Archive for Eylül 28, 2011

Rüzgar ve Güneş Enerjisi Ölçüm Tebliği Toplantısı

tures2011-2.jpg

Taslak aşamasında olup nihai şeklinin verilmesi çalışmaları süren “Rüzgar ve Güneş Enerjisine Dayalı Lisans Başvurularına İlişkin Ölçüm Standardı Tebliğ Taslağı” konusunda, enerji ilgililerinin katılımları ile sektörün görüşlerini ve katkılarını tebliğe yansıtabilmek amacıyla Türkiye Rüzgar Enerjisi Sektör Buluşması (TÜRES 2011/2) “Rüzgar ve Güneş Enerjisine Dayalı Lisans Başvurularına İlişkin Ölçüm Standardı” konulu değerlendirme toplantısı yapılacaktır.

Toplantıda “Rüzgar ve Güneş Enerjisine Dayalı Lisans Başvurularına İlişkin Ölçüm Standardı” konusu katılımcı bir ortamda irdelenip analiz edilecek ve tebliğe girmesinde faydası olabilecek fikirler sentezlenerek rapor haline getirilecektir. TÜREB tarafından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Enerji İşleri Genel Müdürlüğü, Elektrik İşleri Etüt İdaresi ve Enerji Piyasası Düzenleme kurumu (EPDK) ile yapılan görüşmelerde gerçekleştirilmesinin çok yararlı olacağı konusunda görüş birliğine varılan bu çalışma sonuçları, dikkate alınmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlara sunulacaktır.

Ülkemizde yenilenebilir enerji sanayinin gelişimine önemli katkılar sağlayacağına inandığımız bu tebliğin azami fayda sağlanacak biçimde yayınlanması başta ekipman üreticileri, yatırımcılar finansman sağlayıcılar ve danışmanlık şirketleri olmak üzere geniş bir alana hizmet edecektir. Bu nedenle, söz konusu tebliğe son şeklinin verilmesinde katkıda bulunabilecek yenilenebilir enerji kaynakları alanlarında faaliyet gösteren tüm kurum/kuruluş ve şirketlerin bu toplantıya katılımı büyük önem arz etmektedir.

Dosya İndir
Bu dosyayı indir (TURES_2011_2_Sponsorluk.pdf)TURES_2011_2_Sponsorluk.pdf
Bu dosyayı indir (TURES_2011_2_RuzgarveGunesOlcumTebligi Sektor Toplantisi-Program.pdf)TURES_2011_2_RuzgarveGunesOlcumTebligi Sektor Toplantisi-Program.pdf
Bu dosyayı indir (TURES_2011_2_KayitFormu.doc)TURES_2011_2_KayitFormu.doc

Tarsus’ta Güneş Ormanı Projesi

Türkiye’de 109 yıl önce elektriğin ilk üretildiği kent olan Mersin’in Tarsus İlçesi’nde, belediye ile Temiz Dünya Ekolojik Çözümler Platformu ‘Güneş Ormanı’ oluşturdu.

Tarsus'ta Güneş Ormanı Projesi

Güneş Ormanı Projesi’nin tanıtım toplantısında konuşan Tarsus Belediye Başkanı Kocamaz, Türkiye’nin ilk elektrik enerjisini 1902 yılında Tarsus’ta kurulan bir hidroelektrik santralinden üretmeye ve kullanmaya başladığını belirtti.

15 Eylül 1902′de Berdan Nehri Bentbaşı mevkinde kurulan hidroelektrik santralinden, su değirmeni miline bir dinamonun bağlanması ile Tarsus’un sokaklarının aydınlatıldığını kaydeden Kocamaz, 109 yıl sonra Türkiye’nin ilk kapsamlı temiz enerji projesi olan ‘Güneş Ormanı Projesi’ni hayata geçirmenin gururunu yaşadıklarını söyledi. Kocamaz şu bilgileri verdi:

Tarsus Belediyesi ve Temiz Dünya Ekolojik Çözümler Platformu tarafından geliştirilen proje ile Tarsus Belediyesi Kampusu adım adım güneş ağaçları ile donatılacak, bu özel ağaçların ürettiği elektrik ile kampus içerisinde bulunan Kadın Sığınma Evi, Yenilenebilir Enerji Laboratuarı, Poliklinik ve Sosyal Tesislerin enerji ihtiyacı karşılanacak. İlk etapta 100 güneş ağacı entegre edilecek olan Tarsus Belediyesi Kampus Alanı, sadece ilk 100 ‘güneş ağacı’ndan 25 yıl boyunca 3. 900 MWh enerji elde edecek. ”

TEMİZ ENERJİ’

Tarsus’taki firmaların da 100′er güneş ağacı satın almasıyla ‘Güneş Ormanı’ oluşturulacağını kaydeden Kocamaz şunları söyledi:

Türkiye’de temiz enerji üretecek olan projeye herkesin sahip çıkmasını istiyorum. Tarsus Belediyesi’nin desteği ile Türkiye’nin yüksek güneşlenme potansiyeline sahip bölgelerinden biri olan Tarsus’ta uygulanan proje, sosyal tesislerin elektrik ihtiyacının güneşten karşılanması için yürütülüyor. Projede karbon azaltımı sisteminde yer alacak firmalar, solar yazılım programları ile izlenecek ve her firmanın günlük ne kadarlık karbon emisyonu azaltımı sağladığı anlık olarak izlenebilecektir. ”

Projenin tüm tanıtım ve sponsorluk çalışmalarının proje ortağı Temiz Dünya Ekolojik Çözümler Platformu tarafından yürütüleceği, bir yıllık proje süresi bitiminde ise tüm ekipmanlar ve elektriği sağlayan kurulumun ilgili belediyenin bağlı olduğu yönetim birimine devredileceği ifade edildi.

Kaynak: haberler.com, 15/09/2011

Tamamı yerli güneş santrali kuruldu!

 

 

 

 

Yerli ve yenilenebilir enerji kaynağı olan güneşi ekonomiye kazandırmak için önemli bir adım atıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, TÜBİTAK-Marmara Araştırmaları Merkezi (MAM) ve İnosol Enerji işbirliğiyle Türkiye’nin yüzde 100 yerli ilk güneş enerjisi santrali kuruldu.

İstanbul İkitelli’de kurulan santral için yaklaşık 4 milyon lira harcama yapıldı. Hedef, proje kapsamında 2 megavatlık (MW) yeni bir santral kurmak. Ayrıca proje, havaalanları, büyük alışveriş merkezleri gibi yoğun elektrik tüketimi olan merkezlere yaygınlaştırılacak.

İkitelli’de kurulan tesis 500 kilovat kapasiteyle Türkiye’nin ilk yerli güneş enerjisi tarlası (kolektör sistemi) olma özelliğini taşıyor. İlkem Şahin’in verdiği bilgiye göre, yüzde 100 yerli üretimle Türk mühendisler tarafından tasarlanan proje Türkiye’yi, İspanya, Amerika, Almanya ve İsrail’den sonra güneş enerjisi teknolojisi üretebilen 5′inci ülke yaptı. Tasarımı 6 bin 830 saatlik mühendislik çalışmasının ürünü olan proje için yaklaşık 4 milyon lira harcandı. Yeni üretilen teknoloji, güneş enerjisinden elektrik üretiminin yanı sıra soğutma ısıtma, su damıtma amacıyla da kullanılabilecek. Klimadan kaynaklanan elektrik sarfiyatını da azaltacak. TÜBİTAK ve İnosol Enerji’nin geliştirdiği teknolojiyle üretilen paneller sayesinde Türkiye geneli ihalesi ilan edilen ve 2 milyar Euro’ya mal olması beklenen yaklaşık 600 megavatlık güneş enerjisi yatırımları için de önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. İnosol Enerji CEO’su İlkem Şahin, test ettikleri sistemin beklediklerinden daha verimli olduğunu söyledi. TBMM Genel Kurulu’nda ocak ayı başında kabul edilen Yenilenebilir Enerji Kanunu ile güneş enerjisiyle üretilen elektriğin kilovatına 13,3 dolar cent teşvik verildiğine işaret eden Şahin, “Yerli ekipman kapsamında bu teknolojinin kullanılacağı yatırımda alım garantisi 18,5 dolar cente yükseliyor. Bu teşvik 600 megavat enerji sınırlamasına verildi. Bu, yaklaşık 2 milyar Euro’luk yatırıma denk geliyor. Tesisle bugüne kadar ithal edilmesi düşünülen yatırımın yerli kaynaklarla yapılabileceği ispatlandı.” şeklinde konuştu.

Kaynak: ZAMAN Ekonomi, 24/09/2011.

Elektrikte ‘vadeli işlem’ başlıyor, üretim tüketim, yatırım daha planlı olacak!

Türkiye’de elektrik üreten, tüketen, dağıtımını yapan tüm oyuncular için vadeli işlem imkanı sağlayacak piyasa, Vadeli İşlemler Borsası’nda (VOB) başlıyor. Elektrik piyasasında yaşanan değişimlere paralel ortaya çıkan fiyat ve risk yönetimi ihtiyacına cevap vermesi amaçlanan ‘Elektrik Piyasası Vadeli İşlemler Sözleşmesi’ işlemleri 26 Eylül’den itibaren start alacak.

VOB Genel Müdürü Çetin Ali Dönmez, ABD ve Avrupa’daki örneklerine uygun geliştirilen sistem sayesinde, üreticinin ve tüketicinin geleceğe dönük fiyatlarda hedge etme imkanı olacağını, bu sayede maliyet fiyat hesabının daha sağlıklı yapılacağını ve yatırımların da daha sağlıklı yapılabileceğini söyledi. Dönmez, 2010’da Türkiye’de 26 milyar liralık bir elektrik pazarı olduğunu, Gün Öncesi Planlama sistemiyle de 4.2 milyar liralık bir spot piyasanın çalıştığını belirterek, “26 Eylül’de bu konuda vadeli piyasamız çalışmaya başlayacak ve sonraki 4 aylık dönemi kapsayan sözleşmeler işlem görecek. Daha basit, daha anlaşılabilir ve elektrik dağıtım şebekesiyle doğrudan ilişkili olunmasını gerektirmeyen, nakdi uzlaşmalı baz yük ve pik yük vadeli işlem sözleşmeler işleme açılacak” dedi. Dönmez, kontratların, elektrik üretimi, tüketimi ve dağıtımı ile ilgili önemli aktörlerin beklentilerini yansıtması açısından önemli olacağını vurguladı.

Kime ne sağlayacak

Elektrik fiyatlarının risk yönetimine imkan sağlayacak.
Gelecekte oluşacak elektrik fiyatlarının bugünden alınıp, satılması mümkün olacak.
Geleceğe ilişkin beklentilerin elektrik fiyatlarına yansıması mümkün olacak.
Elektrik fiyatları tüm yatırımcıların ulaşımına açık finansal bilgi niteliği kazanacak.
Elektrik piyasası aktörleri sermaye piyasasına daha fazla entegre olacak.
Kurulması planlanan elektrik borsasının kuruluş aşamaları hızlanacak.

Kaynak: Hürriyet Ekonomi, 22 Eylül 2011.

Ay Kemeri (The Luna Ring) Projesi

Ayın yüzeyi güneş panelleri ile kaplanacak!

Japonya’da yakın geçmişte yaşanan deprem sonucunda Fukuşima Nükleer Santralinde oluşan sızıntı üzerine insanlık yenilenebilir temiz enerji kaynakları arayışına girdi.

Ay Kemeri Projesi ile ayın 11 bin km’lik ekvatoru boyunca ayı saran bir kemer biçiminde güneş panelleri kaplanarak elektrik üretilip dünyaya aktarılması amaçlannmaktadır. Proje üzerinde Japon inşaat firması Shimizu çalışmaktadır. Panellerden üretilecek elektrik enerjisinin güçlü mikro dalga veya laser ışını şeklinde dünyaya aktarılması planlanmaktadır. Shimuzu şirketindeki yetkililer, proje hayata geçirildiğinde tüm dünyanın elektrik enerjisi ihtiyacının bu kanalla karşılanabileceğini belirtiyorlar. Aydaki bu elektrik üretim tesisinin inşaatında dünyadan aya 24 saate ulaşabilecek robotlar kullanılacağı belirtiliyor. Ay Kemeri Projesinde 11 bin kilometre çevre uzunluğunda kaplanacak kemerin eni ise 400 km olması ön görülüyor.  400 km genişliğin de 11 bin kilometre uzunluğundaki bu PV kmerden üretilecek elektrik enerjisi kablolar vasıtasıyla ayın sürekli dünyayı gören tarafındaki bir merkezde toplanarak burada mikrodalga veya laser ışığına çevrilerek dünya üzerinde kurulacak güç alıcı merkezindeki 20 km çapındaki antenlere iletilecek. Bu merkezlerde dalga enerjisi yeniden dünyada kullandığımız elektrik enerjisine çevrilerek ülkelerin elektrik dağıtım şebekelerine verilecek. Ayda kurulacak bu PV santralin 13 000 teraWatt kurulu gücü olacak.

Shimuzu şirketi yetkililerince, ayda atmosfer olmadığı için ay yüzeyinde önemli ölçüde güneş enerjisi potansiyeli olduğu belirtiliyor. Dünyadaki gibi bulutlar ve kötü hava şartlarından etkilenme durumunun da olmadığı dile getiriliyor. Ayın etrafı tamamen sarılacağı için 7/24 sürekli bir enerji üretiminin olması da önemli bir nokta olarak yetkililer tarafından ayrıca üstünde duruluyor.

Kaynak: http://lunarscience.arc.nasa.gov/articles/the-luna-ring-concept

YEK Mevzuatı ve Hidro-elektrik Enerji

YENİLENEBİLİR ENERJİ MEVZUATI VE SU ENERJİSİNİN SORUNLARI (*)

Salih Paşaoğlu

Yenilenebilir Enerji teşvik etmek için çıkarılan Kanunlar takdirle karşılanmaktadır. Çünkü Yenilenebilir Enerji mutlaka teşvik edilmelidir. Bence bunun iki önemli sebebi vardır;

Yenilenebilir Enerji Yerli Enerjidir.

Türkiye Ekonomisinin en önemli dar boğazı enerji dış alımı için harcanan 40 milyar dolar civarındaki Bütçe gideridir. Türkiye Hükümetlerinin en önemli hedefi bu miktarı azaltmaya çalışmak olmalıdır. Onun için de yerli enerji kaynaklarını harekete geçirmek şarttır. Öncelikle yerli enerji kaynağı potansiyelinin tam ve doğru olarak tespiti için aramaları araştırmaları maksimize etmek sonra da bulunan yerli enerji potansiyelini en kısa zamanda geliştirerek yerli enerji payını artırmak zorundayız.

Yenilenebilir Enerji Temiz ve Çevre Dostu enerjidir

Tüm Dünyada Yenilenebilir Enerjinin tüm türleri Çevre Dostu Enerji olarak kabul edilip desteklenmekte ve teşvik edilmektedir. Karbon salımı yapmayan ve global hava kirliliğine sebep olmayan Yenilenebilir Enerji desteklenmelidir. AB ülkelerinde bir ülkenin toplam enerji üretiminde yenilenebilirin payı % 20 den az olmamalıdır. Onun için de yenilenebilir enerjiye büyük sübvansiyonlar verilmektedir.

Bir dergiye verdiğim demeçte yeni çıkan Yenilenebilir Enerji Teşvik Kanunu ile ilgili şunu söylemiştim; “Yetmez ama Evet”. Bu tebliğimde de Yenilenebilir Enerjinin geliştirilmesindeki sorunlar ve bu sorunların maliyete etkisini Su Enerjisi özelinde anlatarak yeni kanunun sağladığı imkanların niye yeterli olmadığını göstermeye çalışacağım.

(*) Bu bildiri EIF 2011 Uluslararası Elektrik Kongresinde sunulmuştur. 14 Eylül 2011

Su Enerjisinin Sorunları

Geçmiş Uygulamaların Problemleri

Türkiye Cumhuriyetinin gelmiş geçmiş hükümetleri, hidroelektrik enerjinin, Su Enerjisinin geliştirilmesi için girişimler ve yatırımlar yapmışlardır.

  • Geçmişte, Türkiye’de Hidroelektrik Enerjinin geliştirilmesi genelde kamu kuruluşları olan EİEİ ve DSİ (Devlet Su İşleri) Genel Müdürlüklerine verilmiş, Bu kuruluşlar eliyle büyük HES Projelerinin potansiyelleri ve fizibiliteleri uzun çalışmalar ve etütlerle belirlenmiş, raporlanmış, projelendirilmiş ve Yatırım Programlarına alınarak ve yüklenicilere ihale edilerek inşaatları gerçekleştirilmiş ve daha sonra tesisler kamunun Elektrik Üretim Kurumlarına devredilerek işletilmiştir. Artan enerji talebi ve büyük su projelerinin art arda devreye girmesi ihtiyacı, zamanla, bu uygulamada Bütçe Sorununu, projelere yeterli ödenek tahsis etme sorununu ortaya çıkarmıştır. Ödenek yeterli olmayınca projelerin gerçekleşme zamanları uzamıştır. Hükümetler ödenek sorununu çözmek için yeni metotlar geliştirmiş ve uygulamıştır. Bunlardan bazıları,

    • Yap-İşlet Modeli, Yap-İşlet-Devret modeli gibi yöntemler,

    • Hükümetler arası İkili Anlaşmalar Modeli gibi yöntemlerdir.

  • Bu meyanda Türkiye’nin hesaplanmış Su Enerjisi Potansiyelinin 41 bin MW olduğunu ve bunun 12 500 MW ının DSİ gibi Kamu Kuruluşları tarafından gerçekleştirilen HES Projeleri ile geliştirilip işletmeye alındığını söyleyebiliriz.

Bütün bu modeller ya da yöntemler iyi niyetle yani ödenek tahsisi sorununa çözüm bulmak, ödenek bulma sorumluluğunu kısmen ya da tamamen özel müteşebbise yüklemek için yapılmış ancak zamanla sorunlar ortaya çıkmıştır. Sorunlardan bazıları şöyle sıralanabilir;

  • Yap-İşlet-Devret vb uygulamalarda, müteşebbislerle yapılan Sözleşmelerde kamu aleyhine hatalar yapıldığı zamanla ortaya çıkmış, yanlış düzenlenmiş sözleşmeler nedeniyle müfettişlerin eleştirilerine sebep olan ve fakat düzeltilmesi de büyük hukuki sorunlar ortaya çıkaran büyük kamu zararları oluşmuştur. Bu yanlışlardan birisi suyun beklenenden az olduğu zamanlarda üretilemeyen enerjinin parasının da üretilmiş gibi özel teşebbüse ödenmesi konusudur.

  • İkili Anlaşmalar Yöntemleri kısmen başarıyla uygulanmış ve bazı büyük projeler bu yöntemlerle gerçekleştirilmiştir. Bu yöntemlerde dış kredi kullanılmakta ve böylece TC Hükümeti Bütçeden para ayırmak zorunda kalmamakta, iş, tanınmış iç ve dış müteahhitlerin ortaklığıyla kurulmuş konsorsiyumlar tarafından gerçekleştirilmekte, Sözleşme Şartları DSİ Barajlar dairesi ile yapılan pazarlıklarla belirlenmektedir. Bu yönteme de zamanla itirazlar olmuştur. İhale yapılmadığı onun için de tam rekabetçi bir keşif belirlenemediği iddia edilmiş, müteahhitler arasında adaletli davranılmadığı vb eleştiriler olmuştur. Bu yöntemlerde dahi sağlanan dış krediler için TC Hazinesinin garantisi istenmekteydi. Bu projelerin başlatıldığı ilk yıllarda bu projelere ayrılan ödenekler Bütçe dışında tutulmuş olmasına rağmen, daha sonra , özellikle Kemal Derviş döneminden başlayarak bu projelerin kredili ödenekleri de TC Hükümeti Bütçesi içine alınmıştır. Hazine, Bütçe mantığı yönünden bunun gerekli olduğunu savunmuş, ancak bu uygulama Bütçeye ilave yük getirdiği ve bütçe limitleri aşıldığı için yeni projelerin yatırım programına girmesi imkansız hale gelmiştir. Hakkında imzalanmış Hükümetler arası mutabakatlar, protokoller olan projelerin dahi programa girmesi mümkün olmamıştır.

Yeni Uygulamada Problemler (Su Kullanma Hakkı ve Üretim Lisansı)

Sonunda TC Hükümeti bu projelerin finansal sorunlarının tamamen Müteşebbisler tarafından karşılanması, TC Hükümetine bu konuda hiç bir yük getirilmemesi, tüm enerji projelerinin tamamen özel teşebbüs eliyle geliştirmesi böylece enerji piyasasında liberalleşmenin de sağlanacağı ve projelerin daha çabuk ve daha dinamik bir şekilde geliştirileceği kanaatine ve kararına vardı. Devlet eliyle enerji üretim tesisi yapılması yasaklandı, enerji üretiminin EPDK dan üretim lisansı alacak Özel teşebbüs Şirketleri tarafından yapılması ve Şirketlerin HES tesisi kurmak için DSİ den Su Kullanma Hakkı alması ve peşinden EPDK dan Üretim Lisansı alması gerektiği karar bağlandı. Bu karar devrimsel nitelikte bir karardır. Bu kararla, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Türkiye’de Hidroelektrik Enerji Üretiminin önünü en güzel şekilde açmıştır, Önceleri sadece küçük HES lerin bu yöntemle yapılabileceğini, büyük projeler için Devlet desteğinin, Hazine desteğinin şart olduğunu iddia eden özel teşebbüs sonunda fikir değiştirmiş ve tüm HES Projeleri rekabetçi bir şekilde özel teşebbüs tarafından kapışılmış paylaşılmıştır. Böylece Devletin kısıtlı imkanlarıyla çok uzun zamanda gerçekleştirebileceği çok sayıda projenin, hatta Türkiye’nin tüm Su Enerjisi Potansiyelinin, Özel teşebbüsün dinamik elerinde çok kısa zamanda geliştirilerek hizmete alınması imkan ve ihtimali ortaya çıkmıştır.

Bu yöntemle bu güne kadar, toplam 24 bin MW kurulu güçte HES Projesinin Özel Teşebbüse sunulduğunu, bunun 22 500 MW için başvuru yapıldığı ve 16 750 MW ı için Üretim Lisansı verildiğini biliyoruz. Özel teşebbüs bunun yaklaşık 2 600 MW ını 145 proje geliştirip işletmeye almış bulunuyor. Kalan yaklaşık 14 150 MW Kurulu Güçte 553 Proje Özel teşebbüs tarafından geliştiriliyor.

Ancak, bu gün bu yöntemle gerçekleştirilmeye çalışılan Hidroelektrik Enerji Projeleri nin önünde de çeşitli engeller vardır;

Mali Problemler

Tüm finansal risk Firmaların üzerindedir, firmalar yabancı kredi kullanmaktadır, kredilerin elde edilmesi muhakkak ki kolay değildir ve bu kredilerin maliyetleri vardır, ayrıca, aşağıda sayılacak çeşitli riskler yüzünden projenin aksaması, akamete uğraması ya da gecikmesi firmaların kreditörler karşısında çok zor durumlara düşmesine ve kredi maliyetlerinin de çok daha artmasına sebep olabilmektedir.

Teknik Problemler,

Özensiz, acele hazırlanmış, genelde hatalı, fizibilitelere ve tasarımlara sahip projeleri üstlenen firmalar bu hataları düzeltmek zorunda kalmakta ve bu düzeltmelerden sonra beklenmeyen olumsuzluklar, maliyet artışları vs ortaya çıkabilmektedir. Örneğin bir regülatör veya santral yeri için verilen koordinatları uyguladığınızda kotlar tutmamakta, kotları uygularsanız koordinatlar tutmamaktadır. Durum müteşebbisin aleyhine ise kimsenin tazmini falan söz konusu değildir. Ancak müteşebbis lehine bir kot kazanma söz konusu olunca da sağ olsun DSİ elde edilecek ilave enerjinin parasını geri istemektedir. Diğer hidrolojik, jeolojik, çevresel vb verilerde ortaya çıkabilecek olumsuzlukların tümünün riski müteşebbisin üzerindedir. Örneğin, tünelde jeolojik şartlar beklenenden daha olumsuz çıkarsa alınacak ilave tedbirler maliyeti artıracaktır. Daha önce yapılan Su Hakkı anlaşmalarında vs dereye bırakılacak bir sudan bahsedilmediği halde sonradan belli bir miktar suyun ekolojik dengenin korunması amacıyla enerjisi alınmadan bırakılması gerekmekte bu da üretilecek enerjiyi dolayısıyla proje gelirini azaltmakladır. Hele de daha sonra çeşitli sebeplerle, örneğin Vali faktörü vb, dereye bırakılacak su miktarı % 30 lara çıkarsa projenin rantabilitesi bile ortadan kalkabilir. Gerçek bilimsel çalışmalarla bulunan can suyu miktarının dereye bırakılmasına kimsenin itirazı olamaz ancak sorun bunun başlangıçta yani proje alınırken bilinmemesi sonradan ortaya çıkmasıdır.

Sosyal Problemler,

Projelerin yapıldığı yörelerde halk özel teşebbüse Devlet kuruluşlarına karşı olan tutumundan çok farklı olarak, olumsuz, güvensiz, ve çok talepkar davranmaktadır. TCK nın, DSİ nin vb Kamu Kuruluşlarının müteahhitleri dağları devirirken, şehirleri yıkarken hiç ses çıkarmayan , saygılı ve yardımcı tavır takınan halkımız özel teşebbüs bir projede çalışırken tamamen farklı bir tutum içine girebilmektedir. Özel teşebbüsü kamuya ait kaynakları para kazanmak için kullanan, tüketen menfaatçi zenginler olarak görmektedir. Madem buraya geldi avucumuza düştü çıkar sağlayalım peşinde koşulmaktadır. Müteşebbisler kamu yararına yatırımlara destek vermek yöre halkının umumi faydasına işler yapmak katkılar vermek için hazırdır, ancak taleplerin nicelikleri ve nitelikleri çok değişebilmektedir.

 

Bürokratik Problemler

Bürokratik engeller genelde üç önemli sebebe dayanıyor;

    • Enerji arenasına birdenbire giren çok sayıda HES Projesi olması
    • Projeleri üstlenen özel sektörün projeleri çok kısa zamanda geliştirmek istemesi
    • Kamu kurumlarının bu uygulamaya karşı hazırlıksız yakalanması.

Bu konuyu biraz açalım. Örneğin bu projeler için neden DSİ Havza Planlamaları yapmamıştır deniliyor. DSİ 60 yıla yakın zamandır Türkiye’nin Su Kaynakları potansiyeli, Hidroelektrik Enerji potansiyelinin tespiti ve geliştirilmesi için çok ciddi çalışmalar yapmıştır. Mastır Plan çalışması dediğimiz havza bazında fizibilite ön incelemeleri yapılmış, daha sonra proje bazında ön fizibiliteler ve fizibiliteler yapılmıştır. Ancak maalesef bu çalışmalar küçük projeleri, küçük nehir santrallerini kapsamamıştır. Çünkü;

    • Büyük Projeler öncelikli olmuş, onlar tamamlanmadan küçük projelere geçilmesinin anlamsız olacağı düşünülmüş,
    • Bağlantı imkansızlıkları yüzünden küçük projelerin yapılmasının rantabl olmayacağı düşünülmüş,
    • Yeni uygulama başlayınca da bekleyin biz bu projeleri havza bazında inceleyelim de sonra size açarız demek pratik olmamıştır.

DSİ de bu yeni uygulamaya göre bir organizasyon yapısı yoktur. Ancak bu projelerin sorunları bu gün DSİ nin en önemli, en sorunlu, en çok zamanını alan konuları olmuştur. Aksi gibi bu projeleri yüklenen özel teşebbüsün eleman ihtiyacını DSİ mühendislerinden karşılamak istemesi DSİ de tecrübeli eleman kaybına da sebep olmaktadır.

EPDK oldukça yeni bir Kamu Kurumudur, birdenbire bastıran bu projelerin bürokrasisi ile başa edebilmek için yeterli nicelik ve nitelikte kadrolara sahip olamamaktadır.

TEİAŞ ise birdenbire olağanüstü bir iş yüküyle karşı karşıya kalmış, çok kısa zamanda çok sayıda yeni Trafo Merkezleri ve Bağlantı Hatları inşa etmek durumuyla karşı karşıya kalmıştır. TEİAŞ’ ın bunu yapabilecek ne Bütçesi ne elemanı yeterli değildir. TEİAŞ dinamik olarak sorunlara çözümler üretmeye çalışırken bu defa da mevzuat ve Denetçi engeliyle karşılaşmaktadır. Benim Bütçeye almam zaman alır siz yapın ben size parasını geri ödeyeyim demekte ancak geri ödemeyi hangi birim fiyatlarla hangi şartlarla ödeyeceği büyük sorun olmakta, denetçiler insafsızca bürokratları suçlamaktadır. TEİAŞ’ ın birim fiyat cetvelleri vardır bu fiyatlarla ödeme yapılması son derece doğaldır. Olmazsa bu fiyatlar üzerinden belli bir indirim yapılarak da ödeme yapılabilir. Ancak böyle yapınca ihalesiz iş verdiniz ve rekabetsiz fiyat belirlediniz suçlaması ortaya çıkmaktadır. Sonunda TEİAŞ ın bulduğu yöntem çok trajikomiktir. TEİAŞ bir sene önceki tüm ihalelerde teklif edilen tüm birim fiyatları incelemekte ve en düşüklerini alarak bir keşif hazırlamakta ve ona göre geri ödeme yapmaktadır. Bunun doğurduğu sonuç; keşif cetvelinden onlarca kalemde sıfır birim fiyat bedeli yer almasıdır. Yani TEİAŞ geri ödemede onlarca kalem işe ya da malzemeye sıfır bedel ödemektedir.

Çevre Bakanlığı üst Bürokratları HES lerin geliştirilmesi konusunu Yenilenebilir Enerjinin desteklenmesi konusu olarak alıp benimsemeli ve tam destek vermeli, HES lerin problemlerine karşı kayıtsız ve tarafsız kalmamalıdır. HES lere karşı açılan davalarda Mahkemelerin doğru bilgilendirilmesi ve kazanılması için inançla özveriyle gayret etmelidir.

Çevre Adına İtirazlar ve Engellemeler

Bu gün Türkiye’mizde HES Yatırımları her geçen gün artan yeni boyutlar kazanan anlamsız bir tepkiye muhatap olmaktadır. Örneğin bir Kasabadan üç beş kişi araya gelip bir dernek kurmakta ve adına Çevre derneği deyip , ÇED Raporlarını veya ÇED Gerekli Değil Belgelerini iptal ettirmek ve HES Projelerini durdurmak için mahkemelere başvurabilmektedir. Devletin tecrübeli Çevre Birimlerinin inceleyip onayladığı ÇED Belgeleri bir solukta yok sayılabilmekte, Müteşebbisin Devletten aldığı resmi belgeler, raporlar, lisanslar, ruhsatlar vs iptal edilip kazanılmış haklar geri alınabilmektedir. Ülkemizde yatırım yapmak için gelen yabancı yatırımcılar böyle sürprizlerle karşılaştıklarında şok olmakta ve inanamamaktadırlar.

Yenilenebilir Enerji türleri bütün dünyada çevrecilerin, çevre dostlarının tam destek verdiği enerji türleridir. HES ler olmasa yerine, ya doğal gaz santralleri veya kömür santralleri olacaktı. Bu santraller atmosfere karbondioksit gazı salan santraller, global hava kirliliğine sebep olan santrallerdir.

Çevre Adına İtirazlar Genelde Şu başlıklar Altındadır,

Projeleri inşa etme işini yüklenmiş yüklenicilerin yanlış ve hoyrat çalışmaları;

Bu konuda yapılan itirazlar aslında haklıdır. Müteahhitlerin kurallar uygun bir şekilde iş yapmaları ve çalışma sırasında asla çevreye zarar vermemelidirler. Bu çalışmalar da Devletin Kurumlarınca yakından izlenmeli ve yanlış uygulamalara derhal müdahale edilip gerekli ikaz ve hatta cezalandırmalar yapılmalı, gerekirse iş geçici olarak durdurulmalıdır. Ancak çok açıkça bilinmesi gereken husus hatalı çalışan yüklenicinin çalışma tarzına karşı olmak HES Projelerine karşı olmak sonucunu doğurmamalıdır, çünkü bu müteahhit HES müteahhidi de olabilir Yol Müteahhidi de olabilir bina vs müteahhidi de olabilir. Bu konu HES konusu değil yanlış çalışan müteahhit konusudur.

Projenin Sürdürülebilir bir Proje olması konusu.

Projenin çevreye olabilecek her türlü etkisinin incelenmesi gerekli tedbirlerin alınması ve gerekli tedbirlerin ilerde de alınacağına dair taahhütlerin verilmesi tabii ki gereklidir. Zaten ÇED Raporları da bunu sağlamak içindir. ÇED raporları gereğince hassas hazırlanmalı bu raporların kalitesi gerekli Devlet Kuruluşu tarafından hassasiyetle incelenmeli ve onaylanmalı ve ÇED Raporlarından taahhüt edilen tüm tedbirler mutlaka alınmalıdır.

Dereye Bırakılacak Can Suyu Konusu

Aslında Nehir santrali tipindeki HES Projelerinin en somut çevresel etkisi, suyun dere boyunca belli bir zaman kanala alınması nedeniyle derede suyun belli bir süre azalmasıdır. Derenin suyunun tamamı önemli bir zaman periyodunda alınırsa bunun Deredeki ekolojik dengeyi olumsuz etkileyeceği, flora ve faunanın yaşamını olumsuz etkileyeceği muhakkaktır. Onun için Dereye belli bir miktarın üstünde bir miktar suyun her zaman bırakılması gerekmektedir. Bu miktar uzmanlar tarafından doğru bir şekilde belirlenmeli ve mutlaka uygulanmalıdır. Ancak konuda hiç bir uzmanlığı olmayan kişiler ahkam kesmemeli, örneğin bir il yöneticisi benim ilimde bu miktar yüzde şu kadar olacak gibi emir ve talimatlar vermemelidir. Bu yanlış talimatlar ülkemizin yerli ve yenilenebilir enerji üretiminde kayba sebep olacaktır.

Ancak gerekli ÇED Raporları mevzuata uygun olarak alınmış, Projenin Sürdürülebilir bir Proje olduğu kanıtlanmış, raporlanmış, ÇED Raporlarının gereklerinin yapılıp yapılmadığı Çevre Müdürlükleri tarafından yakından takip edilen HES Projelerinin Çevre Düşmanı olarak görülmesi gösterilmesi , mahkemeler başvurularak projelerin durdurulması kabul edilemezdir.

HES Projelerinin çevreye yapabileceği etkiler kolayca giderilebilecek, tedbirleri kolayca alınabilecek etkilerdir. Bunlar yapılıp yakın denetimle yürütüldükten sonra HES Projelerinin Çevre düşmanı olmadığı açıkça görülecektir. Çünkü çoğu inşaat sırasında olan sorunlar halledilerek işletmeye alınan HES Projeleri ömürler boyu tertemiz yenilenebilir enerji üretecek ve bizi ve ülkemizi global hava kirlenmesine ve döviz kaybına karşı koruyacaktır. Her kesin, her kesimin bu konuda hassas olması milli bir görevdir.

Sonuç olarak şunu diyebiliriz ki, Yeni yöntemle Özel Müteşebbisler tarafından geliştirilmekte olan HES Projelerinin önünde çok önemli riskler, belirsizlikler, sorunlar ve problemler bulunmakta ve bütün bunlar Projelerin maliyetlerini ve üretilen birim enerjinin birim maliyetini artırmaktadır. Bu durum Yenilenebilir Enerji kanununun verdiği fiyat garantisini de yetersiz hale getirmektedir. Bu durum sürerse müteşebbislerin yenilenebilir enerjiden vaz geçmesi durumu ortaya çıkabilir. Bunun olmaması için başta Devlet ve onun bürokratları ve halkımız olmak üzere herkesin her kesimin problemlerin ortaya çıkmaması ve çıkanların çözülmesi için katkı vermesi gerekmektedir.

 

Sulamanın Hukuki, Teknik, Ekonomik ve Politik Boyutu

153 HES tamamlandı 230’u İnşa halinde!

14 Eylül 2011 tarihinde Ankara Sheraton Otel’inde başlayan EİF 2011 Uluslararası Elektrik Zirvesi’nde konuşan Köktaş bugüne kadar çoğunluğu son iki yılda olmak üzere yaklaşık olarak yıllık 15 milyar kilovatsaat üretim miktarı, 8 milyar lira yatırım tutarı olan 3830 megavat kurulu güçte 153 projenin işletmeye girdiğini belirtti. Köktaş, lisans verilen şirketlerden yaklaşık 230 adet ve 7 bin megavatlık hidroelektrik santralin fiilen inşa halinde olduğunu ve büyük bir kısmının bitme aşamasında olduğunu kaydetti. Köktaş, bu rakamın da yaklaşık 3 Atatürk Barajı büyüklüğüne eş değerde olduğunu söyledi. Ancak Kurumun görev ve sorumlulukları dışındaki çeşitli konulardan dolayı, yürütmesi yargı kararı ile durdurulmuş önemli bir portföyünün olduğunun da doğru olduğuna işaret eden Köktaş, iyi hesaplanmamış kimi projelerin sahaya inildiğinde karşılaşılan gerçekler nedeniyle yapılamaz duruma geldiğini ya da sürekli tadil edilmesi gerektiğini de belirtti. Köktaş, Kurumun algılanan risklerin sınırlandırılması ve ufuktaki risklerin azaltılması için tüm piyasa katılımcıları ile çalışmaya hep açık olduğunu sözlerine ekledi.

 Kaynak: Dünya / Enerji / 15.09.2011

Akdeniz’de doğalgaz rezervinin parasal değeri 7 trilyon dolar!

Türkiye bölge için yeterli çalışma yapmadı

Doğu Akdeniz’deki Türkiye- Güney Rum Kesimi- İsrail üçgeninde yaşanan enerji merkezli gerginliğine ilişkin önemli ayrıntılar ortaya çıktı. Rum kesiminin bir süre önce Doğu Akdeniz’de doğalgaz arama çalışmalarına başlama kararı alması üzerine tüm kozmik bilgiler masa üstüne kondu. Dışişleri Bakanlığı koordinasyonunda yapılan toplantılarda Rumların arama yapacağı sahadaki doğalgaz rezervinin 15 trilyon metreküpü aştığı tahmin ediliyor. Bu oran mali boyutu ile 7 trilyon doları aşıyor. Rum Kesimi tarafından dün yapılan açıklamada doğalgaz aramaya çalışmalarına başlandığı belirtildi. Rumların bu kararından sonra Türkiye’nin de sondaj misillemesinde bulunmasına kesin gözüyle bakılıyor. Konu ayrıca Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) Ekim ayı olağan toplantısında da ayrıntılı bir şekilde ele alınacak.

Doğu Akdeniz’deki enerji rezervinin durumu savaş riskine değer mi?”

SABAH’ın ulaştığı bilgilere göre bölgedeki enerji merkezlerinin güvenliği için 2006 yılında Akdeniz Kalkanı projesini uygulamaya koyan Türkiye’nin Doğu Akdeniz enerji potansiyeline ilişkin yeterli çalışma yapmadığı devletin zirvesinde bir özeleştiri olarak yer aldı. İşin son dönemlerdeki ciddiyeti üzerine ilk değerlendirme Genelkurmay Başkanlığı’nda yapıldı. Genelkurmay 2010 yılında akademisyen, uluslar arası deniz hukuku alanındaki önemli isimleri Karargâh’a davet etti ve “Doğu Akdeniz’deki enerji rezervinin durumu savaş riskine değer mi?” sorusunu yöneltti. Verilen yanıt ise “evet” oldu. Bu yanıttan sonra Genelkurmay bölgeye ilişkin ayrıntılı raporlar hazırlamaya başladı. Yaşanan son kriz ile birlikte tüm deniz ve hava unsurları “acil durum” haline göre program yapıyor.

ABD: Türkiye Müdahaleyi düşünüyor mu ?

Doğu Akdeniz’de yaşanan bu kriz nedeniyle ABD’nin geçen hafta içinde Türkiye’ye kritik bir soru yönelttiği ortaya çıktı. ABD’nin Dışişleri Bakanlığı Deniz Daire Başkanlığı birimine “Türkiye müdahaleyi düşünüyor mu?” sorusunu yönelttiği belirtildi. Kendilerine verilen “düşünmüyor?” yanıtını yeterli görmeyen ABD’nin bu soruyu devletin başta birimlerine de yönelttiği belirtildi.

Doğalgaz Rezervi : 7 Triliyon Dolar

Belgenin en önemli bölümünü ise Doğu Akdeniz’deki enerji kapasitesine ilişkin verilen ayrıntılar oluşturuluyor. Belgeye göre İsrail’in Leviathan ve Tamar sahalarında ispatlanmış doğalgaz miktarı yaklaşık 700 milyar metreküp ve bunun 1.8 trilyon metreküpe kadar çıkabileceği belirtiliyor. Sadece Leviathan sahasındaki ispatlanmış 453 milyar metreküplük doğalgaz miktarı, 25 Avrupa ülkesine 6 yıl yetecek büyüklükte ve bu oran sadece İsrail’in MEB’i içinde kalan doğalgaz için geçerli. Kıbrıs-İsrail-Mısır-Girit arasındaki deniz bölgesinde ise toplam 15 trilyon metreküplük bir doğalgaz rezervi bulunuyor. Bunun mali boyutu ise 7 trilyon dolar olarak hesaplanıyor.

Türkiye Dar Alana Hapsedildi

Bilgi notunda Türkiye’nin bilinçli olarak bölgede sıkıştırıldığına dikkat çekiliyor ve şu ifadeler yer alıyor: “Yunanistan ve Rum Kesimi tarafından Türkiye’nin MEB’i olarak takdir edilen alanın, sadece 41.000 km2 olduğu; 145.000 km2′den düşülen 71.000 ve 33.000 km2′lik alanların ise Yunanistan ve GKRY arasında kardeşçe paylaştırıldığı; Doğu Akdeniz’deki 145.000 km2′lik bu kıta sahanlığı parçasına sahip olup olamamanın, Türkiye’nin denizlerinin (ve bu denizlerdeki canlı cansız tüm zenginliklerin) üçte birine sahip olup olamamak anlamına geliyor.”

Durum Çok Ciddi !

Belgede Rum kesimin başlatacağı doğalgaz arama faaliyeti konusunda şu net cümleler yer alıyor: “İlan edildiği gibi, eylül sonu/ekim başında sözde Rum kesimi MEB’i içindeki 12 numaralı parselde sondaj çalışmasının engellenememesi halinde, çok kısa bir süre sonra, 2011′in son aylarında, Rum kesiminin diğer ruhsat sahalarında araştırma yapma hakkı elde etmeye yönelik uluslararası bir yarışın yaşanması mukadder olacak. Dolayısıyla durum ciddi, hatta çok ciddi. Yaşanan süreç itibariyle Türkiye’nin kararlılığının test edileceği bir kırılma noktasına doğru son süratle ilerliyoruz.”

Kaynak: Sabah, 20/09/2011.

EPDK’ya doğalgaz müracaatı HES’lerin 6 katı!

EPDK’ya Lisans Müracaatı Yapılan Doğalgaz Santrallarının Kurulu Gücü Hidroliklerin 6 katı 20 Haziran 2011 itibariyle EPDK ‘ya 19 000 MW Doğalgaz Santrali 3000 MW da Hidroelektrik Santrali lisans müracaatı var.Rüzgar için bu müracaat 579 MW .Bu arada 6156 MW’lık taşkömürü santralı müracaatı dikkat çekiyor.EPDK hidrolikte 3048 MW doğalgaz’da ise 4727 MW uygun bulmuş.

Kaynak: MMO, 2011.