Archive for Eylül 29, 2012

Burdur Gölü, Son 35 Yılda Üçte Birini Kaybetti.

Yağışların artmasına rağmen, göl kurumaya devam ediyor. İnsan eliyle doğaya verilen zarara dur demenin zamanı çoktan geldi. O yüzden Doğa Derneği hatırlatıyor: “Göl yoksa Burdur da yok!” Geç kalmadan harekete geçin.

o zuhal aytolun

Burdur Gölü kurumaya yüz tuttu. Yağış olmasına rağmen hızla kuruyor. Son 35 yılda üçte birini kaybetti. Örnekse, 2010-2011 yılları arasında gölün kaybettiği suyla 2 milyar damacana doldurmanız mümkün. Eğer bu hızla giderse, eğer elbirliğiyle çalışma yapılmazsa 2040 yılından itibaren Burdur Gölü, yerine koskocaman bir boşluğa bırakacak. Veriler işte bu kadar çarpıcı!
Doğa Derneği, 2007 yılından bu yana Burdur Gölü’nde çalışmalar yürütüyor. Vailant da Burdur Gölü’nü Kurtarma Projesi’nde destekçi. Biz de yapılan çalışmaları görmek üzere Burdur’a hareket ediyoruz. Bilgiler, çizimler, işin gerçekleri ve geleceği üzerine konuşuyoruz. Ama bölgeye gidince yüzünüze çarpıyor o gerçekler. Bir zamanlar, ki bu çok da yakın bir dönem, göl olan alanda yürümeye başladığınızda iyice anlıyorsunuz işin vahametini. Ayaklarımızı bastığımız yer, kurak bir alan. Evet su çekilmiş ama toprağı tuzlu olduğu için de bu alanda herhangi bir bitki yetişmiyor; kupkuru toprak var ayağımızın altında. Yalnızca bu da değil. Burdur Gölü, 13 uluslararası öneme sahip Ramsar ve 305 önemli doğa alanından biri. Bu göl, adı Burdur dişli sazancığı olan bir endemik balık türüne, ayrıca nesli küresel ölçekte tehdit altında olan Dikkuyruk adlı kuş da dahil 194 farklı kuş türü, 10 tür sürüngene sahip. Dikkuyruk kuşunun yüzde 70′i Burdur’da ve 90′lı yıllarda yaklaşık 10 bin 920 kuş varken, şimdi bu rakam binin altında. Yüzde 60′ı tarımla uğraşan Burdurlular’ın yaşayışı ciddi anlamda etkileniyor. Peki Burdur Gölü nasıl bu hale geldi, neler yapılmalı?

Doğa tehdit altında
Burdur Gölü Kapalı Havzası’nda 1995 yılından bu yana yağışlı bir döneme geçilmesine karşın gölde yaşanan kurumanın hızla devam etmesi, sorunun insan kaynaklı olduğunu ortaya koyuyor. Su seviyesindeki azalmanın başlıca nedenleri, tarımsal su ihtiyacı nedeniyle gölü besleyen akarsuların üzerine inşa edilen baraj ve göletler ile yerüstü suyunun tutulması, sondaj kuyuları ile de yer altı suyunun aşırı miktarda tüketilmesi. Ayrıca mevcut tarımsal ürünler de havzanın iklimsel özelliklerine uymadığı için sulamada aşırı tüketim söz konusu. Doğa Derneği’nin Vailant desteğiyle “Göl Yoksa Burdur da Yok!” sloganıyla yürüttüğü “Burdur Gölü Yok Olmasın” projesinde öncelikle tarımsal faaliyetlerde yanlış ve aşırı su kullanımının önlenmesi hedefleniyor. Havzanın toprak ve iklim yapısına uygun, az su tüketimine ve doğru sulamaya dayalı yeni bir tarımsal ürün deseni öneriliyor. Devamında da su ve tarım planlamasına entegre edilerek, gölü besleyen akarsular ve yer altı sularına yönelik baskıların azaltılması sağlanacak. Bu anlamda iki köyde üç pilot alan kuruldu. Damla su ve yağmurlama tekniği kullanılarak su tüketiminin yüzde 80′inde tasarruf söz konusu. Köylerde de diğer çiftçiler bu tekniğe geçmek için talepte bulunmaya başlamış bile. Burdur Gölü, çöl olmasın diyorsanız, bu projeye destek verin. Geç kalmadan…

Kaynak: CUMHURIYET Yaşam 25.09.2012

Terme’de 1300 kişi İçme Suyu nedeniyle hastaneya başvurdu. 26 Eylül 2012

SAMSUN’un Terme İlçesinde yüksek ateş ve ishal şikayetiyle ilçe devlet hastanesi ile aile hekimlerine başvuran hasta sayısı bin 300′e ulaştı. İl Sağlık Müdürü Mustafa Kasapoğlu, ilçedeki vatandaşların içme suyunu kaynatarak içmeleri tavsiyesinde bulundu.

Samsun’un Terme ilçesinde dün gece itibariyle 700 kişi yüksek ateş ve ishal şikayetiyle hastaneye başvurdu. İlçede aynı şikayetlerle hastaneye gelenlerin sayısı bin 300′e ulaştı. Konuyla ilgili basın açıklaması yapan Sağlık İl Müdürü Mustafa Kasapoğlu, geçen pazartesiden bu yana toplam  1 300 hastaya ilçe devlet hastanesi ile aile hekimleri tarafından müdahale edildiğini belirtti. Kasapoğlu, bulantı, kusma ve ateş şikayetlerinde dün sabah başlayan artışın öğleden sonra ivme kazanarak devam ettiğini kaydetti.

Klor Oranı Yetersiz İddiası

Hastaneye başvuranların ilçe merkezinde oturması üzerine dün içme suyundan numune alarak klor oranına baktıklarını ifade eden Kasapoğlu, “İlçe merkezinde bakılan bakiye klorun yeterli olmadığı tespit edildiğinden Terme Belediyesi ile irtibata geçilmiş ve yapılması gerekenler sözlü ve yazılı olarak bildirilmiştir. Dün akşam saat 18.00 itibariyle alınan su numunelerinin bakiye klorunun yeterli olduğu görülmüştür. Kaynaktan alınan su numuneleri Samsun ve Ankara Halk Sağlığı Laboratuvarları ile Ankara Hıfzıssıhha Laboratuvarları’na gönderildi. Öte yandan tüm depoların tekrar gözden geçirilmesi, temizlenmesi ve klorlama işlemlerinin takibi yapılmaktadır” diye konuştu.

Çocoklar daha çok etkilendi !

Hasteneye ve aile hekimlerine başvuranların çoğunun çocuk olduğunu da aktaran Kasapoğlu, “Şu an Terme İlçe Devlet Hastanesi’nden dirençli ateş nedeniyle 13 çocuğun tedavisi yataklı serviste devam ediyor. Samsun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nden takviye olarak ilçe devlet hastanesine gönderdiğimiz 4 çocuk doktoru ve 2 pratisyen hekim görevlerine devam ediyorlar. Şu an gelen vaka sayısında azalma yaşandı” dedi.
Sudaki klor miktarının şu an fazla olabileceğini de dile getiren Kasapoğlu, bunun da mide bulantısına da neden olabileceğini, vatandaşlardan suyu kaynatarak içmelerini tavsiye ettiklerini söyledi.

Belediye Başkanı: Olayın neden kaynaklandığını bilmiyorum !

Terme Belediye Başkanı Ahmet Yirmibeşoğlu bir açıklama yaptı.

Terme’de yaşanan ve 1470 kişinin hastanelere koştuğu ishal vakalarının ardından Terme’de vatandaşlar tarafından ortaya atılan İçme suyu ile ilgili klorlama makinesi arızalı olduğu için klorlama yapılmadığı ve belediyenin halkı su içilmemesi konusunda bilgilendirmediği yönündeki iddialar Terme Belediye Başkanı Ahmet Yirmibeşoğlu tarafından yalanlandı.

Başkan Yirmibeşoğlu iddialara ilişkin, “ Sularımızı devamlı klorluyoruz. Bu nedenle sularımızdan dolayı bir sıkıntı oluştuğunu düşünmüyorum. Ancak, şu an için bu olayların neden yaşandığına ilişkin bir bilgim yok.” dedi.

Bu arada sağlık çevreleri ise bu kadar çok vaka sayısının genellikle şebeke suyundan kaynaklanması nedeniyle şebeke suyu ihtimaline öncelik veriyor.

Kaynak: http://haber.stargazete.com/guncel/termede-icme-suyu-skandali/haber-692183

Süper Güçlerin Hegemonya Mücadelesi Kutuplara Uzandı

Küresel ısınmanın etkisiyle buzların hızla eridiği Kuzey Kutbu, süper güçler tarafından paylaşılamıyor. Dünyanın petrol ve doğalgaz rezervlerinin yüzde 20’sinin yer aldığı kutuplarda hiç toprağı olmayan Çin’in harakete geçmesi ABD, Rusya ve diğer Avrupa ülkelerini alarma geçirdi. Özellikle Grönland’de büyük yatırımlar ve çalışmalar yapılıyor.

Hürriyet’in haberine göre; dünyanın süper güçleri arasında ‘kutup’ savaşı yaşanıyor. Kuzey Kutbu’nda küresel ısınmanın etkisiyle buzların rekor bir hızla erimesiyle birlikte dünyanın süper güçleri daha önce boş alan olarak kabul edilen topraklar üzerinde siyasi etki ve ekonomik pozisyon yarışına girdi. İklim değişikliği sayesinde Kuzey Kutbu’nda eriyen buzların altında yer alan petrol, doğalgaz ve minerallere ulaşılma ihtimalinin de artmasıyla birlikte bir çok ülke hak iddia etmeye başladı.

Çin’in toprağı bile yok

Çin’in kutuptaki kaynaklar için önceden harekete geçip aktif bir şekilde çalışması, batılı büyük ekonomileri alarma geçirdi. ABD, Rusya ve diğer Avrupa Birliği üyesi üyesi ülkelerin kutuplarda toprağı bulunurken, Çin’in hiç bir toprağının olmaması aradaki gerginliği artırdı. Çin bölgede yer elde etmek için zengini ve diplomatik güçlerini kullanmaya başlamasıyla birlikte diğer ülkeler harekete geçti. Avustralya merkezli araştırma şirketi Lowy Uluslararası Politika Enstitüsü direktörü Linda Jakobson, “Kuzey Kutbu son iki yıldır Çin’in yurtdışı politikalarının gündeminde yer alıyor. Çin bir şekilde bölgede yer almanın yollarını arıyor” dedi.

Grönland’da özel toplantılar

Çin bölgeye ilk araştırma gemisini Ağustos’ta gönderirken, Çinli yetkililer kuzey kutbu ülkeleriyle daha iyi ilişkiler kurmak için yaz aylarında Danimarka, İsveç ve İzlanda’yı ziyaret ederek, bir çok ticaret anlaşması teklif etti. Üst düzey yetkililer, Grönland’de de önemli teklifler sundukları toplantılar düzenledi. Batılı ülkeler Çin’in bu fakir ve nüfusu az olan adaya önemli yatırımlar yapıyor olmasından büyük endişe duyuyor. Danimarka Krallığı’na bağlı olsa da kendi kendini yöneten özerk bir bölge olan Grönland’ın bu kadar tedirginlik yaratmasının ana nedeni buz dağlarının erimesiyle birlikte nadir bulunan ham maddelerin ve mineral sahalarının ortaya çıkması.Bu değerli madenler cep telefonu üretimi ve askeri güvenlik sistemlerinde kullanıldığından büyük önem taşıyor.

Hammadde diplomasi

Bu endişe sadece ülkeler arasında sınırlı kalmadı. Geçtiğimiz haziranda Avrupa Birliği Başkan Yardımcısı Antonio Tajani, Grönland’i ziyaret etti ve bölgedeki yetkililerle Çin’in nadir bulunan değerli madenlere erişmesini engellemek için yüz milyonlarca dolarlık yardım teklifinde bulundu. Hatta Tajani, gezisini “hammadde diplomasi”olarak adlandırdı. Grönland, ABD Hava Kuvvetleri’nin en kuzeydeki üssü olan Thule’ün bulunduğu Kuzey Amerika’ya çok yakın. Bu yüzden kutuplar ABD’nin dış politikasında büyük önem arz ediyor.

10 yılda buz kalmayacak

BU yaz Grönland’deki yoğun buZ sahalarının yüzeyinin yüzde 97’si erirken, bilim adamları şu anki hesaplamalara göre bu on yılın sonunda kutuplardaki buzlar tamamen eriyebileceğine dikkat çekiyor. Grönland Ecosyst araştırma kurumunun üyelerinden Doktor Morten Rasch, “Olaylar bilimsel araştırmaların tahminlerinden çok daha hızlı bir şekilde gelişiyor” dedi.

Petrol ve doğalgazın yüzde 20’si kutuplarda

Bugüne kadar Kuzey Kutbu’ndaki kaynaklar için çok az aktif arama yapıldı. Grönland’de şu anda sadece bir tane çalışan maden var ama önümüzdeki dönemde bunlara 100 tane daha eklenmesi planlanıyor. Alaska, Kanada ve Norveç’te olduğu gibi Grönland’de petrol ve doğalgaz şirketleri ciddi araştırmalar yapıyor. Uzmanlar da dünyanın petrol ve doğalgaz rezervlerinin yüzde 20’sinin kutuplarda olduğunu söylüyor.

Sahibi kim ?

Kutuplar Birleşmiş Milletler Denizler Kanuna göre yönetiliyor. Bu bölgede yer alan ülkelerin kara sınırından 200 deniz mili uzağı da ekonomik sınır içinde gösteriyor. Kuzey Kutbu’nun daha uzak mesafeleri kimseye ait olmadığından, burada şartlar çok daha zor. Sınırların olmadığı bir bölgede sınır hakkı Kanada, Danimarka ya da ABD, Danimarka arasında oluyor.

Kaynak: Enerji Enstitüsü 20 Eylül 2012

Yeni Elektrik Piyasası Kanunu Ekim’de Meclis’te

Bakan Yıldız, Elektrik Piyasası Kanunu ve Petrol Yasası ile ilgili kanunların önceki gün Bakanlar Kurulu’nda imzaya açıldığını da söyleyerek ’1 Ekim’den sonra Meclis’e sevk edilmiş olur. Ve ilgili komisyonlardan sonra meclis genel kuruluna gelir’ dedi.

Türkiye’nin enerjisi ithalatı faturasının 54 milyar dolara ulaştığını belirten Yıldız, ’8 milyondan 16 milyon adede çıkan otomotivin, petrol ve ürünleriyle beraber kullanıldığını biliyoruz. Petrol ürünleri, elektrik üretiminde hemen hemen hiç kullanılmıyor. Yani refah seviyesinin bedelini bir kısım ithal kaynaklarla da ödüyoruz. Bundan vazgeçmeyeceğiz. Tam tersini yapacağız. Karada ve denizdeki arama faaliyetlerimiz devam edeceğiz’ şeklinde konuştu.

26 09 2012 

Karadeniz’deki Doğalgaz Ekonomik Değil !

TPAO’nun geçen hafta doğalgaz bulduğu Istranca kuyusu ‘ekonomik olmadığı’ gerekçesiyle betonla kapatılırken, petrol emaresi bulunan Kıbrıs’taki Türkyurdu 1 kuyusu da boş çıktı.

26 Eylül. 2012 Çarşamba

Türkiye’nin doğalgaz ve petrol bulma sevinci kısa sürdü.

Zaman’ın haberine göre, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) Karadeniz’de yaptığı (Istranca 1) doğalgaz arama çalışmaları sonuçlandı. Enerji Bakanlığı kaynaklarından alınan bilgiye göre, doğalgaz emaresine rastlanılan Istranca 1 kuyusu “ekonomik olmadığı” gerekçesiyle daha sonra değerlendirilmek üzere kapatıldı. TPAO’nun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) yaptığı petrol sondaj (Türkyurdu 1) çalışmaları da tamamlandı. Türkyurdu 1 kuyusunda petrol bulunamaması nedeniyle kuyu terk çalışmalarına geçildi.

TPAO; Istranca 1 ve Türkyurdu 1 kuyularında yaptığı doğalgaz ve petrol aramalarında gaz ve petrol emarelerine rastlanması sevinç kaynağı olmuştu.

Kaynak: ntvmsnbc

Shell’den sonra Exxonmobil de Diyarbakır’da Kaya Gazı Arayacak !

Shell’in, enerjide alternatif olarak görülen kaya gazı için Diyarbakır’a gelmesinin ardından Exxonmobil’in de bölgede arama yapmak istediği ileri sürüldü.

Enerjide yeni alternatif olarak nitelenen kaya gazı için Shell’in Diyarbakır ’a gelmesi diğer uluslararası şirketlerin de bölgeye ilgisini beraberinde getirdi. Yapılan araştırmalarda Türkiye ’nin Diyarbakır , Trakya ve Erzurum’da kaya gazı rezervi olduğu, bu bölgelerde 20 trilyon metreküp doğalgaz ve 500 milyar varil petrol rezervi taşıyabilecek kaya yapıları olduğu tahmin ediliyor. Bu arada Exxonmobil’nin de Diyarbakır ’da arama yapmak istediği konuşulmaya başladı.

Masraflar Shell’den
Shell ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) geçen hafta Diyarbakır ’da Sarıbuğday-1 sahasında kaya gazı aramalarına başladı. Bu bölgelerde yapılacak sondajların tamamının masrafını Shell ödeyecek. Bulunacak petrolün yüzde 70’i TPAO’ya ait olacak. Aramalarda 4500 metreye kadar inilmesi hedefleniyor. Shell’in bölgede arama yapmaya başlamasıyla birlikte kaya gazının ne olduğu da tartışılmaya başlandı. Genellikle ince taneli ve tabakalı bir yapıya sahip olan, ayrıca kerojen adı verilen organik madde içermesinden dolayı ısıtıldığında petrol ve gaz üretilebilen tortul kayalar içerisindeki gazlar ‘kayagazı’ olarak adlandırılıyor. Kaya gazı sondajı, klasik petrol ve doğalgaz aramacılığına göre daha kolay, fakat daha pahalı bir yöntem. Ancak kaya gazı sondajı, Türkiye ’nin enerji alanındaki dışa bağımlılığı dikkate alındığında, kaya gazına yapılacak yatırımların yine de kârlı olacağı dile getiriliyor.

Dengeleri değiştirebilir
Türkiye ’de Trakya , Diyarbakır ve Erzurum’daki üç alanda kaya gazı baseni olduğu belirlendi. Bu araştırmalara göre; bahsi geçen bölgelerde 500 milyar varil petrol rezervi taşıyabilecek kaya yapıları olabileceği tahmini yapılıyor. ABD ’de bugün, günlük gaz üretiminin yüzde 25’i kaya gazından unkonvansiyonel yöntemle elde ediyor. 2011 yılı verilerine göre dünya genelinde unkonvansiyonel amaçlı açılan 15 bin 467 kuyunun, 15 bin 417 adedi yani yüzde 99,7’si Kuzey Amerika ’da açıldı. Kaya gazının dünya enerji piyasasında dengeleri değiştirebileceği konuşuluyor. Dünya gaz piyasasında fiyat değişimlerinin olabileceği, Rusya’nın ağırlığının azalacağı tahminleri yapılıyor. Doğalgazda en büyük ithalatçı ABD ’yken bu yöntemle ABD ’nin rezervi 20 yılda ikiye katlandı. ABD ’nin kullanılabilir rezervinin süresini 165’ten 630 yıla çıkardı.
Nerelerde bulunuyor
* Trakya , Diyarbakır ve Erzurum’da 500 milyar varil petrol rezervi taşıyabilecek kaya yapıları bulunuyor.
* Dünyada açılan 15 bin 467 kuyunun yüzde 99,7’si Kuzey Amerika ’da.
Kaya gazı nasıl çıkarılır?
* Gaz taşıyan kaya katmanların içinde kırılmalar üretilip yeryüzüne çıkarmak için su basıncı kullanılıyor.
* Su öncelikle toprakla ve süreci hızlandırmak için kullanılan katkı maddeleriyle karıştırılıp çelik boruların içinden kilometrelerce aşağıya doğru gaz içeren katmanın içine enjekte ediliyor.
* Yaklaşık 90 gün sonra, kırılma süreci duruyor ve gaz küçük yüzey toplayıcılarının ve dağıtım ünitelerinin içine akmaya başlıyor.
Dünya piyasasını nasıl etkileyecek
* Fiyat değişimleri olabilir.
* Rusya’nın ağırlığı azalır.
* ABD ’nin rezervi ikiye katlandı.

Radikal / Ekonomi/ 06.09.2012

DOĞU AKDENİZ’DE GEMİ TRAFİĞİ 16 EYLÜL 2012 Saat 16 00

Seyrüsefer halindeki gemilerin kargo gemileri ve tankerlerden oluştuğu görülmektedir.

 

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı : Akdeniz’in Doğusunda Hesaplaşma Kaçınılmaz !

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Eşref Uğur Yiğit, Türkiye ile Rum Kesimi arasındaki krizi yorumladı.Uğur  Yiğit, enerji kaynakları rezervleri dolayısıyla bölgenin öneminin daha da arttığına dikkat çekerek, “Doğu Akdeniz’de keskin bir hesaplaşma olacak” dedi.

Enerji kaynakları rezervleri dolayısıyla bölgenin öneminin daha da arttığına dikkat çeken eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Yiğit, “Doğu Akdeniz’de keskin bir hesaplaşma olacak” dedi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner ile birlikte görevinden istifa eden Deniz Kuvvetleri eski Komutanı emekli Oramiral Eşref Uğur Yiğit, “Doğu Akdeniz’de keskin bir hesaplaşma olacak” dedi.Yiğit, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Kuzey Kıbrıs Kampüsü’nde düzenlenen “Doğu Akdeniz Petrol Arama Stratejileri ve Kıbrıs” konulu çalıştaya onursal konuk olarak katıldı ve bir konuşma yaptı. Doğu Akdeniz’in her açıdan büyük öneme sahip olduğunu söyleyen Yiğit, bölgenin öneminin, enerji kaynakları rezervi nedeniyle daha da arttığını belirtti. Dünyanın en büyük doğal gaz yataklarından biri olan Doğu Akdeniz’deki yüksek enerji potansiyelinin kaynak ve deniz paylaşılması mücadelesini de beraberinde getirmesinin kaçınılmaz olduğunu kaydeden Yiğit, şöyle şunları söyledi: “Doğu Akdeniz’in kıyıdaş ülkelerdeki mevcut politik istikrarsızlıklar ve yaşanan deniz yetki alanları anlaşmazlıklarıyla önümüzdeki dönemde bir sorunlar demeti haline gelmesi kaçınılmazdır. Tarihin her döneminde ciddi çatışmalara sahne olan Doğu Akdeniz, bugün olduğu gibi, yakın gelecekte de, dünyanın gündemine gelerek, 21. yüzyılın en keskin hesaplaşmasının yapılacağı bir bölge olacaktır.”

Kaynak: http://tarafsizhaber.blogspot.com/2011/09/akdenizin-dogusunda-hesaplasma-kacnlmaz.html#ixzz1zOaZ5Kt721 Eylül 2011

Doğu Karadeniz’de 240 HES Lisans aldı (5000 MW) 45’i tamamlandı.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Hasan Köktaş, Artvin, Bayburt, Giresun, Trabzon, Ordu, Gümüşhane ve Rize’yi kapsayan Doğu Karadeniz bölgesindeki HES sayısının 375’e çıkabileceğini söyledi.

EPDK’nın, bugüne kadar bölgede 5 bin megavat (MW) kurulu gücünde 240 projeye lisans verdiğini, bunlardan 45’inin tamamlanarak devreye girdiğini anlatan Köktaş, “Bin 700 MW gücünde 135 proje uygun bulma, inceleme değerlendirme ve başvuru aşamasında” dedi.

12 milyar liralık yatırım


EPDK Başkanı Köktaş ve kurul üyeleri, Karadeniz’de inşa edilen HES’leri yerinde incelemek için Gümüşhane, Giresun ve Rize bölgesindeki santralleri gezdi. Türkiye’deki su kaynaklarının yüzde 8’ine sahip olan ve toplamda 6 bin 700 MW büyüklüğe ulaşacak 375 projenin yer aldığı Doğu Karadeniz’e ilişkin Köktaş, “Bugüne kadar lisans alan 240 proje, 5 bin MW kurulu güç ve 7-8 milyar liralık yatırım anlamına geliyor. Henüz lisanslandırılmamış 135 projenin büyüklüğü 1700 MW” diye konuştu.

Hürriyet / Ekonomi / 19.09.2012

Rusya Yaz Saati Uygulamasından Vaz Geçiyor !

Rusya bir yıl kadar önce eski Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in girişimiyle hayata geçirilen sürekli yaz saati uygulamasında geri adım atıyor.

Rusya’daki değişiklik, vatandaşların mevsim değişikliklerinde saatleri ileri-geri alma stresini yaşamalarını önleme gerekçesiyle yapılmış ve halkın da desteğini toplamıştı. Yeni uygulama sonucunda kış aylarında sabahlar daha karanlık, öğleden sonralar ise daha aydınlık hale gelmişti.Ancak birçok Rus geçmişte olduğundan daha az gün ışığı gördüklerini ve sürekli yorgun olduklarını belirterek uygulamaya itiraz etti.

Rus parlamentosu bunun üzerine dün yeniden eski usul yaz saati-kış saati uygulamasını getirecek bir yasa tasarısını gündeme aldı. Milletvekilleri kış gelmeden kararın çıkacağını tahmin ediyor.Rusya’nın Kuzey Avrupa’daki neredeyse tüm komşuları da yaz saati-kış saati sistemini kullanıyor.

Türkiye’de de Tartışılıyor

Geçtiğimiz yıldan bu yana Türkiye’de de sürekli yaz saati uygulamasına geçiş konuşuluyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, “Ben enerji sektörü açısından ve bir kısım bilimsel çalışmalarla gün ışığının insan üzerinde oluşturduğu psikoloji açısından bakıyorum. Eğer sabah 5:30′da gün ışıyorsa ve bir saat sonra mesaiye başlanabiliyorsa ben sektör olarak enerji verimliliği açısından daha fazla faydalanacağım demektir” sözleri büyük bir tartışma yaratmıştı.

Yıldız, gün ışığından daha fazla yararlanmak ve enerji sektörünü rahatlatmak için yaz saati uygulamasının kalıcı olması için çalıştığını belirterek, “Bu konuda Bakanlar Kurulu’na sunum yaptık. Bu sayede Atatürk Barajı kadar olmasa da orta büyüklükte bir baraj kadar tasarruf edeceğiz” demişti.Yıldız’ın önerisine kamuoyundan hem destek hem de eleştiri gelmişti.

Nasıl işleyecek?

Gün Işığı Yasası Meclis’ten geçerse tek saat uygulaması 2013’te başlayacak. Sürekli yaz saati uygulamasına geçilince güneş Iğdır’da 17.00’de, Ankara’da 17.30’da, İstanbul’da 18.00’de batacak. Yıl boyu bir saat erken kalkılacak, gün ışığından daha fazla yararlanılacak.

Rakamlarla yaz saati

- Yaz saati uygulamayan ülke ve bölge: 161

- En az bir yerinde yaz saati uygulanan ülke ve bölge: 78

- Yılın bir bölümünde her yerinde yaz saati uygulanan ülke ve bölge: 67

- Her yerinde olmasa da, çoğunluğunda yaz saati uygulanan ülke ve bölge: 10

- Yaz saatini tüm yıl uygulayan ülke: 1

Dünya sabit saati tartışıyor

Yaz saati uygulamasının kalıcı hale getirilmesinin Türkiye’ye has bir konu olmadığını vurgulayan Enerji Bakanlığı yetkilileri şöyle konuştu: “ABD’de de tartışılıyor, Ermenistan aynı şekilde kaldırıyor. Dünyadaki değişime baktığımızda 5 ay orada, 7 ay orada uygulamasının kaldırılması, sabit saate geçilmesi isteniliyor. 45 no’lu meridyeni esas aldığımızda enerji tasarrufumuz oluyor. Dünyada da buna bakıldığında yüzde 1 ile 0.5 tasarruftan bahsedilir. Yıllık 300 MW’lık bir HES’e karşılık gelecek tasarruf ediyoruz. Enerji verimliliği politikaları bugün AB’de de, dünyada da en üst noktaya çıkmış. Tasarrufa gerek görüyoruz.”

Kaynak: Enerji Enstitüsü