Archive for Ağustos 29, 2011

Akdeniz Neresi?

Masmavi gökyüzü, mavi yeşil deniz, altın sarısı güneş, kokular ve renkler, kıyılar, limanlar, kumsallar, denizciler, adalar, akıntılar, kayalıklar, koylar, mağaralar, fenerler, manastırlar, balıkçılar, martılar, küfürler, ölçüsüzlükler, tanrılar, kutsal kitaplar, efsane deniz seferleri, palmiyeler, zeytin ağaçları, turunçgiller, şatafat ve sefalet, zeytinyağı, şarap, batan gemiler ve öyküleri, süngerler, liman kentlerinde sarhoş denizciler ve yosmalar, tekne sintinesi, tersane katranı kokusu, rıhtımlarda çürüyen balıklar, kanlı deniz savaşları, rüzgar gülleri, yaşam ve düş, yaşlı bedenlerdeki genç ruhlar…

Avrupa ,Mağrip ve Doğu Akdeniz

Musevilik,Hristiyanlık ve İslam

Tevrat,İncil,Kuran

Atina ve Roma

Kudüs,İskenderiye ve İstanbul

Venedik ve Cenova

Yunan diyalektiği,Roma Cumhuriyeti

Arapların bilimi

Provence ve Katalonya Şiiri

Endülüs’te raks

İtalya’da Rönesans

Ünlü Akdeniz uzmanı Braudel, büyük bir ustalıkla ve belki de başka bir araştırmaya gerek bırakmayacak şekilde tarihi ve kültürel açıdan araştırmış olsa bile,…..

Tarihçi Henri Pirene (1862-1935) Akdeniz Dünyası Birliği’ nin oluşumunda etkisi olan koşulları araştırıp çok detaylı analizlerle ortaya koymuş olsa bile,

Ernle Bradford,Akdeniz’in tarihini kucaklayan bütünsel bir portreyi titiz bir çalışma ve sıcak bir uslupla “Akdeniz” Kitabına sığdırmış olsa bile,

Pryor, bölgenin coğrafyası ile teknoloji ve savaş ilişkisini kapsamlı bir tarihsel inceleme çalışmasında ele almış olsa bile,

Doğrusu bu deniz havzasının etrafında yükselen uluslar, sanatlar ve kültürlerin her boyutuyla ilgili çok değerli yüzlerce kitap yazılmış olsa bile,….

Yine de Akdeniz hakkında yazmak için sayılamayacak kadar çok neden vardır.

Çünkü Akdeniz, içinden binlerce yeni Akdeniz’i çıkaran başlı başına bir dünyadır. Mitos bölünen bir canlı organizmadır. Tekdüzeliği reddeden bir birliktir. Çünkü Akdeniz Dünyası, hem birliğin hem de çoğulluğun, çoksesliliğin aynı anda var olmasına izin veren karmaşık bir sistemdir.

Akdeniz tarihi gelişmenin ve karşı duruşun,Doğu’ya karşı Batı’nın, Kuzey kıyısına karşı Güney kıyısının, Avrupa’ya karşı Afrika’nın inanca karşı batıl inancın, Hıristiyanlığa karşı İslam’ın,Katolikliğe karşı Ortodoksluğun, büyük kentlere karşı küçük kolonilerin adalet-bilim ve sanata karşı karanlığın tarihi olmuştur. Bu kadar yoğun karşıtlığın yarattığı dinamik Akdeniz’i başlı başına bir dünya kılmıştır. Bu hareketli dünya belki de bu nedenle geçmişte dünyanın merkezi olarak görülmüştür.

Aslında Akdeniz, karalarla çevrili bir deniz olmaktan çok denizle sarılmış özgün bir kara olarak yaşar. Bu sınırları çizilemeyen kara parçasında halklar ve ırklar dünyanın bir başka bölgesinde görülmemiş bir şekilde ve sürekli olarak birbirlerine karışmış, yaşamış ve çatışmıştır. Akdeniz’de tarih hareketsiz bir dönemi yazarken çok zorlanır. Akdeniz’in olağanüstü dönemleri, hareketin azaldığı çok kısa periyotlardır. Akdeniz’de hareket ve çatışmalar sadece yeni ve daha büyük bir çatışmaya hazırlık yapmak için durur.

Bu denli hareketin ,çatışmanın ve ilişkinin olduğu Akdeniz’in kültürleri yanlızca ulusal kültürler değildir. Bu kültürel oluşum ve birikim bugün de ülkelerin diğer bölgelerindeki kültürden farklı olarak Akdeniz kıyılarında kendi özgün karakterini ortaya koyan bir yaşam biçimi de yaratmıştır.

Akdeniz’in herhangibir limanından rasgele seçtiğiniz bir gemiyle çıktığınız bir Akdeniz seferinden dönüşte çevrenize farklı gözlerle bakacağınızdan ve hatta değerlendirmelerinizin bile farklılaşacağından emin olabilirsiniz.Ancak bu yolculuğu Antik Çağda yapabilmek için Akdeniz’in doğusundaki limanlardan birinde beklemeniz gerekecekti.

Aslında Akdeniz’i anlamak için çıkılacak tarih öncesi bir deniz yolculuğu mutlaka Doğu Akdeniz’den başlar. Bu yolculuk için Fenike limanlarından birinde beklenmelidir. Çünkü bu yolculuklara en erken başlayan meraklı ve cesur Akdenizliler Fenikeliler olmuştur. Heredot’un Doğu Akdeniz’e yaptığı uzun deniz yolculuğu sırasında gördüğü ve üzerinde “bütün denizler ve ırmaklar” yazan bakır levhalar Fenikelilerin bu yolculuklar için yaptıkları hazırlıkların kanıtıdır.

Akdeniz’e ilk açılan Fenikeliler için Akdeniz “ Büyük Deniz”di. Milet’li Hekateos da aynı adı kullanırdı. Bu büyük Deniz’in tarihi Doğu Akdeniz’den deniz yolu ile yola çıkıyordu. Akdeniz’de güneş önce doğuyu aydınlatıyor,ancak karanlığın ilk bastığı yer de yine burası oluyordu…

Akdeniz tarihinde deniz yolculuğu öyküleri önemli bir yer tutar.Bu öykülerin kutsal kitabı geçen yüzyılın sonunda Nils Adolf Erik Nordaskiöld’ün “Periplus” adlı yapıtıdır. Bugün çıkılacak bir Akdeniz yolculuğunda bu eseri yanlarına alanlar tarihsel bir Akdeniz turu atma olanağını yakalarlar.

Akdeniz’i araştıranlar Akdeniz’in medeniyetler ,dinler,kültürler gibi yaşamın her alanındaki doğurganlığının tarih boyunca sürdüğüne tanık olurlar.Bu doğurganlığın başlangıcı yine Doğu Akdeniz’de olmuştur.

Bence bu doğurganlığından dolayı Akdeniz kendisi için daha yazılmamış ve yaşanmamış olanların özlemi içindedir ve bu bekleyişi hep yaşamaktadır.

Dursun YILDIZ

Doğu Akdeniz Neden Önemli?

Dünya haritasını önünüze açıp haritanın ortasında yer alan bölgeye baktığınızda Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’yu birlikte görürüz. Dünyanın anakarasının merkezi olarak ortaya çıkan bu bölge aynı zamanda jeopolitik olarak da dünyanın ortasıdır. Bazı eserlerde de Mediterranean’ın dünyanın merkezi anlamına geldiği de ileri sürülür. Akdeniz halen dünya deniz ticaretinin yaklaşık altıda birini barındıran çok önemli bir deniz ulaşım bölgesi ve kesişme noktasıdır.

Aslında dünyanın ortası tanımına uygun olarak tarihi boyunca bir kavşak noktası olan ve öne çıkan Akdeniz’de, tarih boyunca hiç kesintiye uğramadan süren mücadele ve hegemonya savaşlarının sadece aktörleri değişmektedir. Yüzyıllar boyunca Dünya ve Avrupa ticaretini besleyen denizler, aynı zamanda büyük deniz ve kara savaşlarını da beslemiştir. 20.Yüzyılın başlarında petrolün yaşantımıza girmesi ile Doğu Akdeniz’i önemli kılan konular arasına bu kez petrol yollarının ulaşım kavşağı oluşu girmiştir. 21.Yüzyılın başında ise bölgenin önemini arttıran faktörler arasına doğal gaz dahil olmuştur. Hattın güzergahı konusundaki büyük tartışmalardan sonra Azeri petrolü de dünyanın en büyük denizcilik koridorunun doğusuna yani Doğu Akdeniz’e boşalmaya başlamıştır.

Aslında çok hareketli bir tarihe ve jeostratejik öneme sahip olan Akdeniz bu tarihi ve coğrafyayı tek başına taşıyamamıştır. Çeşitli strateji uzmanları bu denizi coğrafi mevki açısından üç bölgeye ayırmıştır.Cebelitarık- Malta adası arasına Batı Akdeniz,Malta Adası ile 27o. boylam arasında kalan bölgeye Orta Akdeniz,bu boylamın doğusunda kalan bölgeye de Doğu Akdeniz denmiştir.Bu durumda Doğu Akdeniz bölgesinde Türkiye,Suriye İsrail,Lübnan,Filistin Gazze Şeridi,Filistin Batı Yakası,Mısır,Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti,Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Ürdün yer almaktadır.

Bu deniz koridorunda bir günde her an seyir halinde olan yük ve ticaret gemilerinin sayısı 3000-4000 civarındadır. Son 20 yıldır boğazlardan bir yıl içinde sadece Rusya’ya ait 35 000-40 000 civarında ticaret gemisi Akdeniz’e geçiş yapmıştır.

Gerek 21 yüzyılın en az yarısı boyunca hakim enerji kaynağı olarak etkili olmaya devam edecek olan doğal gaz ve petrol kaynaklarının ulaşım kavşağı oluşu , gerekse kıt su kaynakları ile yakın gelecekte gündemdeki yeri daha ön plana çıkacak olan bölgenin adı; Doğu Akdeniz’dir. Çağdaş yaşamın hayati öneme sahip kaynağının, petrolün dünyaya dağıldığı bu bölgede su kaynakları açısından ise artan bir sıkıntı yaşanmaktadır.

Artan talep nedeniyle küresel güç merkezlerinin petrol tüketiminde ve dolayısıyla bu yaşamsal kaynakta dışa bağımlılığında beklenen kaçınılmaz artış bölgenin denetimini de kaçınılmaz kılmaktadır.Dünyanın stratejik değere sahip en önemli bölgelerinden birisi olan Akdeniz’in doğusunda yakın bir gelecekte suların daha da ısınması olasılığı yüksektir.

Bu ısınmanın tek nedeni küresel iklim değişiminin bu bölgeye yansıması olmayıp küresel güçler arasındaki hegemonya savaşları olacaktır.

Dünyanın tüm büyük savaşları yüzyılların diplomasisine sahip olan Doğu Akdeniz ile doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılıdır. Ancak artık Doğu Akdeniz tek bir gücün mutlak hegemonyasına girmeyecek kadar önemli bir bölge durumuna gelmiştir.Çünkü bu durum birçok devletin ekonomik özgürlüğü için tehdit oluşması anlamına gelir ki bu tehdit ya da engeller çoğu kez sıcak çatışmayı davet eder.

Akdeniz’in doğusunun çok savaşlı tarihinde de bunun önemli bir etkisi olmuş ve Akdeniz’de tek bir gücün mutlak hegemonyası sürekli olarak kırılmaya çalışılmıştır.

Dünyada tespit edilmiş petrol rezervlerinin %68’ine doğalgaz kaynaklarının ise % 41’ine sahip Ortadoğu coğrafyasının sıcak denizi olan Doğu Akdeniz aynı zamanda Büyük Ortadoğu Projesi’nin de çekirdek bölgesi durumundadır.

Esas olarak Petrol ve Doğal gaz boru hatlarının kavşak noktasında olan Doğu Akdeniz’e hem kendi enerji güvenliğini sağlamak, hem de rakiplerinin bağımlı olduğu kaynakların denetimini elinde bulundurmak isteyen süper gücün ilgisi artarak devam edecektir.

Diğer bir deyişle “Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ülkeleri Projesi” içinde ana unsur olan “petrol alanlarının ve petrol taşıma yollarının kontrolü” amacı için denetim altında tutulması gereken öncelikli bölge Doğu Akdeniz’dir.Doğu Akdeniz hem Kuzey-Güney hem de Doğu-Batı istikametindeki stratejik intikal bölgesi olma özelliğini koruyacak, bu özelliği de bu bölgeyi küresel güçlerin sürekli ilgi alanında tutacaktır.

Kıbrıs Adası çevresinde tespit edilen zengin petrol ve doğalgaz yatakları bögeyi jeostratejik önem açısından bir adım daha öne çıkartmaktadır. Bu petrol ve doğalgaz rezervlerinin çıkartılması çalışmaları Doğu Akdeniz satrancında küresel güçlerin ilk hamlelerini ortaya çıkartacaktır.Bu hamlelere Türkiye’nin yaklaşımı bölgenin geleceği açısından çok önemli olacaktır.

Ortadoğu güvenlik dengesinin kurulmasında Doğu Akdeniz Güvenlik Mimarisi temel belirleyicidir. Bu bölgede Filistin Ortadoğu iç siyasi dengesi açısından, Kıbrıs adası ise Akdeniz koridor güvenliği açısından önemli alanlardır. Her iki ülkenin ortak karakteristik özelliği ise hızla artan bir su sorunu yaşıyor olmalarıdır.

Büyük Ortadoğu Projesi’ni tasarımının odak noktalarında Petrol,Doğalgaz ve Su bulunmakta ,bu projenin odağında da Doğu Akdeniz yer almaktadır.

Bu nedenle Doğu Akdeniz’de enerji ve suyun yönetimi, bölgenin ve global ölçekteki yeni imparatorluk düşlerinin belirleyici unsuru olacaktır.

Bu önemin farkında olan ABD, AB, İsrail, Rusya Federasyonu, Türkiye, Bölge ülkeleri hatta Çin 21.Yüzyılın en stratejik kavşağı olacak olan Doğu Akdeniz’de etkinlik kurmaya çalışmaktadır. Bu nüfuz mücadelesinin en şiddetlisi de AB ile ABD arasında yaşanmakta ve Doğu Akdeniz bugün adeta bir hegemonya savaşına sahne olmaktadır.

İnsanlığın bitmeyen jeopolitik güç ve egemenlik mücadelesinin hayati öneme sahip deniz yolları etrafında yoğunlaştığı tarihsel bir gerçektir.

Tarihin her döneminde büyük güçler tarafından rekabet alanı olarak algılanan ve ciddi çatışmalara sahne olan Doğu Akdeniz yakın gelecekte yine birçok açıdan dünyanın gündemine gelecek ve 21. yüzyılın en keskin hesaplaşmasının yaşanacağı bölge olacaktır.

Dursun Yıldız

Doğu Akdeniz Enerji İşbirliği’nde Türkiye Dışarda!

Rumların Türkiye karşıtı koalisyonu

İç ve dış gündem o kadar dolu ki Kıbrıs’a ayıracak zaman bulamıyoruz. Oysa o cenahta Ankara’nın başını ağrıtacak gelişmeler yaşanıyor. Bu kez sorun Rum kesiminin yakında Kıbrıs’ın Batı’sında doğalgaz aramaya başlayacak olması. Türkiye buna sert cevabını vermiş durumda.


Ankara, her şeyden önce, uluslararası hukuk gereğince, Akdeniz ülkeleri arasındaki ekonomik ilgi alanlarının saptanması gerektiğini belirtiyor. Ayrıca bölgedeki hidrokarbon rezervlerinde Kıbrıslı Türklerin de haklarının olduğunu, bunun göz ardı edilemeyeceğini vurguluyor. Rum kesiminin buna rağmen aramalara başlaması halinde “gereken yanıtı alacağını” belirtiyor.

Bu yanıtın ne olacağı ise kesin değil. Kimilerine göre Türkiye, Ege’de olduğu gibi, bu konuyu da “casus belli” yani “savaş nedeni” ilan edecek. Başkalarına göre eylül ortasında bölgede başlatacağı askeri manevralarla aramayı yürüten şirketi caydırmaya çalışacak. Bu arada, Türkiye’nin aslında hiçbir şey yapamayacağını savunanlar da var.

Rum kesimi ise hesaplarını Türkiye’nin sert, hatta askeri tepki göstereceği varsayımına oturtmuş durumda. Bunun için Ankara aleyhinde bir uluslararası koalisyon oluşturmaya çalışıyor. Diplomatik zemin de kazanmaya başladı.

Rumların güvendiği ülkeler ve örgütlerin başında, AB, ABD, Rusya ve İsrail geliyor. AB’nin henüz Türkiye’nin uyarılarına istenen ölçüde sert tepki göstermemiş olması kendilerinde belli bir hayal kırıklığı yaratmış durumda.

Ancak Rum yönetimi, söz konusu arama faaliyetlerini yürütecek olan “Noble” adlı şirketin bir Amerikan kuruluşu olmasına da güvenerek, ABD nezdinde yaptığı girişimlerden, kendisini belli ölçüde memnun eden tepkiler aldı.

Bu arada, Ankara’nın Noble şirketinin durdurulması için Washington nezdinde yaptığı girişim de büyük ölçüde sonuçsuz kaldı. ABD’nin temel pozisyonunu Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardione geçtiğimiz günlerde tek bir cümleyle ortaya koydu.

Enerji Bakanı Taner Yıldız’ı ziyaret eden Ricciardione, gazetecilerin konuyla ilgili sorusu üzerine, “Amerikalı şirketlere tavsiyelerde bulunacak değilim” dedi. Ancak Rumları esas memnun eden Moskova’nın tavrı oldu.

Rum basınına bakılırsa, çiçeği burnunda Rum Dışişleri Bakanı Erato Kozako Markulis, Rusya’nın verdiği destek üzerine adeta zevkten dört köşe olmuş. Zira Rusya Federasyonu, konuyla ilgili resmi açıklamasında, “Kıbrıs’ın uluslararası hukuk gereğince, kendi özel ekonomik alanına hidrokarbon arama hakkına sahip olduğunu” vurgulamış.

Rusya ayrıca Türkiye’ye, “bu mesele ile Kıbrıs sorununu birbirine karıştırmaması” çağrısında bulunmuş. Markulis, bunun üzerine yaptığı açıklamada, “minnet duyduklarını” belirterek, “Rusya’nın, Türkiye’nin tehditlerine karşı, uluslararası hukuk ve BM kararlarına dayanarak, kendileri için her zaman bir kalkan olduğunu” vurgulamış. Kıbrıs meselesini takip edenler de zaten bunun doğru olduğunu bilirler.

Markulis’in bu konuda medet umduğu diğer ülke ise -Türkiye ile şu anda limoni ilişkileri olan- buna karşın Yunanistan ve Rum kesimiyle işbirliğini hızla geliştiren, İsrail. Bu durumdan memnun görünen İsrail basınına bakılırsa, geçtiğimiz günlerde bu ülkeyi ziyaret eden Rum dışişleri bakanı istediği desteği de sağlamış.

Jerusalem Post gazetesine göre, Başbakan Netanyahu Markulis’e, “Tanrı tarafından kendi ekonomik ilgi alanlarında doğalgaz rezervleri ile kutsanmış olan iki ülke arasında enerji işbirliğini geliştirmek istediklerini” belirtmiş. Bu arada Amerikalı Noble şirketinin İsrail açıklarındaki aramayı da yapacağını burada belirtmekte yarar var.

Türkiye’nin bu konuda işini zorlaştıran diğer husus ise şu:

Ankara, Rum kesiminin uluslararası hukuk gereğince bu arama çalışmalarına başlayamayacağını söylüyor. Fakat Türkiye’nin kendisi, Ege’deki kıta sahanlığı sorunu yüzünden, “Uluslararası Deniz Hukuku Konvansiyonu”nu imzalamış değil. Rumlar da haliyle bunu kullanıyorlar.
Arap Baharı, İsrail-Filistin çatışması derken, Doğu Akdeniz bir de Kıbrıs sorunu yüzünden yakında ısınacağa benziyor.

Kaynak: Semih İdiz, Milliyet, 27-08-2011.

Japonya’da Güneşe ve diğer Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına Teşvik!

Dosya:Flag of Japan.svgJaponya’da güneş, rüzgar ve jeotermal enerji üretimini teşvik yasası Parlamentodan geçti.Ancak yasa gelecek yıldan itibaren yürürlüğe girecek.Bu enerji sistemlerine verilecek olan fiyat desteğinin detayları belirleniyor.Bu fiyatlar piyasa fiyatlarından daha yüksek olacak. Böylece Japonya yenilenebilir enerji kaynaklarından yapılacak olan üretimi ulusal fiyat tarifeleri ile destekleyecek.

Japonyada Nükleer Enerji konusunda yapılan son kamuoyu araştırmaları halkın % 74’ünün tedrici olarak Nükleer enerjiden uzaklaşılması görüşünde olduğunu ,% 11’i bunun hemen sona erdirilmesi gerektiğini ,%13’ü ise herhangibir değişikliğe gerek olmadığını belirtmiştir.

Japonya halen enerjisinin % 9’unu yenilenebilir enerji kaynaklarından %30’unu ise Nükleer’den elde ediyor.Ülkede 54 adet nükleer reaktör var ancak bunlardan sadece 15’i işletmede.

Küresel Rüzgar Enerjisi Konseyine göre Japonya’da ki Rüzgar Enerjisi Kurulu gücü 2010 yılının sonuna kadar 2300 MW ‘a ulaştı. Japonya Fotovoltaik Güneş enerjisi kurulu gücü ise 2010 yılının sonuna kadar 3600 MW’a ulaştı. Bunların büyük bir bölümü evlerdeki çatılara kuruluan güneş enerji üretim sistemlerinden oluşuyor.

Güneş Paneli Endüstrisi Hareketlendi

Japonya’da yenilenebilir enerji, kaynaklarına destek olunması yönünde hükümet tarafından alınan karar Güneş Paneli Endüstrisini de harekete geçirdi.Aslında bu karardan önce de Japon firmaları dünya pazarında en fazla PV Paneli üretimi yapan firmalar arasındaydı.Ancak bu üretim hızına erişmişken böyle bir destek bu firmaların üretimlerini daha da arttırmalarına olanak tanıyacak.

Japonyada Acil Enerji İhtiyacı

Uzmanlar Japonyada yasa yürülüğe girdikten sonra hızla uygulanacağını ileri sürüyor . Bu çerçevede konut kullanımı ve ticari piyasa için üretim yapacak sistemlerin 2012 yılı içinde tamamlanması bekleniyor.

Ülkedeki en büyük Güneş paneli üretici firması bu yılın başında Pazar politikalarını % 30 Japonya, %40 Avrupa, %30 ABD ve diğer ülkeler olarak belirlediğini açıklamıştı. Ancak hükümetten gelen bu destek açıklaması nedeniyle firma iç pazara yönelik üretim payını % 30’dan daha fazlaya çıkartacağını ve değişken Pazar payı stratejisi uygulayacaklarını belirtmiştir.

Kaynak: Japan Approves National Feed-in Tariff, 26/08/2011.

Rum Bakan: Sondaj 2 Haftaya Kadar Başlayacak!

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli, Rum yönetiminin, sözde ”Münhasır Ekonomik Bölgesi” (MEB) içerisinde ayırıp ”Afrodit” olarak isimlendirdiği 12. parselde, petrol ve doğalgaz sondaj çalışmalarının iki haftaya kadar başlayacağını açıkladı. Rum basınına göre, Markulli, İsrail’de yayımlanan Jerusalem Post gazetesine verdiği demeçte, ”12. parseldeki sondaj çalışmalarının 1 Ekim’den çok daha erken, önümüzdeki iki hafta içerisinde başlayacağını” söyledi.

Bu arada, Rum basınına göre, Rum yönetiminin 12. parselde imtiyaz haklarını verdiği, sondaj çalışmalarını yapacak Amerikan Noble Energy şirketi, İsrail’in Delek adlı şirketi ile dün anlaşma imzaladı.

Delek’in ”Afrodit” parselindeki petrol ve doğalgaz sondaj çalışmalarına katılmasını öngören anlaşmayı, Rum yönetiminin de onaylaması gerekiyor. Rum yönetiminin, ”Afrodit”te Noble-Delek ortak sondajlarına herhangi bir itirazı olmadığı belirtiliyor.

Anlaşmanın, Rum Dışişleri Bakanı Markulli’nin İsrail ziyaretinin hemen ardından olmasının, ”tesadüf olmadığı” değerlendiriliyor.

Rum Politis gazetesi, söz konusu anlaşmayla, İsrail’in 12. parsele daha aktif şekilde girdiğini ve bu şekilde projenin, ”Türk tehditlerine” karşı ”zırhlanmış” olacağına inanıldığı yorumunu yaptı.

Fileleftheros gazetesi de ”İsrail’den kuyruklu destek” başlıklı haberinde, İsrail’in, doğalgaz aramalarında ve Türkiye’nin ”tehditleri” karşısında Kıbrıs Rum kesimine destek beyan ettiğini, ancak bunun karşılığında, Filistin’in BM’deki tanınma hareketlerine destek vermemesini istediğini yazdı.

Kaynak: 26/08/2011 – AA; TURKISHNY

Albedonun yüksek olması yeryüzeyine düşen toplam ışınımı arttırıyor!

Albedo Etkisi

Atmosferi geçip yeryüzüne ulaşan güneş ışığının yansıma yüzdesi yeryüzünün albedosu olarak ifade edilir.

Genellikle açık renkte olan yüzeylerin albedosu yüksektir. Örneğin; buzulların ve karla kaplı bölgelerin albedo değeri deniz ve okyanuslara göre yüksektir. Bir diğer deyişle; büyük su kütleleri buzul kütlelerine göre güneş ışığını daha çok emerler. Yeryüzünün kayalık ve toprak bölümlerinde ise yüzeyi örten taş ve toprağın yapısına göre farklı bölgeler farklı albedo değerine sahiplerdir. Açık renkteki toprak yüzeye düşen güneş ışığını koyu renk toprağa göre daha fazla yansıtır. Eğer yeryüzünün albedosu yüksek olsaydı dünyamız bugünkünden daha soğuk olurdu. Albedonun azalmasının sera etkisine arttırıcı bir katkısı vardır.

Albedonun iklimsel etkilerinden farklı olarak yeryüzeyindeki birim kesit alanına düşen güneş ışınımını da belirleyici bir etkisi vardır. Albedonun yüksek olduğu yerlerde yeryüzeyindeki birim alana düşen toplam ışınım değeri de yüksek olur. Albedonun artmasıyla birim yüzeye düşen yayılı ışınım da artar. Yani; albedo ile yayılı ışınım doğru orantılıdır. Çünkü yeryüzeyinden geri yansıyan güneş ışığı uzaya gitmeden önce dünyayı saran hava katmanlarından tekrar geri yansıyarak yeryüzeyine döner. Böylece yeryüzeyindeki yayılı ışınımla beraber toplam ışınımı da artmış olur. Fotovoltaik (PV) güneş uygulamalarında albedonun yüksek olduğu bölgelerde verim daha yüksek olur.

HES’ler Denetlenecek!

HES’ler Makul Fiyata Denetlensin!

Devlet Su İşleri (DSİ), mikro HES’ler dahil nehir tipi santralleri denetlemek için hazırladığı yönetmeliği yayınladı. Düzenleme, küçük santrallere ciddi maliyet getireceği gerekçesiyle yatırımcıların tepkisini çekiyor. DSİ Genel Müdürü Akif Özkaldı ise, anormal fiyatlara izin verilmeyeceğini açıkladı.

Yatırımcı: Fiyatlar Makul Olmalı

Yıllardır boşa akan suların ekonomiye kazandırılması için Devlet Su İşleri (DSİ), “Su kullanım hakkı” adıyla yeni bir proje geliştirdi. Uygulamayla irili-ufaklı 2 bine yakın HES santral projesi geliştirildi. Bu santrallerin bazıları işletmeye alınırken bazılarının inşaatı devam ediyor. Ancak özellikle mikro HES’ler zaman zaman “nehirlerdeki canlı hayatı yok ettiği, çevreye zarar verdiği” gerekçesiyle eleştiri konusu oldu. Konuyu masaya yatıran Çevre ve Enerji bakanlıkları ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ve DSİ konunun denetim boyutuna yoğunlaştı. DSİ bu amaçla 13 Mayıs’ta Su Yapıları Denetim Hizmetleri Yönetmeliği’ni (SYDHY) yayınladı. Mikro HES yatırımcıları, “Denetimlere evet. Fakat, küçük santrallere çok ciddi denetim maliyeti getiriliyor. 1 megavatlık (MW) santralle bin mw’lik santral aynı denetim maliyetine tabi tutuluyor. Denetim maliyeti makul düzeyde olmalı.” diyerek yönetmeliğe tepki gösterdi.

13 Eylül 2011’den sonra “denetim firmaları” devrede

Resmi verilere göre mikro HES’lerin kurulu gücü 3 bin 684 MW’a çıktı. Su Yapıları Denetim Hizmetleri Yönetmeliği ile küçük-büyük HES’leri Su Yapıları Yetkili Denetim Firmaları (SYDF) denetleyecek. Özel teşebbüs tarafından geliştirilmekte olan su yapıları projelerinin (özellikle HES’ler) denetim masraflarının tamamı müteşebbis tarafından karşılanacak. Yönetmelik, projeler arasında ayırım yapmadan her büyüklük ve tipteki tüm projelere aynı denetim yükümlülüğü getiriyor. Küçük yatırımcılara göre 1-20 MW kurulu güçteki mikro nehir tipi santrallerle yüzlerce MW kurulu güçteki depolamalı büyük HES’ler aynı şartlarda denetlenecek. Yönetmelikle ilgili en önemli eleştiri ise, yatırım maliyetlerini olumsuz etkileyeceği. Adını açıklamak istemeyen yatırımcılar, denetime karşı olmadıklarını ancak denetim maliyetlerinin makul olmasını istiyor. Özellikle küçük-nehir tipi HES’lerin maliyetlerinde önemli artışlar söz konusu olacak. Yatırımcıların bir diğer iddiası ise, denetim firmaları ağırlıklı olarak DSİ kaynaklı personelden oluşuyor.

DSİ Genel Müdürü: Denetim Fiyatları Anormal Olmayacak!

DSİ Genel Müdürü Akif Özkaldı, mikro HES yatırımcılarının rahat olmasını istedi. Özkaldı, yönetmelikle ilgili şu bilgileri verdi: “DSİ kanun ve yönetmeliklerde belirlenen kriterlere uyan şirketlere denetim için yeterlilik belgesi veriyor. Yatırımcılar denetim için rahat olsunlar. Anormal denetim fiyatlarına izin verilmeyecek. Ayrıca hiç 3 megavatlık bir HES’le büyük bir HES aynı olur mu? Her yapıya göre denetim elemanı sayısı ve maliyetler değişecek.” Özkaldı, denetim şirketleri DSİ kaynaklı personel ağırlıklı eleştirilerine de açıklık getirdi: “Kesinlikle söz konusu değil. DSİ kökenlisi de var, Enerji Bakanlığı’ndan, Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nden, İller Bankası’ndan ve hatta özel sektörde çalışmış ve gerekli şartları taşıyanlar da var. Yönetmelik şartlarını taşıyan herkes bu yeterlilik belgesini alabilir. Herhangi bir kurum veya kişi için sınırlama veya kayırma söz konusu değil. Önemli olan, su ile alakalı olmalarıdır. “

Sistem nasıl işleyecek?

Su Yapıları Denetim Hizmetleri Yönetmeliği ile yatırımların hızlandırılması hedefleniyor. DSİ, 13 Eylül’den itibaren mikro HES denetim işinden çekilmiş olacak. Bu tarihten sonra mikro HES’leri denetim firmaları kontrol edecek. Yeni dönemde süreç şöyle işleyecek: “Denetim firması ile yatırımcı şirket anlaşacak. Burada santralin inşa süresi kriterlere göre denetim maliyeti ortaya konulacak. Bu anlaşma DSİ’ye gelecek. DSİ’nin oluşturduğu komisyon anlaşmayı inceleyecek, ‘Mevzuata uygun mu? Söz konusu mikro HES veya diğer büyük HES’in denetim maliyeti bu mu?’ Bir dengesizlik var ise buna izin verilmeyecek.”

Kaynak: Zaman Ekonomi, 23/08/2011.

KKTC’den Sert Açıklama: Sondaj ısrarı devam ederse gereken yapılacaktır!

Akdenizde Isınan Sular ;

KKTC’den Sert Açıklama: Rumların sondaj ısrarı devam ederse gereken yapılacaktır.

17/08/2011

Rumların Akdeniz’deki ısrarlı sondaj çalışmalarını gerçekleştirme isteklerine KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun Özel Temsilcisi Kudret Özersay tarafından sert cevap geldi. Özersay, Rum tarafının doğalgaz ve petrol çıkarma çalışmalarına başlaması halinde Kıbrıs Türk tarafının gerekeni yapacağını söyledi.

Özersay, “Her şeyden önce Kıbrıs Türk tarafının karşılıklılık temelinde, Rum yönetimi tarafından atılacak adımlara benzer, eş değerde adımları atması söz konusudur. Rum tarafı, Kıbrıs’ın güneyinde doğalgaz arama faaliyetlerini askıya almadığı takdirde, Kıbrıs Türk tarafı da antlaşmalar yaparak adanın deniz alanlarında petrol ve doğalgaz aramaya başlayacaktır.” dedi.

Bu konuda Kıbrıs Türk tarafının tavrının net olduğuna vurgu yapan Özersay, Kıbrıs Türk tarafının iradesinin tahakküm altına konulmak istendiğini, ancak buna müsaade etmeyeceklerini belirtti. Özersay, bugüne değin sırf müzakereler devam ediyor ve sırf olası bir kapsamlı çözümü zorlaştırır düşüncesiyle Kıbrıs Türk tarafının, ertelediği hususları yeniden gözden geçirmek durumunda kalabileceğini söyledi.

Özersay, “Rum tarafı müzakerelere rağmen adanın geleceğini ve egemenliğini tahakküm altına koyacak adımları atmakta kararlıysa, gerek petrol ve doğalgaz konusunda gerekse bugüne değin yapmaktan kaçındığımız bazı başka konularda bizim de birtakım adımlar atacağımızı herkes bilmelidir. Kıbrıs Türk tarafının, bu konularda dikkate alınması gereken bir aktör olduğu gerçeğini herkes anlamak zorundadır.” şeklinde konuştu.

Doğalgaz ve petrol konusunun bir egemenlik meselesi olduğunu ve Rum tarafınca bu konuda yapılanların müzakerelerin ruhuna ters düştüğünü de kaydeden Özersay, “Rum yönetimi, müzakerelerde geçmişte yaşamış olduğumuz bu ve benzeri krizleri beslemek istemiyorsa, Kıbrıs Türk tarafının ya da Türkiye’nin bir şey yapmayacağı varsayımı üzerinden hareket etmemelidir. Bir uyuşmazlığı çözmek için müzakere ettiği varsayılan bir taraftan en azından bunu beklemek kadar doğal bir şey olamaz.” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun Özel Temsilcisi Kudret Özersay, Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kazaku Markulli ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu tarafından Rum basınına yapılan doğalgaz ve petrol rezervleri açıklamaları ile ilgili olarak da Ortadoğu sorunu Kıbrıs’a ithal ediliyor” uyarısında bulundu.Özersay, Rum tarafının doğalgaz ve petrol girişimiyle Kıbrıs sorununun yine yapay olarak bu kez bir Ortadoğu sorunu haline getirilmekte olduğuna dikkat çekti.

“Kıbrıs Rum tarafı bile bile yanlış yolda ilerliyor” diyen Özersay, geçmişte de aynı hatanın yapıldığını, Kıbrıs sorununun yapay olarak bir “Avrupa Birliği uyuşmazlığı” haline getirildiğini kaydetti. Özersay, şunları söyledi:

“Bakın aynı şey Rum tarafının çözüm olmadan gerçekleşen yasadışı AB üyeliği konusunda da yaşanmıştı. 2004′te AB tarafından yapılan yanlış ya da AB yetkililerinin Rum tarafının yanlışına ortak oluşu Kıbrıs sorununu yapay bir ‘Avrupa Birliği uyuşmazlığı’ haline getirdi, Rum tarafına verdiği statü ve kendisine güven hissi nedeniyle süreci daha da zorlaştıran bir durum ortaya çıkardı. Şimdi ise Rum tarafının doğalgaz ve petrol girişimiyle Kıbrıs sorunu yine yapay olarak ‘Ortadoğu sorunu haline getirilmektedir. Yani Doğu Akdeniz’de bir adada esasen etnik temele dayalı uluslararası bir uyuşmazlık iken, hem Avrupa hem de Ortadoğu uyuşmazlıklarının içerisine dahil edilerek Kıbrıs sorunu daha da karmaşık hale sokuluyor. Ortadoğu ülkeleri arasındaki uyuşmazlıklar, mevcut Kıbrıs sorununa ithal edilmiş olacak. Sorunun çözümünü güçleştiren yeni bir unsur daha yaratılmış olacak.

“KIBRIS’TA İSTİKRARSIZLIĞA YATIRIM YAPILIYOR OLMASI TEHLİKELİ”

Bölge ülkelerindeki son gelişmelere bakıldığında fiilen de olsa bir istikrar adası olan Kıbrıs’ta, istikrarsızlığa yatırım yapıldığını ifade eden Özersay, bu durumun oldukça tehlikeli olduğunu aktardı.Özersay ayrıca bunun sadece müzakere süreci açısından değil, genel olarak bu coğrafyadaki huzur açısından hiç de olumlu bir gelişme olmadığını söyledi.

“İRADEMİZ TAHAKKÜM ALTINA KONULMAK İSTENİYOR”

Kıbrıs’ta süren müzakerelerin modalitesi ve bulunacak çözümün iki ayrı ve eş zamanlı referanduma sunulacak olmasının adanın geleceği bakımından sadece Kıbrıslı Rumların iradesinin yeterli olmadığını, Kıbrıslı Türklerin de iradesinin gerekli olduğunu göstermekte olduğunu vurgulayan Özersay, şöyle dedi:

“Adanın geleceği ve kalıcı yeni bir statü, yeni bir düzen yaratılabilmesi için Kıbrıslı Türklerin iradesi olmazsa olmazdır. Bu nedenle adanın geleceğini bu kadar yakından ilgilendiren ve ileride ortaya çıkacak daimi statüyü bu denli temelden etkileyebilecek olan bir konuda, bugün sadece Kıbrıs Rumlarının iradesiyle hareket edilmesi kadar büyük bir hata olamaz. Deniz yetki alanları konusunda üçüncü ülkelerle yapılan antlaşmalar sayesinde Kıbrıslı Türklerin iradesi görmezden gelindiği gibi, adanın geleceği sadece Kıbrıslı Rumların iradesiyle tahakküm altına konulmuş olmaktadır. Deniz yetki alanları, devletler hukukunda niteliğine bağlı olarak ya doğrudan egemenlik alanlarıdır ya da en azından kıyı devletlerinin egemen yetkiler kullandıkları uluslararası alanlardır.”

“BÖYLE GİDERSE HESAPLAŞMAMIZ GEREKEBİLİR”

Bazı durumların Rum tarafınca yok sayılması dahilinde Rumlarla hesaplaşmamız gerekir diyen Özersay, “Yok eğer Rum tarafı ‘siz KKTC’yi ilan ettiniz, sizin burada hakkınız yoktur’ ve ‘KKTC vardır’ diyorsa, bunu söylesin ki kabul edip etmediğini biz de bilelim. Üstelik KKTC, ayrı ve bağımsız bir devlet olarak Rum tarafınca kabul edilse dahi, henüz Rum tarafıyla hesaplaşmadığımız bir gerçektir.”dedi. Özersay, Aksi halde herşey tüketilmiş olacak ve muhatabımız olan Rumlarla oturup mahsuplaşmamız gerekecek. Bugün bunlardan bahsetmiyor oluşumuzun nedeni yeni ortaklık konusundaki taahhüdümüze olan bağlılığımızdandır.”sözlerini kaydetti.

“MÜZAKERELERİN RUHUNA TERS”

Deniz yetki alanı belirleme bağlamında yapılan antlaşmalar ile bunlara dayalı olarak doğalgaz ve petrol konusunda atılan adımların olaylara mantıklı yaklaşan herkesin görebileceği bir durum olduğunu kaydeden Özersay, Rumların bu tutumunun devam eden müzakerelerin ruhuna ters olduğunun altını çizdi.

“KIBRISLI TÜRKLERİN KENDİ HAK VE ÇIKARLARI SÖZKONUSUDUR”

Doğalgaz ve petrol konularına sadece Türkiye’nin çıkarları perspektifinden yaklaşmanın doğru olmadığını, Türkiye’nin hak ve çıkarlarından bağımsız şekilde Kıbrıslı Türklerin kendi hak ve çıkarlarının da söz konusu olduğunu vurgulayan Özersay, şöyle dedi:

“Doğalgaz ve petrol konularına sadece Türkiye’nin çıkarları perspektifinden yaklaşmak da doğru değildir. Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’in kuzeyindeki en büyük sahildar devlet olarak, bu coğrafyadaki en uzun kıyılara sahip devlet olarak tabii ki çok meşru ve uluslararası hukuk kurallarına dayanan hakları söz konusudur. Ve BMDHS (BM Deniz Hukuku Sözleşmesi) ile uluslararası teamül hukuku gereği Türkiye de dahil olmak üzere bölgedeki ilgili ülkeler, bu deniz yetki alanlarının belirlenmesinde sürece dahil edilmelidirler. Burada Türkiye’nin hak ve çıkarlarından da bağımsız şekilde Kıbrıslı Türklerin hak ve çıkarları söz konusudur.

MARKULLİ’NİN ANALİZLERİ TEMELSİZ VE ŞAŞIRTICI

Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kazaku Markullinin “Türkiye önce BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS)’ne taraf olsun sonra konuşsun” benzeri ifadeler kullanmakta olduğunu kaydeden Özersay, ancak BMDHS’nin hükümlerinin büyük bölümünün uluslararası teamül (yapılageliş) hukukunu yansıtmakta olduğunu ve bu hususların sözleşmede yer alışının bir kodifikasyon eylemi olduğunu kaydetti ve şöyle devam etti:

“Bir başka ifadeyle Türkiye’nin veya BMDHS’ne taraf olmayan bir başka devletin BMDHS’nde yer alan bu kurallara gönderme yapabilmesi ya da kendisini savunurken bu sözleşmede de yer alan bazı kurallara dayanabilmesi için taraf olmasına gerek yoktur. Bayan Markulli’nin bu tutarsız analizi bir an için doğru kabul edilirse BMDHS’ne taraf olmayan devletler, deniz yetki alanlarını sınırlandırma yetkisinden de mahrum olurlar! Bu olacak şey değildir. Mülkiyet ve benzeri konularda Rum müzakere heyetinde yer alması nedeniyle tanıdığım bayan Markulli, uluslararası hukuka rağmen böyle bir analizi nasıl yapar anlamak güç. Rum tarafı bir devlet olduğunu ve bu sözleşmeye taraf olduğunu iddia ediyorsa, sayın Markulli’ye ilgili hükümler konusunda daha doğru bilgi aktarılmalıdır.

Kaynak: http://www.yirmidort.tv/dunya/


Amerikalı PV Panel Üreticisi: Çin ile rekabet etmek çok zor!

Pazara yakın bir yerde üretim yapmanın doğal olarak bir çok üstünlüğü vardır fakat son gelen haberlere göre birtakım başka etkenler bu üstünlükleri yok edebilmekte.

Amerika’da üretim yapan Almanya merkezli “Solon” şirketi Amerikada üretim yapmayı kontrollü bir biçimde azaltarak farklı alanlara kayacağını duyurdu.

Solon ekonomik gerçekçiliğe uygun adımlar atarak birçok Amerikalı PV Panel üreticisinin aksine Amerika’da yapılacak 60 MW’lık bir proje için büyük Çinli PV Panel üreticileriyle rekabet edilebilmesinin çok zor olduğununun altını çizmektedir. Solon PV Üretim Bölümü Genel Müdür Yardımcısı Ed Wegener de; “Çinli üreticilerin sunduğu fiyatlar gerçekten çok cazip olduğunu ve bunda Çin hükümet politikası, Çinli şirketlerin büyüklüğü üretim hacmi ve üretim fazlalığı gibi etkenlerin büyük payı olduğunu” söyledi. Wegner Çinli şirketlerin büyüklüğünün PV sektöründe yerli Amerikalı PV üreticileri için rekabeti zorlaştıran hatta imkansız kılan en büyük etken olduğunu dile getirdi. Kendlerinden en az 10-15 kat büyük şirketlerle aynı pazarda rekabet etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

Bu noktadan sonra Solon çalışanlarını PV Panel üretiminden teknoloji ve ürün araştırma-geliştirme alanına kaydırma kararı almıştır.

Güneş Enerjili Arabalar Yarıştı