Archive for Mart 31, 2012

Kıbrıs’a Su Götürme’de Bir Adım Daha!

Türkiye’den KKTC’ye deniz yüzeyinden 250 m aşağıda askıda gidecek olan borularla yılda 75 milyon metreküp taşınacak. Bu suyun depolanacağı Geçitköy Barajı’nın temeli 30 Mart 2012 de KKTC’de düzenlenen törenle atıldı.
7 Mart 2014′te tamamlanması hedeflenen ve tamamlandığında 26,5 milyon metreküp depolama kapasitesine sahip olacak Geçitköy Barajı, Türkiye’de Anamur Dragon Çayı üzerinde inşasına başlanan 130,5 milyon metreküp depolama kapasiteli Alaköprü Barajı’ndan, borularla KKTC’ye taşınacak yıllık 75 milyon metreküp suyun depolanması için kullanılacak.
Yılda aktarılacak olan 75 milyon metreküp suyun 38 milyon metreküpü arıtıldıktan sonra içme ve kullanım amacıyla, geriye kalan 37 milyon metreküp su da tarımsal faaliyetlerde kullanılacak. 7 Mart 2014’te Türkiye’den Geçitköy barajına su akıtılması planlanıyor.

-“Bu su aynı zamanda barış suyu”-

Törende konuşan Orman ve Su İşleri Bakanı Eroğlu 80 kilometrelik deniz hattı sözleşmesinin yapıldığını söyledi. Kıbrıs’ta getirilecek suyun dağıtımıyla ilgili proje de yaptırdıklarını kaydeden Eroğlu, maliyetin 1,1 milyar lira olduğunu bildirdi.
KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu da Türkiye’den Kıbrıs’a getirilecek su ve elektrik enerjisinin Kıbrıs Adası için bulunmaz bir nimet olacağını belirterek, “Bunun kıymeti iyi bilinmeli ve Rum komşularımız artık bize ve Anavatan Türkiye’ye dostça yaklaşmalıdır. Yani bu proje aynı zamanda bir barış projesidir, bu su aynı zamanda bir barış suyudur. Eğer kıymeti ve anlamı bilinirse” dedi.

Kaynak :Anadolu Ajansı

İtalya Güneş Enerjisinde Uçuyor!

4 yılda 9000 MW a ulaştı. 5 yılda 14 000 MW daha kuracak

İki yıl önce İtalya’da Güneş Enerjisi  santralleri kurulu gücü çok azdı.Herkes Güneşten elektrik enerjisi elde etme fikrine sıcak bakmasına rağmen İtalya bu konuda en ağır ilerleyen AB ülkelerinden biriydi. İtalya  dört yıl boyunca gerçekleştirdiği  Güneş Enerjisi santrallerinin kurulu gücü sadece 1000MW idi.

Ancak son yıllarda İtalya’nın Güneş enerjisi politikasının değişmesi bu pazarı çok hareketlendirdi

2010 yılının sonunda İtalya’nın Güneş  kurulu gücü 3400 MW’a çıkmıştı.Bu kurulu güç 6 ay içinde Temmuz 2011’e kadar 9000 MW olmuştur. İtalya  2020 yılının sonuna kadar Güneş Enerjisi santralları kurulu gücünü 8000 MW’a çıkartma planı yapmıştı.Ancak bu hedef 2011 yılında aşıldığı için bu planı gözden geçirdi ve önüne 2016 yılına kadar 23 000 MW’lık bir hedef koydu.

Bu hızlı gelişme İtalya’yı Almanya’dan sonra ikinci büyük pazar haline getirdi.İtalya bu dönemde çok önemli sorunlarla karşılaşmalarına rağmen bu alanda öğrenerek ve deneyim kazanarak hızla ilerlemeye devam ediyor.

 İtalya Nasıl Yaptı ?

İtalya fosil enerji kaynakları bakımından gelişmiş ülkelere nazaran fakir bir ülkedir ve bugün dışarıdan aldığı doğal gaza enerji üretmede büyük oranda bağımlıdır. Ülke genelinde nükleer enerji kullanımının önüne geçilmesine yönelik de halk tarafından etkili bir baskı vardır. Bu şartlar altında İtalya’ya yenilenebilir enerji kaynaklarını geliştirmekten başka bir çıkar yol gözükmüyordu. İtalya hızlı bir şekilde geliştirdiği güneş enerjisi potansiyeli sonucu bugün enerjisinin %2′sini güneşten üretir konuma gelmiştir ve bu miktarın çift hanelere çok yakın bir gelecekte çıkması kaçınılmaz görünüyor.

Bu süreçte İtalya da güneşe yatırım yapılan diğer ülkeler gibi bazı  zorluklar yaşadı ve hala yaşamaya devam ediyor. Güçlü bir alım garantisi politikası uygulayan İtalya’da elektrik dağıtım ağındaki kapasite sorunu ise en büyük engellerden biri olarak karşılarında duruyor. Birçok projeye trafo merkezlerindeki kapasite sorunu nedeniyle onay verilemiyor. Dağıtım ağındaki dengeleme sorunu da karşılaştıkları bir değer sorun. Yenilenebilir potansiyellerini büyük oranda kullanabilmek için akıll bir enerji dağıtım şebekesi geliştirmeyi planlıyorlar.

İki yıl önce İtalya’da Güneş Enerjisi santralleri kurulu gücü çok azdı. Herkes güneşten elektrik enerjisi elde etme fikrine sıcak bakmasına rağmen İtalya bu konuda en ağır ilerleyen AB ülkelerinden biriydi. İtalya dört yıl boyunca gerçekleştirdiği Güneş Enerjisi Santralleri’nin kurulu gücü sadece 1 000 MW idi. Ancak son yıllarda İtalya’nın Güneş enerjisi politikasının değişmesi bu pazarı çok hareketlendirdi .

2010 yılının sonunda İtalya’nın güneş kurulu gücü 3 400 MW’a çıkmıştı. Bu kurulu güç 6 ay içinde Temmuz 2011’e kadar 9000 MW olmuştur. İtalya 2020 yılının sonuna kadar Güneş Enerjisi Santralleri kurulu gücünü 8000 MW’a çıkartma planı yapmıştı. Ancak bu hedef 2011 yılında aşıldığı için bu planı gözden geçirdi ve önüne 2016 yılına kadar 23 000 MW’lık bir hedef koydu.

Bu hızlı gelişme İtalya’yı Almanya’dan sonra ikinci büyük pazar haline getirdi. İtalya bu dönemde çok önemli sorunlarla karşılaşmalarına rağmen bu alanda öğrenerek ve deneyim kazanarak hızla ilerlemeye devam ediyor.

İtalya’nın Enerjisinin %2’si Güneş’ten?

İtalya fosil enerji kaynakları bakımından gelişmiş ülkelere nazaran fakir bir ülkedir ve bugün dışarıdan aldığı doğal gaza enerji üretmede büyük oranda bağımlıdır. Ülke genelinde nükleer enerji kullanımının önüne geçilmesine yönelik de halk tarafından etkili bir baskı vardır. Bu şartlar altında İtalya’ya yenilenebilir enerji kaynaklarını geliştirmekten başka bir çıkar yol gözükmüyordu. İtalya hızlı bir şekilde geliştirdiği güneş enerjisi potansiyeli sonucu bugün enerjisinin %2′sini güneşten üretir konuma gelmiştir ve bu miktarın çift hanelere çok yakın bir gelecekte çıkması kaçınılmaz görünüyor.

Bu süreçte İtalya da güneşe yatırım yapılan diğer ülkeler gibi zorluklar yaşadı ve hala yaşamaya devam ediyor. Güçlü bir alım garantisi politikası uygulayan İtalya bu kavramı güneşe tam olarak aktaramadı. Elektrik dağıtım ağındaki kapasite sorunu ise en büyük engellerden biri olarak karşılarında duruyor. Birçok projeye trafo merkezlerindeki kapasite sorunu nedeniyle onay verilemiyor. Dağıtım ağındaki dengeleme sorunu da karşılaştıkları bir değer sorun. Yenilenebilir potansiyellerini büyük oranda kullanabilmek için akıll bir enerji dağıtım şebekesi geliştirmeyi planlıyorlar.

 

Nehir Havzaları Koruma Ve Planlama Yönetmeliği Hazırlanıyor

Topraksuenerji - Ülkemizdeki yüzeysel sular ve yer altı sularının miktar, kalite ve ekolojik açıdan korunması ve planlanması için bir çerçeve oluşturmaya yönelik usûl ve esasları belirlemek amacıyla bir yönetmelik hazırlanıyor.

Bu yönetmelik mevcut su kaynaklarının uzun dönem koruma kullanma dengesine dayalı sürdürülebilir su kullanımını teşvik ederek, nehir havzalarının bütüncül bir yaklaşımla miktar, kalite ve ekolojik açıdan korunmasına ve planlanmasına ilişkin usûl ve esasları kapsayacak.

İlgili kişi kurum ve kuruluşların görüş ve önerilerine açılan yönetmeliğin bir ay içinde çıkması bekleniyor.

Ermenistan’daki Nükleer Santral Bütün Bölgeyi Tehdit Ediyor

Azerbaycan ve Ermenistan arasında eski teknoloji ile yapılmış ve deprem bölgesinde bulunan Metsamor nükleer santrali konusunda tartışma yaşanıyor.
Seul’de düzenlenen Nükleer Güvenlik Zirvesi’nde açıklamalarda bulunan Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ermenistan’da bulunan Metsamor nükleer santralinin eski teknolojiyle yapılması, modern güvenlik sistemlerine sahip olmaması ve deprem bölgesinde bulunması nedeniyle, tehlike saçtığını belirtti. Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan ise, bu bilgilendirmenin yanlış olduğunu belirtirken, hem Azerbaycan’a hem de Türkiye’ye suçlamalarda bulundu.

Azerbaycan ve Türkiye’yi “konuyu abartmakla” suçlayan Sarkisyan, yeni nükleer reaktörler inşa edilinceye kadar, Metsamor’un faaliyetlerini sürdüreceğini belirtti.

Santralin Kullanım Süresi Doluyor !

Ermeni yönetimine göre, “Metsamor” nükleer santralinin kullanım süresi 2016 yılında dolarken, Rusya ile işbirliği içinde yapılması planlanan yeni nükleer reaktörlerin ise 2020′den önce devreye girme ihtimalinin zor olduğu belirtiliyor.

Konuyla ilgili açıklamada bulunan Ermenistan Nükleer Güvenlik Komitesi yetkilileri, Metsamor santralinin kullanım süresini uzatmaya çalıştıklarını kaydetti.

En önemli sorunun “kaynak” sıkıntısı olduğu belirtilirken, yeni nükleer reaktörlerin, yaklaşık 10 milyar dolara mal olacağı tahmin ediliyor. Bu rakamın yüzde 20′lik kısmını Rus enerji şirketi Rosatom, yüzde 25′lik kısmını ise Ermenistan yönetimi karşılayacak. Geriye kalan yüzde 55′lik bölüm için, kaynak arayışlarının sürdüğü ifade ediliyor.

“Sadece Ermenistan’ı değil, tüm bölgeyi tehdit ediyor”-

Metsomor nükleer santrali Sovyetler Birliği döneminde, eski Sovyet teknolojisiyle deprem bölgesinde inşa edildi.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ve Avrupa Birliği (AB)’nin verilerine göre, Metsamor nükleer santrali dünyadaki en tehlikeli nükleer santral olarak kabul ediliyor. 1999′da Brüksel’de Ermenistan ve AB arasında santralin 2004′de kapatılması yönünde anlaşma imzalandı. Ermenistan ayrıca, 2001′de Avrupa Konseyi’ne üye olurken de santralin 2004′de kapatılacağını taahhüt etti. Ancak Ermenistan, elektrik sıkıntısı öne sürerek, bu anlaşmaları uygulamaya koymadı.

Ülkede 1988′de meydana gelen depremde zarar gören santral, uzun süre kapalı kaldı.

Şu an Ermenistan’ın elektrik ihtiyacının yüzde 45′i, Metsamor nükleersantralinden sağlanıyor. Uluslararası uzmanlar, bölgede meydana gelecek olası bir depremin santrale büyük zarar vereceğini ve sadece “Ermenistan değil, tüm bölge için tehlike” oluşturacağını belirtiyor.

ABD’nin Su Güvenliği konusunda Ulusal İstihbarat Tahmini

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ABD’nin su yönetimi konusundaki uzmanlığını dünya ülkeleriyle paylaşmayı amaçlayan ABD Su Ortaklığı Belgesi hakkında bilgi verirken bu raporu açıkladı.

  • Su, gelecek 10 yıl içinde ulusal ve küresel gıda pazarlarında aksaklıklara ve ülkeler içinde veya devletler arasında gerilime neden olma potansiyeli taşıyor
  • Ancak bu süre içinde suya bağlı olarak savaşlar çıkma olasılığı az
  • Su sorunu 2022 yılından sonra daha ciddi hale gelecek. Gelecek 10 yıldan sonra, su kaynaklarındaki azalmalar daha ciddi hale geldikçe, havzalarda paylaşılan su giderek artan bir şekilde baskı unsuru haline gelecek ve böylece bir silah olarak veya teröristlere yeni hedefler yaratmak için kullanılması ihtimali artacak.
  • 2020’den sonra başta Güney Asya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika olmak üzere suyun bir savaş silahı olarak kullanılması veya terör aracı haline gelmesi ihtimali artacak
  • Ülkeler geçmişte su ile ilgili konuları müzakerelerle çözümlemeye çalıştılar, ancak su kaynaklarındaki azalma daha ciddi boyutlara ulaştıkça bu değişebilir
  • ”Seller”, ”su kaynaklarının azalması” ve ”düşük nitelikli su” gibi sorunların, yoksulluk, sosyal gerilim, kötü yönetim ve zayıf hükümetler gibi faktörlerle birleşmesinin çok sayıda devleti güçsüzleştirecek
  • Bu unsurların ”istikrarsızlık ve devletlerin güçsüzleşmesi tehlikesinin artması, bölgesel gerilimlerin şiddetlenmesi ve ülkeleri önemli siyasi amaçlar konusunda ABD ile birlikte çalışmaktan alıkoyması ihtimallerini güçlendirecek.

Raporun bulgularının ”insanın aklını başına getirecek nitelikte” olduğunu belirten Clinton, ”Bu tehditler gerçek ve ciddi güvenlik kaygıları yaratıyor” dedi.

Kaynak: http://www.gercekgundem.com/?p=446365

Eroğlu: HES’ler Elektriğin Sigortası, Kalkınmanın Lokomotifi!

AA
25/03/2012

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, hidroelektrik santrallerinin (HES) 30 yıl önce yapılması gerektiğini, bu santrallerin Türkiye’nin elektriğinin sigortası olduğunu ifade ederek, ”Herkes ÇED’e uygun olarak çalışmak zorunda. ÇED’e uygun hareket etmeyenleri hemen durdurup cezasını veriyoruz, gerekirse ruhsatını da iptal ediyoruz. Herkes doğru çalışırsa HES’lerin ülkemiz için çok faydası var” dedi.

Bakan Eroğlu, Gümüşhane Valisi Yusuf Mayda’yı makamında ziyaretinde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Eroğlu, hidroelektrik santralle ilgili bir soru üzerine, ”HES yapılması geç kalınmış bir olay. Bundan 30 yıl önce yapılması gerekirdi. HES’ler bizim elektriğimizin sigortası” diye konuştu.

Dik yamaçlar olan bu yöredeki derelerin birçoğunun vahşi dereler olduğunu ifade eden Bakan Eroğlu, ”Bunları kontrol etmek için HES’ler yapılmazsa zaten oralara mecburen tensip bentleri, birtakım ıslahlar yapacağız. Dolayısıyla HES’lerin hem taşkınlar için faydası oluyor hem de temiz enerji üretimi sağlıyor. Deniliyor ki bu sular firmalara satılıyor, siz içme suyu veya sulama suyu alsanız bile bunu firmadan parayla alacaksınız. Bu tamamen kuyruklu yalandır. Böyle bir şey yok” dedi.

Bakan Eroğlu, HES’ler ile fazla suyun enerjisini alarak temiz enerji ürettiklerini belirterek, şöyle devam etti:

”Diyorlar ki çevreyi tahrip ediyor. En çok Trabzon Solaklı da münakaşa oldu. Bunun üzerine Solaklı Vadisi’ndeki bütün mevcut derenin HES’lerden önceki fotoğraflarını tespit ettik ve arşivimizde. Solaklı Vadisi’nde HES’ler yapıldıktan sonra orada muazzam bir düzenleme yaptık. İnşallah 5 Mayıs’ta da bunun açılışını yapacağız. Muhteşem bir vadi haline getiriliyor. Adeta bir tabiat harikası ve bunu göstereceğiz. HES’lerin tabiatı tahrip etmediğini bilakis daha da güzelleşmesine vesile olabileceğini bütün vatandaşlarımıza göstereceğiz. Bu arada bin taneden bir tanesi yanlış yapmışsa onun da cezasını veriyoruz. Başlangıçta birkaç firma çıkan malzemeyi dere yatağına boşalttı. Onların da cezasını verdik. Şu anda herkes ÇED’e uygun olarak çalışmak zorunda. ÇED’e uygun hareket etmeyenleri hemen durdurup cezasını veriyoruz, gerekirse ruhsatını da iptal ediyoruz. Herkes doğru çalışırsa HES’lerin ülkemiz için çok faydası var.”

-”Türkiye enerjide dışa bağımlı”-

Türkiye’nin enerjide dışa bağımlı olduğunu ifade eden Bakan Eroğlu, ”Enerjimiz dışarıya bağımlı. 45 milyar dolar her yıl dışarıya enerjiden dolayı para veriyoruz. Cari açığımızın temel sebebi de bu. Dolayısıyla HES’ler ülkemizde gerçekten kalkınmanın lokomotifi olacak. Ayrıca enerji çeşitliliği ve dışa bağımlılığın azaltılması gibi önemli katkıları var. Vatandaşlarımızın bu konuda duyarlı olmalarını özellikle rica ediyorum. Hiçbir şekilde vatandaşlarımızın veya çevrenin zarar görmesine müsaade etmiyoruz, etmeyeceğiz. Can suyunu zaten bırakıyoruz ve DSİ ile sıkı şekilde denetliyoruz” dedi.

Bir gazetecinin sorusu üzerine, rüzgar enerjisinden her yerde istifade edilemediğini belirten Eroğlu, ”Elektriği depolamanın tek yolu suyu barajlarda biriktirmek, gerektiği zaman pik saatlerde veya acil ihtiyaç olan zamanlarda birkaç dakika içinde devreye sokarak elektriği vermektir. Dolayısıyla HES’lerin, barajlı HES’lerin böyle muazzam bir faydası var. Başka türlü bunu karşılamamız mümkün değil” diye konuştu.

-2B Kanunu-

Bakan Eroğlu, 2B Kanunu’na ilişkin soru üzerine de ”Hükümet tasarısı olarak TBMM’ye sevk edildi. Bundan bir ay önce esas komisyonda görüşüldü. Oradan alt komisyona gitti ve tekrar esas komisyona geldi. Yaklaşık 10 gün önce esas komisyonda karara bağlandı. TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmek üzere sevk edildi. En kısa zamanda görüşülecektir. En geç bir ay içinde görüşülüp karara bağlanır diye ümit ediyoruz” dedi.

Gümüşhane’de geçen yıl bir milyon fidanın toprakla buluştuğunu, bu yıl sonuna kadar bu rakamın 1,5 milyona ulaşacağını belirten Bakan Eroğlu, şunları kaydetti:

”Gümüşhane’nin yöresel ürünlerinden pestil ve kömenin ham maddesi olan ceviz ve dut dikimine öncelik verilecek. Bakanlığımızın Orman Genel Müdürlüğünce hayata geçirilen ceviz ormanları eylem planı doğrultusunda ceviz ve dut fidanı dikimine ağırlık verilecektir.”

Bakan Eroğlu, Gümüşhane’de ağaçlandırılacak kıraç alanların da çok fazla olduğuna işaret ederek, ”Bu alanları ağaçlandırarak büyük ilgi duyduğum Gümüşhane’yi yeşil Gümüşhane’ye çevireceğiz” diye konuştu.

Eroğlu: HES’ler çevrecidir!

HES’ler çevrecidir

24/03/2012

ERZURUM (AA) – Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, bu yıl Türkiye’de 2,5 metreye yakın kar yağışı olduğunu ifade ederek, ”Bütün kamu kurumlarına genelge gönderdim. Teyakkuz halinde, alarm durumuna geçti. Çünkü taşkın olma riski var” dedi.

Eroğlu, DSİ 8. Bölge Müdürlüğünde düzenlediği basın toplantısında, su sorunu yaşanan Erzurum’daki su problemini çözüme kavuşturduklarını, Palandöken Barajı’ndan hem içme suyu hem de sulama suyunu temin edildiğini vurguladı.

Bölgede çok sayıda HES projesi olduğunun altını çizen Eroğlu, ”Tabii bazı HES’e düşman olan, düşmanca tavırlar içerisinde olan bir takım guruplar, yalan yanlış şeyler söylüyorlar. Diyorlar ki ‘bu su satılıyor, siz sulama suyu alacağınız zaman bu firmaya para ödeyeceksiniz.’ Külliyen yalan. Böyle bir şey yok. İkincisi, ‘siz buradan içme suyu alacaksanız, firmaya para ödeyeceksiniz.’ Kuyruklu yalan. Biz orada deredeki canlı hayatın devamı için gerekli suyu bırakıyoruz. Bırakmadıkları zaman kapatırız HES’i. Bizim şakamız yok bu konuda. Firma inşaat esnasında çıkan malzemeyi bizim gösterdiğimiz yere dökecek” dedi.

Firmanın söz konusu kriterleri yerine getirmediği takdirde bunun ağır cezaları olduğunu vurgulayan Eroğlu, ”Yapmadıkları zaman durduruyoruz. Biz vatandaşımızı mağdur edemeyiz. Ama Türkiye’de derelerde taşkınlar oluyor. Şu anda biz diken üstünde oturuyoruz. Bu yıl Türkiye’de 2,5 metreye yakın kar yağışı oldu. 80 yıldan bu yana ilk defa bu kadar kar yağışı görüyoruz. Dolasıyla kar yağışı, yağmur derken ben bütün kamu kurumlarına genelge gönderdim. Teyakkuz halinde. Alarm durumuna geçti. Çünkü taşkın olma riski var. Hava sıcaklıkları artıp da karlar erimeye başlayınca sıkıntı olacak. Fazla gelen suyun enerjisini alsa fena mı? ‘Su akıyor siz bakıyorsunuz’ diye, yabancılar bize hep alaylı bir şekilde hitapta mı bulunsunlar? Dolayısıyla HES’ler çevrecidir, vatandaşlara asla zarar vermez. Sadece enerjisini alıyor, suyu falan yuttuğu yok” diye konuştu.

Su Kaynakları Alarm Veriyor!

Benzin Fiyatlarındaki Artış Durmuyor!

Enerji Bakanı Taner Yıldız yükselen akaryakıt pompa fiyatları için “vatandaşların geliriarttığı için, fiyatlar artsa da pek önem arz etmiyor” dedi.

Akaryakıt fiyatları neden artıyor?

Arap ülkeleri, halkı sakinleştirmek için harcamalarını yüzde 59′lara varan oranda artırırken, bu da petrol fiyatlarına ciddi artışlar yapılmasına neden oldu.

Akaryakıt fiyatları 10 günde ikinci kez zamlanırken, petrol fiyatındaki artışın failinin Arap Baharı olduğu ortaya çıktı.

Petrol fiyatlarındaki artışın, akaryakıt fiyatları yanında doğalgaz ve elektrik fiyatlarına da yansıması beklenirken, Merkez Bankası’ndan petrol fiyatlarındaki artışa yönelik bir analiz geldi. Bankanın raporuna göre, 2010 yılının son günlerinde yaşanan sosyal ve siyasal hareketler, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerine hızlı bir biçimde yayılırken, birçok ülkede hükümet ve rejim değişikliklerini beraberinde getirdi. Analize göre, rejim değişikliği yaşamayanbölge ülkeleri de kamu harcamalarını artırarak söz konusu hareketlerin önüne geçmeye çalıştı. Merkez Bankası’nın raporunda, bu ülkelerdeki kamu harcama artışlarının da petrol fiyatlarındaki artışa neden olduğu aktarıldı.

Harcama artışları yüzde 59′u buldu

Merkez Bankası’nın IMF’nin belirlemeleri üzerinden yaptığı analize göre, ele alınan 11 Arap ülkesinden 8′inde kamu harcamaları arttı. Bu artışlar Birleşik Arap Emirliklerinde yüzde 48, Bahreyn’de yüzde 53, Suudi Arabistan’da yüzde 54, Katar’da ise yüzde 59 seviyelerine ulaştı. IMF’nin analizlerine göre de Suudi Arabistan’da 2011 yılı Şubat ve Mart aylarında açıklanan yeniharcama paketlerinin büyüklüğü milli gelire oranla yüzde 19 düzeyine ulaştı. Aynı tarihlerde Irak, Kuveyt, Katar ve Cezayir de milli gelire oranla yüzde 3-4 aralığında ek harcama paketleriaçıkladı.

Fiyat 60.4 dolardan 78.4 dolara çıktı

Merkez’in analizine göre, bu artışlar sonucunda söz konusu ülkelerde mali dengeyi sağlayan başa baş petrol fiyatları belirgin bir şekilde yükselirken, analize dahil edilen dokuz ülkeden altısında belirgin artış yaşandı. Raporda, ‘Bu ülkelerde 2011 yılında mali dengenin sağlanması için gerekli olan ham petrol fiyatı, 2008 yılına kıyasla önemli ölçüde yükseldi. Suudi Arabistan’daki varil başına 20 dolar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde gözlenen yaklaşık 60 dolar seviyesindeartması dikkat çekici. Bu ülkelerin kamu maliyesini dengeye getiren ortalama petrol fiyatı 2008 yılında 60,4 dolar seviyesindeyken, 2011 yılında 78,4 dolar seviyesine yükseldi’ denildi.

Petrol fiyatı için alt sınır var

Raporda, petrol fiyatları gerileme eğilimine girdiğinde OPEC’in söz konusu fiyat hareketlerini engellemeye çalıştığı aktarılarak, ‘Ekonomiye dair tahminler aşağı yönlü revize edilmesine rağmen ham petrol fiyatının 80 doların üzerine yükselmesi, önümüzdeki dönemde küresel iktisadi faaliyete dair aşağı yönlü risklerin gerçekleşmesi halinde dahi ham petrol fiyatları için pratik bir alt sınırın olduğuna işaret ediyor’ denildi.

Ateşi Suudiler düşürecek

Dünyanın en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan, küresel enerji piyasalarını yatıştırmak için adımlar atmaya hazırlanıyor. Suudi Arabistan hükümeti, ülke olarak hem tek başına hem de diğer ülkelerle petrol fiyatlarının daha makul seviyelere çekilebilmesi için çalışma yürüteceğini açıkladı. Suudi Arabistan’ın bu çerçevede ABD’ye olan petrol ihracatını artırabileceği ve üretimi artırmaya yönelik girişmlerde bulunabileceği belirtiliyor. Petrol fiyatları küresel toparlanma umutları ve İran’la ilgili gelişmelerle yükselişe geçti. Fiyatlar bu ay 128 dolara kadar yükselmişti.

KAYNAK: MİLLİYET, 21/03/2012.