH KABARTIYOR

Uluslararası enerji analistleri, İsrail’in özür haberini “İsrail doğalgaz bilmecesi çözüldü. Bundan böyle gazı Türkiye üzerinden satabilir” şeklinde yorumlarken, Türk uzmanlar ise bir adım ileri giderek “İsrail-Ceyhan Doğalgaz Boru Hattı’nın önü açıldı” cümlesini kurdu. Doğu Akdeniz gaz rezervleri, pek çok enerji devinin iştahını kabartırken, İsrail ve Kıbrıs açıklarından elde edilen gazın önce Türkiye pazarına ulaşması, Türkiye üzerinden de Avrupa’ya taşınması en ekonomik çözüm olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun özrü siyasi olduğu kadar jeopolitik ve ticari önem de taşıyor. Türk yetkililer, bu konuda şu değerlendirmede bulunuyor: “İsrail gazının son 10 yılın en önemli keşfi olduğu kabul ediliyor. Bu gazın piyasaya ulaştırılması İsrail için çok önemli. Tabii ki bunun için en iyi pazar Türkiye. Türk özel sektörü ve orada yatırım yapan uluslararası yatırımcılar bir araya gelerek, bu projeyi gerçekleştirebilir. Şu anda İsrail açık deniz yataklarında yatırım yapan ABD’li Noble Energy ile İsrailli Delek şirketi var. Aralarında Zorlu, Genel Enerji, Turcas, Çalık, Ege Gaz gibi Türkiye’den İsrail gazını getirmeye talip olan çok sayıda Türk şirketi de var. Bu konuda Türk şirketlerin arasında ciddi bir rekabet de var.”

Uzmanlar, ABD’li şirketlerin Doğu Akdeniz’de yaptığı hamlelere vurgu yaparak, özrün Obama’nın İsrail ziyaretinde gelmesine özellikle dikkat çekiyor. Hürriyet’in sorularını yazılı olarak cevaplayan ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından New America Foundation’dan araştırmacı Steve LeVine, Netanyahu’nun kararında doğalgaz ihracatı meselesinin hatırı sayılır ölçüde rol oynadığını dile getirerek şunları söyledi: “İsrail sıkıştı. Güncel tahminlere göre İsrail’de 5 milyar varil petrol eşdeğeri doğalgaz rezervi var. Yakında İsrail hükümeti bunun ne kadarının ihracat için uygun olduğuna karar verecek.”

Kaynak: Enerji Enstitüsü

Çin Rusya’dan Doğal Gaz Alacak

23 03 2013 

adsızRusya’nın başkenti Moskova’ya resmi ziyarette bulunan Çin Cumhurbaşkanı Şi Jinping’in Devlet Başkanı Vladimir Putin’le Kremlin’deki görüşmenin ardından iki ülkenin önde gelen doğalgaz şirketleri arasında, doğu rotasındaki boru hatları üzerinden Çin’e doğalgaz sağlanmasına ilişkin muhtıranın imzalandığı açıklandı.

Anlaşmayı, Rus doğalgaz devi Gazprom Başkanı Aleksey Miller ve Çin doğalgaz şirketi CNPC Başkanı Zhou Jiping imzaladı. İmza töreninde iki devlet lideri de bulundu.

Muhtıra, fiyat üzerindeki mutabakata yol açacak sözleşmenin temel parametrelerini tanımlıyor. Gazprom’un yaptığı açıklamaya göre, sene sonuna kadar imzalanması gereken doğalgaz anlaşması 30 yıllık olacak.

Yakutistan’da başlayacak “Sibirya’nın Gücü” doğalgaz boru hattı, Vladivostok şehrine kadar uzanacak. Burada, sıvı doğalgaz üretimi organize edilecek.

Kaynak: Enerji Enstitüsü

Enerji Depolama Yalıtımında Devrim

Dünyanın en hafif materyali üretildi

adsız

Yoğunluk havadan daha düşük olduğu için çiçeğin  üzerine ağırlık binmiyor!

Çin bilim insanları dünyanın en hafif materyalini geliştirmeyi başardı.  Hava yoğunluğunun sadece 8’de 1’i kadar yoğun olan grafen aerojel maddesinin, petrol sızıntılarına karşı mücadelede çığır açabileceği belirtildi.

Çin’in Hangzhou eyaletindeki Zhejiang Üniversitesi’nde görevli araştırmacılar, yoğunluğu santimetre küp başına 0,16 miligram olan bir madde geliştirdi. Profesör Gao Chao’nun başında bulunduğu araştırma ekibi tarafından geliştirilen grafen aerojel, üretimi son derece kolay olduğu gibi, petrolü emme özelliğiyle öne çıkıyor. Bir jelin sıvı bileşiğinin bir çeşit gaz ile değiştirilmesiyle üretilen grafen aerojel, katı görünüme sahip olsa da son derece düşük bir kütleye sahip. Grafen, karbon atomunun sadece bir atom kalınlığındaki hali olarak biliniyor. China Daily sitesine konuşan Gao, “karbon aerojel, petrol sızıntıları, su kirliliği ve hatta hava kirliliğinde bizlere çok yardımcı olabilir” ifadesini kullandı.  Nature dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, grafen aerojel, çevre kirliliğine karşı verilecek mücadelenin yanı sıra, enerji depolama yalıtımı ve ses dalgalarını emen bir madde olarak da kullanılabilir

UNVANI ABD’NİN ELİNDEN ALDILAR
Dünyanın en hafif materyalini üretmek, uzun yıllardır bilim insanlarının amacıydı. ABD’nin California Irvine Üniversitesi ile California Teknoloji Enstitüsü, 2011 yılında yaptıkları çalışmada santimetre küp başına 0,9 miligram kütlesi bulunan nikel aerojel geliştirmiş ve en hafif materyali üretmişti.

Gao ve ekibi tarafından üretilen aerojel ise soğutularak kurutuldu ve bu şekilde karbon nano tüplerdeki nem ve grafem arıtılırken, maddenin bütünlüğü korundu. Böylece ortaya dünyanın en hafif materyali çıktı.Bir çiçeğin yapraklarını bükmeyecek kadar hafif olan grafen aerojel,görünüme rağmen oldukça elastik ve dayanıklı bir yapıya sahip. Öyle ki, materyal sıkıldığı zaman genleşiyor, yüzeye çarptığı zaman sekiyor

PETROL EMİCİ
Günümüzde petrol temizliğinde kullanılan organik çözücü maddeler kendi ağırlıklarının yaklaşık 10 katı kadar petrol emebiliyor. Grafen (karbon) aerojel ise kendi ağırlığının 900 katı petrol emebiliyor. Dahası, aerojel, organik bileşikleri hızlı bir şekilde çekiyor. 1 gram aerojel, saniyede 68,8 gram organik bileşik emiyor. Bu da denizlerdeki petrol sızıntılarına karşı materyali çok önemli bir temizleyici unsur haline getiriyor

ntvmsnbc. 22.03.2013