Archive for Ekim 28, 2011

EİEİ HES’le ilgili çalışmalarını Su ve Orman Bakanlığı’na devredecek!

HES Projeleri Problemleri ve çözüm önerileri konuşuldu.

HES’ler tek elde toplanıyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, hidroelektrikle ilgili çalışmaların tek elde toplanması çalışmaları çerçevesinde Elektrik İşleri Etüt İdaresi (EİEİ) Genel Müdürlüğünde hidrolik, jeolojik ve HES’le ilgili çalışmaların personeliyle beraber bir ay içerisinde Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na devredeceklerini bildirdi.Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü ile Türkiye İnşaat Sanayicileri ve İşveren Sendikası (İNTES) tarafından DSİ konferans salonunda düzenlenen, Hidroelektrik Santral Projelerindeki Problemler ve Çözüm Önerileri Toplantısına katılan Bakan Yıldız, 2002 yılında enerji üretiminde özel sektörün payının yüzde 34 olduğunu, 2014’ün sonuna kadar ise bu payın yüzde 75’e çıkmasının hedeflendiğini bildirdi. Hidrolik enerji yatırımında lisans aldığı halde yatırım yapmayanlar, lisans almadığı halde önümüzdeki yılyatırıma başlayacak durumda olanlar bulunduğunu ifade eden Yıldız, sistemin bunu ayıklaması gerektiğini söyledi.

Madencilikte iyi niyetlerle hazırlanmış arama müracaatlarıyla ilgili taleplerin her birinin arama yapılmasıanlamına gelmediğini gördüğünü anlatan Yıldız, “Genel müdürün önüne günlük 210 tane imza geldi, 4’te3’ünün hiçbir anlamı yok. Tamamen sanal alem üretmekle ilgili işlemler. Nasıl arama ruhsatlarınınalınmış olması aramaların yapıldığı anlamına gelmiyorsa, gerçek yatırımcı olmayanların hem özelsektöre hem de kamuya ayak bağı olduğunu söyleyebilirim. Gerçek yatırımcı olmayanların taleplerini şuveya bu şekilde çekmesi hemen yanı başında bulunan özel sektörü rahatlatacak” dedi. Hidrolikle ilgili çalışmaların tek elde toplanmasının önemine işaret eden Yıldız, EİEİ Genel Müdürlüğünde 310 personeli ile beraber hidrolik, jeolojik ve HES ile ilgili çalışmalarda bulunan yapıyı Enerji Bakanlığından çıkartıp, Su ve Orman Bakanlığında yeni kurulan yapı içerisine katacaklarını bildirdi. Yıldız, “Ortak dili ortak kurumla yakalama işidir bu. Genelde kurumlar, imtiyazlarından ve personelinden ödün vermek istemezler, ama biz tam tersini yapıyoruz. Bu doğru bir iş bu yatırımcılarında İNTES’in de istediği bir iş. Bir ay içinde bunu personeli ve bütün yapısıyla beraber Su ve Orman Bakanlığımıza devrini gerçekleştireceğiz” dedi. Herkesin yenilenebilir enerji potansiyelinin daha iyi değerlendirilmesi konusunda hem fikir olduğunu belirten Yıldız, şöyle konuştu: “Geçtiğimiz hafta Uluslararası Enerji Ajansının toplantısındaydım. 28 ülkenin bakanı ve sektörün aktörleriyle yaptığımız toplantıda, yenilenebilir enerji kaynaklarının hayata geçirilmesini herkes istiyor. Fakat elektronik ortamda gizli oylama ile yapılan ’yenilenebilir enerjiyle ilgili çalışmaların yapılabileceğine inanıyor musunuz?’ sorusuna katılımcıların yüzde 42 ’inanıyorum’, yüzde 58 ’inanmıyorum’ yanıtını veriyor. Asıl problem işte burada. bir işe inanmakla yapmak arasındaki makas bazen çok açılabilir bazen de kapanabilir. İyi niyetli olarak eline tencere tava alanların bir kısımının da spekülatif ve manipülatif davranışlar altında kaldığına inanıyorum. ’Anadolumu kaptırtmak’ biçiminde bir pankart. Kimi kime kaptırıyorsun. Böyle bir anlayışı kamu ve özel sektör hiç kimse kabul edemez.” Sudan, güneye, rüzgardan çöpe kadar yerli ve yenilenebilir tüm kaynakların kullanılması gerektiğini belirten Yıldız, bir ülkenin tabiatı, kültürü kadar yerli enenji kaynaklarının kullanılmasının da önemli olduğunu vurguladı. Bakan Yıldız, hidrolik projelerde oluşan katkı payından bir kısmının yerel yönetimlere aktarılması konusunda İNTES’in tavsiyesini kendi adına doğru bulduğunu da belirterek, “Biz bunu enerji sektörümüzde jeotermal kaynaklarımızda uyguladık, uygulamaya da devam ediyoruz. 416 miLyon dolar gelir elde ettik ihalelerden. Bunun yarısını hangi ilde çıkartılıyorsa o ilin il özel idaresine devrettik” dedi.

DSİ Genel Müdürü Özkaldı,

Toplantıda konuşan DSİ Genel Müdürü Akif Özkaldı da Türkiye’nin hidrolik potansiyelinin yıllık teknik olarak 216 milyar kilovatsaat (kWh) olduğuna işaret ederken, 2023 yılına kadar bu potansiyelin tamamının değerlendirilmesinin hedeflendiğini söyledi. Dünya hidrolik potansiyelinin yüzde 1’nin, Web adresimizde ( www.alenerji.com.tr ) enerji projeleri ile ilgili çalışmalarımızın detayını bulabilirsiniz. Firmanızın enerji projeleri ile ilgili çalışmalarına katılmaktan memnuniyet duyacağımızı belirtmek isteriz. Soru, eleştiri ve önerileriniz için 212-219 98 94 numaralı telefonumuzdan bize ulaşabilirsiniz.

Avrupa’nın hidrolik potansiyelinin ise yüzde 15’inin Türkiye’de bulunduğunu belirten Özkaldı, bu potansiyelin değerlendirilmesinde ise gelişmiş ülkelere göre Türkiye’nin biraz daha geri durumda bulunduğunu kaydetti.

Enerji kurulu gücünün yaklaşık yüzde 74’ünün doğalgaz, kömür ve akaryakıttan, yüzde 25’inin ise hidrolikten oluştuğunu anlatan Özkaldı, tüketilen petrolün yüzde 92’sinin, doğalgazın ise yüzde 99’unun ithal edildiğini, bunun parasal karşılığının 2010 yılı itibariyle 30 milyar dolar, 2011 yılı tahminin ise 35 milyar dolar düzeyinde olduğuna dikkat çekti.

Halen hidrolikte 17 bin 40 Megavat (MW) düzeyinde kurulu güç bulunduğunu, 29 bin 460 MW gücün ise proje ve inşaat aşamasında bulunduğunu belirten Özkaldı, “Enerjiyi çevre ile birliktedüşündüğümüzde büyük anlamı var. Bugüne kadar 17 bin MW kurulu güç ile yaklaşık 25 milyon ton karbondioksit salınımı engellenmiştir. Bu da 1,5 milyon ağacın sağladığı temiz havaya karşılık gelmektedir” dedi. Özkaldı, belediyelerin içme, kullanma sularında ve atık isale hatlarında HES kurulmasına yönelik çalışmaların da son aşamasına geldiğini bildirdi. HES projelerinde ÇED raporlarının önemine değinen Özkaldı, özel sektörün ÇED raporlarını daha ciddi almaları, daha yakinen takip etmeleri ve bu raporları hazırlayanlara da sorumluluk verilmesini

beklediklerini bildirdi. Özkaldı, özel sektörün kamuoyu bilgilendirilmesinde aktif rol almaları, mansap su haklarına riayet edilmesi ve HES’lerin inşaat faaliyetlerinde çevreye zarar vermeden yürütülmesinin büyük önem arz ettiğini sözlerine ekledi.

İNTES Başkanı Koçoğlu

Türkiye İnşaat Sanayicileri ve İşveren Sendikası (İNTES) Başkanı Şükrü Koçoğlu da HES yatırımcılarının dertlerini halka anlatamadığını belirtirken, “Bu konuda kimin doğruyu, kimin eğriyi söylediği önemli değil, basına kim renk veriyorsa, o haber oluyor. Halka, HES yapanları doğayı tahrip eden bir canavar, konuyu mahkemeye götürenleri ise kahraman olarak gösteriyor. Bunun böyle olmadığını göstermemiz lazım. Bizler köylere inip şalvar giyerek şov yapmıyoruz, bizler iş yapıyoruz” dedi.

HES’lere karşı çıkan grupların arkasında finans güçleri olduğunu ve bunların da medyayı ve yerel halkı etkilediğini savunan Koçoğlu, “Devleti yönetenlerin buna bir çözüm yolu bulmaları gerekiyor. Burada belki doğalgaz lobileri de etkin, petrol lobileri de etkin. Bütün bunların mercek altına alınmasında fayda olur” iddiasında bulundu.

HES yatırımlarını denetleyecek firmaların da çok iyi seçilmesi gerektiğine işaret eden Koçoğlu, her firmanın aynı nitelikte olmadığını ve her denetim firmasının da denetim yapmadığını savundu. Koçoğlu, “Bu iş yapı denetim firmalarına dönmesin. Su yapıları denetim firmalarının da çok iyi denetlenmesi gerekiyor” diye konuştu.

Koçoğlu, su kullanım hakkı için yapılan ödemelerin bir kısmının da HES’in yapıldığı yerleşim yerlerine gitmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’de HES’ler konusunda çok dağıtık bir yapı bulduğunu, EPDK’nın,DSİ’nin, bakanlıkların ayrı ayrı yasa, yönetmelik, tebliğ çıkarttığını anlatan İNTES Başkanı, bunların sadeleştirilmesi ve tek elde toplanmasında fayda gördüklerini kaydetti. Koçoğlu, HES yatırımcılarının birçatı altında toplanması gerektiğini sözlerine ekledi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sedat Kadıoğlu ise HES’lerin kalkınmadaki önemine işaret etti ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri çerçevesinde çevrenini kullanılması gerektiğini bildirdi.

Milliyet / Ekonomi / 28.10.2011

2020′de enerjinin yüzde 5′i nükleerden!

2020'de enerjinin yüzde 5'i nükleerden

Enerji Bakanı Yıldız, 2020 yılında üretilen enerjinin yüzde 5′inin nükleer santrallerden sağlanacağını bildirdi. Santrallerin tasarımında uçak çarpmaları, dış patlamaların dikkate alındığını ifade eden Yıldız, santrallerin tüm güvenlik sistemlerine sahip olacağını ve 60 yıl ömürleri bulunacağını dile getirdi.

Enerji Bakanı Taner Yıldız, 2020 yılında Türkiye’de üretilen enerjinin yüzde 5′inin nükleer santrallerden sağlanacağını bildirdi. Türkiye’de 3 bölgede nükleer enerji santrali kurulacağını belirten Yıldız, bunlardan Akkuyu ve Sinop’un kesinleştiğini, İğneada’nın ise incelendiğini kaydetti. Nükleer santrallerin tasarımında uçak çarpmaları, dış patlamalar, rüzgar yüklerinin dikkate alındığını ifade eden Yıldız, santrallerin tüm güvenlik sistemlerine sahip olacağını ve 60 yıl ömürleri bulunacağını dile getirdi.

TURİZME ETKİSİ GÖRÜLMEDİ

CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in soru önergesine cevap veren Yıldız, turizm geliri bulunan pek çok ülkenin nükleer enerjiden faydalandığını ve bu nükleer reaktörlerin turizm merkezlerine Akkuyu sahasında olduğundan çok daha yakın olduğu bilgisini verdi. Akkuyu’nun Antalya’ya 300 kilometre civarında bulunduğunu anlatan Yıldız, “Bulgaristan’da bulunan Belene santralı İstanbul’a 400 km, Romanya’daki Cernovoda Santralı ise 370 km uzaklıktadır. Bu santralların en çok turist çeken şehrimiz olan İstanbul’a gelen turist sayısına herhangi bir etkisi gözlenmemiştir” dedi.

PARİS’E YAKIN 6 SANTRAL VAR

Yıldız, sözlerine şöyle devam etti: “Bunun yanı sıra Fransa’da Paris’e 200 krn’den daha yakın alanda 6 nükleer santral (Nogent, Daıııpierre, Saint-Laurent, Penly, Paluel, Belleville) bulunmakta ve Nogent santralının Paris’e uzaklığı 90 km; İspanya’da Madrit’e 200 knvden daha yakın alanda 4 nükleer santral bulunmakta. Bu ülkelerin Türkiye’den çok daha fazla turist çeken ülkeler olması nükleer santrallerin turizm üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi olmadığının en önemli kanıtıdır.”

ŞAHDENİZ’İN ÖNÜ AÇIK

Yıldız, Şahdeniz-2′nin önünde bir engel kalmadığını belirtirken, ’2017 sonu 2018′in başı itibariyle Şahdeniz-2 gazı Türkiye’ye ve Avrupa’ya ulaştırılmış olacak’ dedi.

Kaynak: YENISAFAK, 27/10/2011.

TPAO, kapatılan kuyuyu açıp 2,5 milyar dolarlık petrol çıkaracak!

Kuyudan toplam 25 milyon varil petrol çıkarılması planlanırken, rezervin değeri 2,5 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Gelecek yıl sondaj yapılarak petrol üretimine başlanacağını vurgulayan TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal, gelinen aşamayı şöyle özetliyor: “1985 yılında açılan kuyu ekonomik olmadığı için kapatıldı. Bugün petrol 100 dolar ve kuyu ekonomik hale geldi.”

Petrol arama çalışmalarına çok uzun yıllardır devam edilen Akdeniz’de, 1985′te şimdiki adı Exxon olan ABD’li Esso firması İskenderun açıklarında 100 metre deniz derinliğinde Gülcihan-1 kuyusu açtı. Yapılan çalışmada 10 milyon varil rezerv tespit edildi. Petrolün varil fiyatı o tarihlerde 10 dolar olduğu için kuyu ekonomik bulunmadı ve çimento ile kapatıldı. Milli petrol şirketi TPAO’nun genel müdürü Uysal, ham petrolün 100 dolara çıkması üzerine kuyunun ekonomik hale geldiğini söyledi. Uysal, “Bizim şimdi yaptığımız hesaplamalara göre sadece o alanda 25 milyon varil petrol rezervi var. Değeri neredeyse 2,5 milyar dolar. Önümüzdeki yıl bu kuyuyu kazıp Akdeniz’in ilk sondajını yapacağız. İlk petrolü buradan üretmeyi hedefliyoruz.” dedi. TPAO, Akdeniz’de Antalya, Mersin ve İskenderun körfezlerinde yaptığı ilk sismik çalışmaları tamamladı. Uysal, Antalya’dan çok umutlu: “Burada büyük ve uluslararası bir şirketle ortaklık için el sıkışmak üzereyiz. Anlaşma kapsamında sismik çalışmalar dahil tüm masrafları ortak olan şirket ödeyecek.”

Mehmet Uysal, Akdeniz’de bir kuyu kazmanın maliyetinin 300 milyon doları aşacağını ifade etti. Akdeniz’de aramalara neden geç başlandığı eleştirilerine ise Uysal şu cevabı verdi: “Dünyada bu derinlikte kuyular 2000′li yıllardan sonra kazılabilmeye başlandı. Deniz derinliği 2 bin metre ve bir kuyu sondajı 300 milyon dolar. Tüm bunların sonunda bulunacak petrol 1 milyar varilin altında olursa, ekonomik olmaz. Yerin altındaki zararlı maddelerin veya kimyasalların yeryüzüne çıkmasını engellemek için kuyu çimento ile kapatılır.” Akdeniz’de yapılan arama çalışmalarında siyasi baskılarla da karşı karşıya kalınıyor. Genel Müdür Uysal, Akdeniz’de sondaj çalışmaları için CCG Veritas şirketi ile anlaştıklarını belirterek, “Bu şirketle uzun zamandır çalışıyoruz. Geçen yıldan itibaren Norveç bandıralı şirketin gemisinin bizimle çalışmaması için çok baskı yapıldı. Şu anda CCG programımızı gerçekleştiriyor. Alanya açıklarında 3 boyutlu sismik bitince işimizin durumuna bakacağız.” şeklinde konuştu.

TPAO’nun Karadeniz’de yürüttüğü çalışmalar sayesinde derin denizde nasıl çalışmalar yapılacağını öğrendiğini anlatan Uysal, dünyada 2 bin metre su derinliğinde sondaj yapma kabiliyetine sahip 11. şirket olduklarını ifade etti.

Piri Reis’in amacı Akdeniz’in tartışmalı olduğunu göstermek

TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal, Rumların Akdeniz’de doğalgaz aramasının ardından Piri Reis’in sismik araştırma için Akdeniz’e inmesi konusunda ilginç bir değerlendirme yaptı. Uluslararası büyük petrol şirketlerinin tartışmalı alanlarda çalışma yapmak istemediklerini anlatan Uysal, Piri Reis ile amaçlarının bu alanların tartışmalı olduğunu dünyaya duyurabilmek olduğunu söyledi. Rumların bu sebeple Piri Reis çalışmalarına engel olmadığını vurgulayan Uysal, “Bu problemli konu haline gelirse diğer şirketlerin gelmemesini sağlarlar. Biz de burada bizim ruhsatımız olduğunu ve buranın tartışmalı alan olduğunu söylüyoruz.” dedi. Piri Reis sismik gemisinin ardından milli petrol şirketine yakışan yeni bir sismik alacaklarını vurgulayan Uysal, “Geminin ismi Barbaros Hayrettin Paşa olacak. Bu gemiyle Kıbrıs’ın güneyindeki ruhsatlar dahil olmak üzere tüm alanlarımızı tarayacağız.” dedi.

Türkiye ile Azerbaycan ortak boru hattı kuracak!

Türkiye ile Azerbaycan ortak boru hattı kuracak Yıllık 16 milyar metreküp gaz üretecek Şahdeniz Doğalgaz Projesi’nde Türkiye yeni bir adım atıyor. Başbakan Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in önceki gün imzaladığı anlaşmayla Türkiye, bölgede üretim ihtimali en yüksek doğalgazın kendi topraklarından geçmesini garanti altına aldı. 

Bunun için yeni bir boru inşası da karara bağlandı. Sektör kaynakları yeni hamleyi Türkiye’nin, Nabucco, TAP ve ITGI projelerine “Gerekirse boru hattını kendimiz yaparız.” mesajı olarak yorumladı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, 2018′de Şahdeniz gazının Türkiye ve Avrupa’ya ulaşacağını söyledi. Yıldız, “Şahdeniz-2 projesinin başlamasının önünde engel kalmamıştır. Nabucco, ITGI anlaşmaları teklifleri tartışılacaksa ekonomik olarak bunlara alternatif bir boru hattı da aynı zamanda o anlaşmaya konmuştur.” değerlendirmesini yaptı.  İki ülke arasında imzalanan anlaşmayla Azerbaycan’da 2017 yılında üretime başlanacak 16 milyar metreküplük Şahdeniz-2 doğalgazının geçiş güzergahı Türkiye olarak belirlendi. Gazın 6 milyar metreküpü Türkiye’de kalırken 10 milyar metreküpü Avrupa’ya satılacak. Anlaşmayla Türkiye, Azerbaycan ve Şahdeniz konsorsiyumunu oluşturan şirketler arasında yeni bir boru hattı yapılmasına ilişkin imzalar da atıldı. Buna göre Türkiye’nin doğusundan batısına yapılacak yeni hatla Azeri gazı taşınacak. Enerji Bakanlığı yetkilileri yeni hattın 1 yıl içinde fizibilitelerinin tamamlanacağını belirterek, “İlk defa uluslararası bir projede hem üretici, hem pazarlayıcı ve hem de transit geçiş ülkeleri bir araya geliyor.” dediler.

Kaynak: ZAMAN Ekonomi, 27/10/2011.

9 yıllık doğalgaz faturası

Resim124 Ekim 2011

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın yazılı soru önergesini, Dış İlişkiler Daire Başkanlığı ile TPAO Genel Müdürlüğünden alınan bilgiler doğrultusunda yanıtladı. Uluslararası doğal gaz alım satım anlaşmalarının tamamında yer alan ”al ya da öde” maddesinin, Türkiye’nin mevcut doğalgaz anlaşmalarında da bulunduğunu belirten Yıldız, yıl içinde teslim alınamayan doğalgaz miktarının karşılığı olan tutarın, sözleşmede yer alan belirli bir yüzde üzerinden ödendiğini ve bu miktarların doğalgazın ileriki dönemlerde teslim alınması suretiyle telafi edildiğini bildirdi.

Taner Yıldız, doğal gaz alım satım anlaşmalarının, 20-25 yıllık uzun dönemli, uluslararası ilişkiler açısından ekonomik ve siyasi etkileri olan ticari akitler olduğunu, bu anlaşmaların ticari gizlilik içerdiğini, bu nedenle de içeriğinin açıklanmasının sözleşmeye aykırı olacağını kaydetti. Yıldız, Türkiye’nin, 2002-2010 yılları arasında ithal edilen doğal gaz için toplam 69 milyar 594 milyon dolar (128,7 milyar TL) ödediğini ifade etti. Buna göre, yıllara göre ödenen rakamlar şöyle:

Atıksu Arıtma Tesislerine Elektrik Teşviği

Atıksu Arıtma Tesislerine Elektrik Teşviği

Resim123 Ekim 2011

Bakanlar Kurulu tarafından alınan kararla atıksu arıtma tesislerinde kullanılan ve ödemesi yapılan bir önceki yıla ait elektrik enerjisi giderlerinin yüzde 50′si geri ödenecek.

Bakanlar Kurulu tarafından alınan bir kararla Çevre Kanunu’nun 29′uncu maddesi Uyarınca Atıksu Arıtma Tesislerinin Teşvik Tedbirlerinden Faydalanmasında Uyulacak Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik kapsamında atıksu arıtma tesisi kuran ve işleten kurum, kuruluş ve işletmelerin atıksu arıtma tesislerinde kullanılan ve ödemesi yapılan bir önceki yıla ait elektrik enerjisi giderleri yüzde 50 oranında geri ödenecek. Karar, dünkü  resmi gazetede yayımlandı.

Türkiye Akdeniz’de doğalgaz çıkarmak için Norveçli şirket ile anlaştı!

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Akdeniz’de petrol ve doğalgaz aramalarını hızlandırdı.

Piri Reis’le Akdeniz’in güneyinde petrol ve doğalgaz arayan Türkiye, Norveçli CGG Veritas şirketine ait 93 metre uzunluğundaki ‘Oceanic Challenger’la Alanya açıklarında bugün üç boyutlu sismik çalışmalara başlayacak. 44 gün sürecek çalışmalarla bölgede, ciddi miktarda doğalgaz çıkarılması hedefleniyor.

Türkiye, Akdeniz’de yeni bir doğalgaz ve petrol çalışması başlattı. Norveçli CGG Veritas firması ile 10 milyon dolara anlaşan TPAO, Oceanic Challenger adlı sismik araştırma gemisini dün Antalya Limanı’nda gerçekleştirilen törenle uğurladı. TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal, Akdeniz’de yoğun arama ve üretim faaliyeti yürüteceklerini, TPAO’nun bölgenin en önemli petrol şirketi olduğunu söyledi. Uysal, geminin sismik çalışmalarını 44-45 günde tamamlayacağını belirterek, “Bu gemi, sismik çalışmalar için denize 80 kilometre uzunluğunda kablo serecek.” dedi. Uysal’ın verdiği bilgilere göre sismik çalışmaların sonuçları bir yıl içinde sonuçlanacak.

Mehmet Uysal, geminin sismik çalışmalarda elde edeceği trilyonlarca verinin, İngiltere’nin başkenti Londra’da ultra hızlı bilgisayarlarda ayrıntılı analizlere tabi tutulacağını, bu işlemin en az bir yıl süreceğini kaydetti. Uysal, normal bilgisayar sistemleri ile bu işlemin 3 yılı aşabileceğine dikkat çekti. Sismik çalışmanın maliyetinin 10 milyon dolar olduğunu belirten TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal, sismik çalışmaların sonucuna göre bölgede petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerine başlayacaklarını söyledi. Bir kuyunun maliyeti 300 milyon doları bulurken aramaların sonunda bulunacak petrol 1 milyar varilin altında olursa, ekonomik bulunmadığı için kuyu çimento ile kapatılacak.

8 BİN METRE DERİNE KABLO SERİLECEK

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı yetkililerinin verdiği bilgiye göre CGG Veritas’a ait Oceanic Challenger gemisi, denizin altında 15 bin metreye kadar sismik dalga yayabiliyor. Gemi, bin 100 kilometrelik bir alanda çalışma yapacak. Yetkililer, “Şimdiye kadar yapılan analizlere göre bu bölgede 200 milyon sene ile 5 milyon sene arasında bir petrol sistemi var. Buna göre önemli miktarda gaz ve petrol türevi ürün bulunmasını hedefliyoruz. Burada ciddi keşif yapılacağını düşünüyoruz. Uygun bir yapı görülüyor.” dedi. Yetkililer, sondaj aşamasına 2014′te geçilebileceğini belirtirken sondaj derinliğinin 3 bin metreyi bulması bekleniyor. Norveçli CGG Veritas’a ait Oceanic Challenger da Akdeniz’e, 8 kilometre uzunluğunda ve 900 metre genişliğinde kablo serecek. Bu kablo, su yüzeyinin 8 metre altında sabitlenecek şekilde serilirken geminin deniz içinde kablo serme işleminin 4 günde tamamlanması bekleniyor.

Kaynak: CHA, 25.10.2011.

DSİ’ni sulama işinden çekecek yasa 2008 yılında çıkmıştı!

SULAMA SİSTEMLERİ DE YAP İŞLET DEVRET İLE YAPILACAK

DSİ Genel Müdürü Akif ÖZKALDI’nın 18 Ekim 2011 tarihinde yaptığı , “Hidrolik santrallerin özel sektör marifetiyle yapılmasını öngörüyoruz. Biz de içme suyu ve tarımsal sulama projelerine odaklanacağız” açıklamasındaki tarımsal sulama projelerinin de özel sektör marifetiyle Yap İşlet Devret yöntemiyle yapılması için 2008 yılında yasa çıkartıldı.

9/5/2008 Tarihli ve 5762 Sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap - İşlet_Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun İle Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Sulama işleri ile ilgili hükümleri aşağıda sıralanarak yer almıştır:

Madde 3 - 3996 sayılı Kanunun 3. maddesinin (a) bendinde yazılan “İleri teknoloji ve yüksek maddi kaynak” ibaresi “İleri teknoloji ve veya yüksek maddi kaynak”olarak değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki (e) bendi eklenmiştir:

e) Katkı Payı; Görevli şirketlerin ürettiği mal veya hizmetlerin bedeli, mal veya hizmetten yararlananlar tarafından tamamen veya kısmen ödenmesi mümkün olmayan yatırımlarla ilgili yapılacak görevlendirmelerde; mal veya hizmetten yararlananların tüketim veya kulanım miktarları da dikkate alınarak belirlenen ve idare tarafından görevli şirkete tamamen veya kısmen yapılan ödeme”

Madde 5 – 3996 sayılı Kanunun 6ıncı maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.;

Sözleşmelerde, idare tarafından yapılacak ödemelerin gecikmesi halinde, uygulanacak gecikme faizine ilişkin hükümlere de yer verilebilir. ”

Madde 6 – 3996 sayılı Kanunun 8 maddesinde yer alan “ücretler ibaresinden sonra gelmek üzere “veya katkı payları”ibaresi ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

Merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri tarafından sözleşmeye bağlanan katkı paylarının karşılığı, ilgili idarelerin yılı bütçesine ödenek olarak konur. Bu fıkra kapsamında bir yılda sözleşmeye bağlanacak katkı payı ödemeleri yatırımların toplamı, ilgili yıl merkezi yönetim bütçesinin sermaye giderleri toplamının yüzde ellisini geçemez. ilgili yıl bütçelerinden ödenecek katkı paylarının toplamı ise yılı merkezi yönetim bütçesinin sermaye giderleri toplamının yüzde yirmisini geçemez. Bakanlar Kurulu söz konusu oranları iki katına kadar artırmaya veya sıfıra kadar indirmeye yetkilidir. Bu fıkralarda belirtilen oranlar ile uygulanmasına ilişkin esas ve usuller, yılı programının uygulanması, koordinasyonu, ve izlenmesine dair kararda belirlenir.

Yatırım bedelinin İdare veya hizmetten yararlananlarca ödenmesinin mümkün olduğu yap – işlet – devret projelerinde, sözleşme tarafı genel bütçeli idarelerin, işletme süresi içinde taahhüt ettikleri garanti kapsamında doğabilecek ödeme yükümlülükleri bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sınırlamalara tabi olmadan idare bütçelerinden ödenir.

Ücretle ilgili düzenlemeler katkı payı hakkında da uygulanır. Mal veya hizmet türleri veya bunların tüketim veya kullanım miktarları, yada kalite, güvenlik ve diğer değerlendirme kriterleri itibariyle farklı ücretler uygulanabilir. Ücretler, tüketim veya kullanım miktarlarının alt ve üst sınırlarına göre aralıklar itibariyle topluca belirlenebilir”

Madde 7 - 18/12/1953 tarihli ve 6200 sayılı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri hakkında Kanun un 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere, aşağıdaki cümleler eklenmiştir:

8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Kanun hükümlerine göre meydana getirilen tesislerden katkı payı yapılmış olanların; katkı payı ve ortak tesis yatırım harcamalarına tekabül eden kısmı görevli şirketin işletme süresi sona erdikten sonra bu maddede yazılı esaslar dahilinde tesislerden istifade edebilecekler tarafından ödenir. 3996 sayılı Kanun hükümlerine göre meydana getirilen tesislerden istifade edebilecekler tarafından ödenecek yatırım harcamalarının tespitinde, idarece yapılan kamulaştırma, arazi toplulaştırması ve tarla içi geliştirme hizmet giderleri dikkate alınmaz. Sulamadan faydalanacakların arazi toplulaştırma bedelini kabul etmeleri halinde görevli şirketin yapacağı toplulaştırma bedeli, yatırım harcamalarının tespitinde dikkate alınır. 3996 sayılı Kanun hükümlerine göre meydana getirilen tesislerde görevli şirket ile, sulamadan istifade edenler arasında sözleşme imzalanmaması halinde; idare ile görevli şirket arasında belirlenen ve sulamadan istifade edenler tarafından ödenecek ücretin miktarı ve ödeme zamanı sulama birliğinin bulunmadığı yerlerde muhtarlıklarda ilan edilir. İlan edilen ücretin ödenmemesi halinde başka bir ihtara lüzum olmaksızın görevli şirket tarafından sulamadan istifade edenlerden genel hükümlere göre tahsil edilir. 3996 sayılı Kanun hükümlerine göre gerçekleştirilecek sulama projelerinde görevli şirket tarafından inşa edilecek sulama kanallarının geçeceği alanlara isabet eden Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup, Genel Müdürlüğe tahsisli veya bu amaçla tahsis edilecek taşınmazlar, kullanım esasları sözleşmede belirtilmek sureti ile sözleşme süresi boyunca bedelsiz olarak görevli şirketin kullanımına bırakılır”

Değerlendirme :

Yukarıya Sulamayı ilgilendiren hükümleri alınan 5762 sayılı yasada özellikle 6200 sayılı yasayı ilgilendiren bölümde Devletin hükümranlık haklarını zedeleyici bir yaklaşım vardır; Bu hususu aşağıda üç bölüm halinde açıklama ihtiyacı duyulmuştur;

1. Kamuya ait sular Anayasamızın 168. maddesine göre devletin hüküm ve tasarrufundadır. Devletin hüküm ve tasarrufunda olan, devletin egemenlik haklarının çok açık bir biçimde izlenebileceği bu doğal kaynaklarla ilgili ihtilafların da kamu hukuku çerçevesinde çözümlenmesi zorunludur. Bu sularla ilgili YİD modeli ile yapılacak sözleşmelerde ihtilafların genellikle tahkim yoluyla çözümleneceği hususunda hükümler konulmaktadır. Hele sözleşmenin taraflarından biri veya birkaçı yabancı uyruklu şirketler ise bu konuda uluslararası tahkim kurallarını ileri sürerek dayatmalar yapılmaktadır. Böyle bir sözleşme ile sınır ötesi akan veya sınır oluşturan ırmaklarımızdan kaynaklanarak YİD modeli ile yapılacak sulama tesislerinde uluslararası tahkim kuralı sözleşmede yer aldığı taktirde devletin akarsular üzerindeki egemenlik haklarına yabancı hakem heyetleri dahil edilmiş olunur. Yabancı hakem heyetlerinin ise mansap devletleri tarafından nasıl etkilenebileceği de diğer bir soru işaretidir. Bu nedenlerle YİD Modeli ile yapılacak sulama şebekelerinde ihtilafların Türk Maddi ve Usul Hukukuna göre Türk yargısınca çözümlenmesi hususunda yasaya bir madde konulması şarttır.

2. YİD Modeli ile yapılacak şebekelerden yararlanacak çiftçiden alınacak olan ücretin yasada dayanağı görülmemektedir. Zira ülkemizde kamuya ait suyun metreküp/saniye olarak satışını düzenleyen bir su kanunu yoktur. Dolayısıyla çiftçiden ücretin hangi kriterlerle tahsil edileceği açıkça belirtilmemiştir.

Kaynak: “Kalkınma İçin Tarımsal Sulama”, Dursun YILDIZ, Özdemir ÖZBAY, Dr. Nüvit SOYLU.

DSİ HES Yapımından 2006 yılında Yasal Olarak Uzaklaştırıldı!

01.07 2006 tarihli ve 5509 sayılı “Yap İşlet Modeli İle Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesiyle Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile DSİ Genel Müdürlüğü Hidroelektrik Santral yapmı alanından da uzaklaştırıldı.

Şöyleki:

Bu yasanın geçici 4. Maddesinde “çok maksatı projeler ile kanunun yürürlüğe girmesinden önce uluslararası ikili işbirliği anlaşmaları kapsamında yer alan projeler ve önceki yıllar yatırım programlarında yer alan projeler,lisans alınmasına gerek olmaksızın DSİ Genel Müdürlüğü tarafından 7 yıl içerisinde yapılabilir veya yaptırılabilir.Bu projelerin hidroelektrik üretim tesislerinin yapımı aşamasında elektrik üretim tesisleri 4628 sayılı EPDK Kanunun kapsamında faaliyet göstermek üzere özel sektör başvurularına açılır.4 ay içerisinde başvuru olmaması halinde DSİ Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilebilir”

Bu maddeden açıkça anlaşıldığı kadarıyla zaten DSİ’ye tanınan 7 yıl içerinde bu tesislerin yapılamayacağı gerçeğinden hareket edilerek kanun vaz olunmuştur.Tesislerin DSİ’ce yapılması zorlaşmaktadır. Zaten mevcut projelerde de DSİ’nin iş yaptırabilme ağırlığı yok olmak üzeredir.

Bir diğer deyişle 01 07 2013 tarihine kadar DSİ Genel Müdürlüğü, Ilısu Barajı ve HES ,Borçka Barajı ve HES ve buna benzer irili ufaklı yüzlerce baraj ve HES projesini bitiremeyecektir. Bu durumda DSİ enerji alanından tamamen çekilecek ve birçok büyük ölçekli baraj için de bu alan özel sektörün yapım ve işletmesine açılmış olacaktır.

Bu da ülkemizin başta enerji güvenliği olmak üzere ulusal elektrik enerjisi stratejimizi ve politikamızı tehdit eden bir sonuç ortaya koyacaktır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle 1.07 2006 tarihli ve 5509 sayılı “Yap İşlet Modeli İle Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesiyle Enerji Satışının Düzenlenmesi hakkında Değişiklik Yapılamasına Dair Kanun” la DSİ bugün değil 5 yıl önce HES yapımından uzaklaştırılmıştır.

18 Ekim 2011 tarihinde DSİ Genel Müdürü tarafından yapılan” DSİ Artık HES yapmayacak” açıklaması sadece bu yasal zorunluluğun kamuoyuna duyurulması olmuştur.

GAP – KOP – DAP: “Suyun Kal(kın)dırma Kuvveti”

Türkiyeyi Uçuracak Projeler;

GAP – KOP – DAP: “Suyun Kal(kın)dırma Kuvveti”

Dursun YILDIZ – Özdemir ÖZBAY

İNDİR:

http://topraksuenerji.org/skkgkd_topraksuenerji.org.pdf