Archive for Mayıs 31, 2011

Yağışlar Arttı, HES’ler Tam Kapasite Çalışıyor, Elektrik Satış Fiyatları Düştü, Termik Santraller Durdu!

Elektrik borsası olarak işlev gören Dengeleme ve Uzlaştırma Piyasası’nda (DUY) düşen fiyatlar, termik santralleri devre dışı bıraktı. DUY’da son bir aydır kWh (kilovatsaat) başına 8 kuruşa kadar gerileyen elektrik satış fiyatı, özel şirketlere ait 100’e yakın termik santralin neredeyse tamamen durmasına yol açtı. Çoğunun zararına üretim yapmamak için yüzde 50 civarında kapasite azaltma yoluna gittiği belirtiliyor.

Aslında elektrik üretiminde bu yılın başından itibaren arz fazlası yaşanıyor. Özellikle son birkaç yıldır devam eden yoğun yağışlar, HES (hidroelektrik santrali) barajlarının doluluk oranlarını yükseltti. Bu da HES’lerde üretilen elektrik miktarını artırdı. DUY’da son birkaç aydır kWh başına 8 kuruşa kadar gerileyen elektrik fiyatı, sistemdeki tedarikçileri olumsuz etkiledi. Özellikle enerji üretim portföyü sadece termik santrallere dayalı olan şirketler, maliyetlerini dahi karşılayamaz hale geldi. Çünkü şu anda doğalgaz ve kömüre dayalı santrallerde kWh başına ortalama elektrik üretim maliyetinin 12.5 kuruş civarında olduğu hesaplanıyor. Hal böyle olunca da bu santrallerde ya kapasite düşürüldü ya da tamamen devre dışı bırakıldı. Bu durumun yatırım kararlarını olumsuz etkilemesinden endişe ediliyor. Bu da uzun vadede arz güvenliği riskine yol açabilecek bir gelişme.

Sistemdeki tedarikçi sayısı 400 civarında. Bunun yarısı termik santrallerden oluşuyor. Son gelişmelerle birlikte termik santrallerin yarısının yani yaklaşık 100’nün devre dışı kaldığı belirtiliyor. Toplam üretimin yaklaşık yüzde 50 azaldığına dikkat çekiliyor. Bir başka deyişle, sisteme günlük olarak aktarılan 30 bin MW (megavat) civarında elektrik enerjisinde termik santrallerin payından 12 bin MW azalma oldu. Tabii elektrik talebinde mevsim etkilerinden kaynaklanan azalmanın da etkili olduğu belirtiliyor.

Devre dışı kalan doğalgaz çevrim santrallerinde “al ya öde” yükümlülüğünden dolayı da sıkıntı yaşanıyor. Çünkü doğalgazı tüketmeseler bile bedelini Botaş’a ödemek zorunda kalacaklar. Kömürle çalışanlarsa kömür stoklarının artmasından şikayetçi.

ARADAKİ FARK NEREYE GİDİYOR?

Elektrik Üreticileri Derneği (EÜD) Başkanı Önder Karaduman, bugün itibariyle Türkiye’nin elektrik üretiminin yüzde 75’inin kamu, yüzde 25’inin de özel sektör tarafından gerçekleştirildiğini hatırlatıyor. Ardından da yaşanan sorunu ve çözüm önerilerini şöyle anlatıyor:

Özel sektöre ait yüzde 25’lik üretimin yüzde 80-85’i termik santral kaynaklı. Ortalama değişken üretim maliyetleri 12-13 kWh/Kuruş aralığında. Özel sektör üreticileri spot piyasaya (DUY) nisan ayında ortalama 9.3 kWh/Kuruş’a elektrik sattı. Dolayısıyla spot piyasadaki fiyatlar, özel sektörün üretim maliyetlerini yansıtmıyor. Düzenlenmiş tarifelerden elektrik alan nihai tüketici en düşük 15 kWh/Kuruş ödüyor. Peki aradaki miktar kimlerin cebine giriyor? Son dönemlerde sayıları artan elektrik toptan satış şirketleri, piyasadaki ve düzenlemelerdeki boşluklardan yararlanıyor. Bu durum yatırımcı üreticileri tedirgin ettiği gibi yatırım kararlarını da negatif yönde etkiliyor. Özel sektör tarafından yılda minimum 2-3 milyar dolar yatırım yapılması gerekiyor. Ancak bu pazar yapısıyla yatırım yapmak rasyonel değil. Birçok özel üretici santrallerini durdurmak zorunda kaldı. Yakın gelecekte yine arz sıkıntısı yaşanabilir.”

Akenerji Genel Müdürü Ahmet Ümit Danışman ise kamunun elindeki santrallerden sisteme hangi fiyattan elektrik verildiğinin belli olmamasını eleştiriyor. Sistemin şeffaf olmadığını savunan Danışman, düşen fiyatlardan en fazla termik santrallerin zarar gördüğünü belirtiyor. Danışman, Akenerji olarak, doğalgaz santrallerinde kısmen sorun yaşadıklarını, ancak ellerindeki hidrolik santrallerle bunu dengeleyebildiklerini dile getiriyor.

EREN’DE 760 MW DEVRE DIŞI

Eren Grubu, toplamda 1.460 MW kurulu güce sahip. Bunun 1.360 MW’sini, Eren Enerji’ye ait Zonguldak Çatalağzı’ndaki 3 üniteli temik santral karşılıyor. 100 MW’si de yine grup bünyesindeki Modern Enerji’ye ait santralden geliyor. Grubun üretim kapasitesi tamamen termik santrale dayalı.

Modern Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Ulvi Faysal İlhan, yıllık 9 milyar kWh elektrik üretme kapasitesiyle Türkiye’nin yıllık toplam elektrik üretiminin yüzde 5’ini tek başına karşıladıklarına dikkat çekiyor. Sahip oldukları 1.460 MW toplam kurulu gücün yatırım maliyetinin 1.7 milyar dolar olduğunu belirten İlhan, “Şimdi bu gücün 760 MW’si devre dışı kalmış durumda” diyor.

İlhan, petrol fiyatlarındaki yükselişe rağmen elektrik fiyatlarındaki düşüşü makul bulmuyor. Gerekçesini de şöyle açıklıyor: “2010 yılında Brent petrolün varil fiyatı 90 dolarken DUY’da 1 MW elektriğin fiyatı 75 dolardı. Nisan ayında petrol fiyatı 125 dolara çıktı ama 1 MW elektriğin satış fiyatı 60 dolar civarında. Özel üretici bu fiyattan elektrik satamaz” diyor.

Ulvi Faysal İlhan, devre dışı kalan doğalgaz santralleri nedeniyle Botaş’a “al ya da öde” yükümlüğü gereği para ödemek zorunda kaldıklarına da dikkat çekiyor. Kömür santrallerin ise stok sorunu ortaya çıkmış. İlhan, halen 750 bin ton kömür stoğuyla çalıştıklarını ifade ediyor. Bu da ciddi bir stok maliyeti anlamına geliyor.

NUH ENERJİ, ÜRETİMİ BIRAKTI!

Tamamı doğalgazdan oluşan ve 160 MW’lik kurulu güce sahip olan Nuh Enerji, üretim yerine elektrik alıp satmaya başladış. Nuh Enerji Genel Müdürü Mehmet Çetinkaya, santrallerin 6 Nisan’dan bu yana tamamen durduğunu belirterek “Kazanları sadece soğutma amaçlı olarak haftada 4-5 saat çalıştırıyoruz” diyor.

DUY’da nisan ayı ortalaması kWh başına 8.71 kuruş oldu. Minimum fiyat ise 1.29 kuruşu gördü. Çetinkaya, buna karşılık üretim maliyetinin 11.5-12 kuruş aralığında seyrettiğine dikkat çekiyor.

Kaynak: Para Dergisi / Erkan Kızılocak, 30 Mayıs 2011.

Esnek CIGS (Bakır İndiyum Galyum Di-Selenid) Güneş Hücreleri’nde % 18.7 Verim Kaydedildi!

İsviçreli bilim insanları esnek güneş hücrelerinin veriminde yeni bir rekora imza attılar.

İsviçre Malzeme Bilimi ve Teknoloji Laboratuvarı’nda konuyla ilgili çalışan bilim insanları daha önce %17.6 olan Esnek CIGS Güneş Hücreleri’nin verimini %18.7′ye çıkardılar. Bir önceki rekor da yine aynı çalışma takımı tarafından Haziran 2010′da kırılmıştı.

Tüm dünyada bilim insanları güneş enerjisi teknolojisini ucuzlatıp enerji dönüşüm verimini arttırmak için çalışmaktadırlar. Bugün esnek CIGS Güneş Hücreleri’nde elde edilen bu verim ile; Polikristal Silisyum Pullu Güneş Hücreleri ve Cam Yüzeyinde Oluşturulmuş CIGS İnce Film Güneş Hücreleri’nden alınan verime yaklaşılmıştır. Esnek CIGS Güneş Hücresi, İnce Film CIGS Güneş Hücresi’ne göre daha ucuza maledilmesi yönünden dikkat çekmektedir.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi “Ağır Petrol Rezervi” bakımından zengin ve petrolün dünyadaki diğer bölgelere göre çıkarılması daha ucuz!

Petrol uzmanları, yeraltından kolayca çıkarılan petrolün artık sonuna gelindiğini, bundan sonra “ağır petrolün” çıkarılmaya başlanacağını belirtiyorlar. Tabii bunun da bir koşulu var… Ham petrolün varil fiyati 60 doların üzerinde kaldığı sürece, yeraltındaki ağır petrolü çıkarmak ekonomik oluyor.

Peki ağır petrol nasıl çıkarılıyor? Hafif petrol kuyudan kendiliğinden çıkarken, ağır petrolü çıkarmak için 600 fahrenheit derecelik buhar, ağır petrolün bulunduğu alana basınçla veriliyor. Böylece hafifleyen petrol yüzeye hızla çıkıyor. Bu yeni tekniği firmalar 1960 yılından beri biliyorlar. Ama ekonomik olmadığı için pek kullanmıyorlar. Yalnız bu teknik artık ekonomik hale geldi. Chevron, Exxon, Mobil, BP ve diğer büyük uluslararası firmalar, ağır petrol yataklarını da ele almaya başladılar. Hatta Chevron firması 2010′da Türkiye’yi de kendi petrol arama alanına dahil etti.
The Wall Street Journal’da 26 Mayıs 2011′de yayınlanan bir haberde, ağır petrol’ün hangi coğrafyada yoğunlaştığını gösteren bir harita yayınlandı. Bu haritaya göre, Türkiye ve Ortadoğu’da toplam 971 milyar varil ağır petrol bulunuyor. Dünyadaki ağır petrol rezervi ise 3 trilyon varil olarak tahmin ediliyor.
Bu miktar petrolün dünya tüketimine 100 yıl yeteceği belirtiliyor. Ağır petrolü, halen İran Körfezi’nden 30 km içeride Kuveyt ve Suudi Arabistan, Wafra bölgesinde buhar yöntemiyle çıkarıyor. Ama çölde su bulmak sorun olduğu için petrol rezervinin yanında bulunan tuzlu su dışarıya alınıp buharlaştırılıp tekrar yeraltına pompalanıyor. Bu da tabii maliyeti çoğaltıyor.
Gelelim ağır petrolün Türkiye’deki önemine… Türkiye’nin Güneydoğu’sunda ağır petrol yatakları fazla miktarda mevcut. Üstelik dünyanın diğer bölgelerine göre, Türkiye ‘de bu ağır petrolü çıkarmak göreli olarak kârlı. Çünkü Fırat ve Dicle nehirleri havzasında bol su var. Çöldeki gibi tuzlu suyu, önce çıkart buharlaştır sonra tekrar yeraltına pompala türünden bir maliyeti yok. Suyu hemen buharlaştırıp ağır rezervi yer üstüne almak mümkün.
İşte bu nedenle Türkiye, şimdi ağır petrol yatakları bakımından dünyada çok cazip bir ülke haline geldi. Türkiye özellikle enerji ham maddesi ithaline bağlı cari açığını, önümüzdeki dönemde bu yolla çok rahat kapatabilir.

Kaynak: Sabah, 27 Mayıs 2011.

Dünya Ağır Petrol Rezerv Havzaları

Kaynak: http://www.energytribune.com/

Dünyanın en büyük ikinci doğalgaz yatağı Türkmenistan’da olabilir!

Hazar Denizi kıyısındaki Avaza bölgesinde devam eden “Türkmenistan Gaz Kongresinde” konuşan İngiliz Gaffney Cline şirketi Orta Asya direktörü Peter Holding, Güney Yolöten-Osman yatağının araştırmalar sonucu dünyanın büyük ikinci doğalgaz yatağı olabileceğini söyledi. Gaffney Cline şirketi, 2008 yılında bölgede araştırmalarda bulunan bağımsız araştırma kuruluşu Gaffney Cline şirketi, söz konusu bölgenin 14 trilyon metre küp doğalgaz rezervi ile dünyanın 4. büyük doğalgaz yatağı olduğunu açıklamıştı. Bölgede araştırmalarını sürdüren şirket, yeni elde edilen bulgularla bu miktarın 20 trilyon metre küpü bulabileceğini, bu miktarın da Güney Yolöten-Osman yatağını Katar’daki Kuzey Yatağından sonra dünyanın ikinci büyük doğalgaz yatağı yapabileceğini açıkladı. Resmi sonuçları önümüzdeki ay açıklanacak araştırma raporuna göre, yatak Büyük Britanya’nın 350 yıllık, Avrupa’nın ise 50 yıldan fazla doğalgaz ihtiyacını karşılayabilecek. Peter Holding, Güney Yolöten-Osman yatağının Rusya ve Çin’in yanısıra Avrupa’ya da kolaylıkla gaz tedarik edebileceğini belirtti. 24 trilyon doğalgaz rezervi bulunduğu tahmin edilen Türkmenistan’ın söz konusu araştırma sonucu dünya enerji piyasasında ayrı bir önem kazanması bekleniyor. Rusya, İran ve Çin’e doğalgaz ihraç eden Türkmenistan, Türkmen doğalgazını Afganistan ve Pakistan üzerinden Hindistan’a kadar ulaştıracak TAPI projesini hayata geçirmek için de uğraş veriyor. Öte yandan, Türkmen hükümeti Nabucco projesine de gaz tedarik etmeye hazır olduğunu da çeşitli platformlarda dile getirdi. 70-80 milyar metreküp dolayında doğalgaz üretimi bulunan Türkmenistan, bu miktarı 2030 yılına kadar ise 250 milyar metreküpe ulaştırmayı hedefliyor.

Kaynak: Milliyet, 26 Mayıs 2011.

Kaliforniya’da PV (Foto Voltaik) Sistem Bir Evin Değerini Nasıl Arttırıyor?

Yapılan bir çalışmaya göre; Amerika’nın Güneydoğu eyaleti olan Kaliforniya’da PV sistem kurulu olan bir evin fiyatı sistemin kurulu gücüyle orantılı olarak Watt başına 3.9 $ ile 6.4 $ arasında artıyor. Yani Kaliforniya’daki bir evin fiyatı, üzerinde 4 kW kurulu gücünde bir PV sistem varsa, 15 600 $ ile 25 600 $ arasında artıyor.

2010 yılının ilk çeyreğinde Kaliforniya’da bir eve PV sistem kurulum maliyeti 7.30 $/Watt dolaylarındaydı. Bugün ise 6 $/Watt civarındadır. Bugün Kaliforniya’da bir eve 4 kW kurulu gücünde bir PV sitem yaptırtmak 24 000 $’a malolmaktadır. Bu yatırımla evin fiyatının ortalama olarak 20 600 $ arttığını varsayıp aylık olarak elektrik enerjisi faturası kazanımlarını da hesaba kattığımızda, 24 000 $ harcayarak bir evin fiyatının 20 600 $ artması hiç de kötü bir oran değil. Çünkü aylık enerji tüketimine bağlı olarak aradaki bu fark bir kaç yılda kapanıyor. Kaliforniya’da metrekareye günlük 5.5 kW.saat güneş enejisi düşüyor. Bu ışınım değeri ile 4 kW’lık bir PV sistem yılda 8 000 kW.saat elektrik enerjisi üretecektir. Kaliforniya’daki elektrik enerjisi kW.saat ücreti hesaba katıldığında sistem 2.75 yılda aradaki farkı kapatacaktır.

Yukarda yapılan hesaplar ulusal teşvikler göz önünde bulundurulmadan yapılan hesaplardır. Amerikada’ki eyaletlerin bir çoğunda evsel PV sistem kurulumları için %30 teşvik indirimi uygulanmaktadır. Amerikan Federal Hükümeti de eyaletlerin verdiği teşvikten sonraki kalan maliyet için %30 teşvik indirimi uygulamaktadır. Sonuç olarak; 24 000 $’lık bir evsel PV sistem teşvikler sonucunda 11 760 $’a malolmaktadır.

Özetle bugün Kaliforniya’da 11 760 $ harcayarak bir evin değerini ortalama olarak 20 600 $ arttırmak mümkün. Buna ek olarak da PV sitemin kurulduğu andan itibaren düşük elektrik faturası ödenmeye başlanıyor.

Kaynak: RenewableEnergyWorld, 2011.

Barajlar doldu, yağmur devam ederse kapaklar açılacak!

Bereketli nisan yağmurları, Fırat havzasındaki Keban, Karakaya, Atatürk, Birecik ve Karkamış barajlarını ağzına kadar doldurdu. Elektrik üretimine ağırlık vererek su tahliyesine başlanırken yağmurların devamı halinde baraj kapakları açılacak. Ekonomik su potansiyeli de 148 milyar kWh ile rekor seviyeye çıktı.

İlkbaharın bol yağışlı geçmesi, barajları suyla doldurdu. Enerji yönetimi, suları boşa akıtmamak için barajlarda tam kapasite elektrik üretimi yaparken yağmurların devamı halinde taşkınları önlemek için baraj kapakları açılacak. Yağmurların bolluğu Türkiye’nin ekonomik su potansiyelini de 148 milyar kilovatsaate çıkardı. Bazı küçük barajlardan su tahliyesine başlanırken Fırat Havzası üzerinde kurulu bulunan Keban, Karakaya, Atatürk, Birecik ve Karkamış barajlarında su seviyesi kot düzeyine yaklaştı. Enerji yönetimi, barajların dolmasından ötürü mutlu. Sulama amaçlı bazı barajların kapaklarının açıldığı bilgisini veren yetkililer, Fırat Havzası üzerindeki barajlardan elektrik üretimine ağırlık vererek su tahliyesi yapıldığını söyledi. Türkiye’nin en büyük barajlarının yer aldığı Fırat Havzası’ndaki barajlarda maksimum su seviyesine 1 metre kaldı. Enerji Bakanlığı kaynaklarından alınan bilgiye göre en büyük elektrik barajlarından birisi olan Karkamış’ta su seviyesi 339 metreye yükseldi. Barajın maksimum seviyesi ise 340 metre. Maksimum seviyenin 542 metre olduğu Atatürk Barajı’nda suyun yüksekliği 537 metreye çıktı. Karakaya Barajı’nda da benzer durum söz konusu; su seviyesi 686, en yüksek seviye ise 693 metre.

Yağışlarla birlikte, Türkiye’nin ekonomik kullanılabilir su potansiyeli (hidroelektrik) 148 milyar kilovatsaate (kWh) çıktı. Artışla birlikte, 2010 Türkiye ortalama elektrik tüketimi olan 219 milyar kWh’nin yarıdan fazlasını sudan karşılama imkanı doğdu. Enerji Bakanlığı kaynakları, su kaynaklarındaki iyileşmenin yeni yatırımları gündeme getireceği müjdesini verdi. Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ) verilerine göre aralık ayında yaklaşık 20 milyar kWh elektrik tüketildi. Aynı dönemde tüketimi karşılamak için üretilen elektriğin yüzde 31,2′si hidroelektrik santrallerinden üretildi. Kalan üretimin ise yüzde 41,2′si doğalgazdan, yüzde 14,9′u linyitten, geri kalan yüzde 12,7′lik bölümü ise ithal kömür, rüzgâr, jeotermal, fuel oil ve diğer kaynaklardan üretildi. Son yıllarda barajların dolmasıyla elektrik ihtiyacının karşılanmasında suyun payı giderek artmaya başladı.

Elektrik tüketimi günlük 590-600 milyon kWh. Elektrik ihtiyacını karşılamak için akarsu santralleri sürekli çalıştırılıyor. Ayrıca EÜAŞ santrallerinde su seviyesi mevsim normalinin üzerinde. Fakat, klima ve ısıtıcı çalıştırılmadığından tüketim artışı aylık yüzde 13′lerden 9′lara geriledi. Bu durum elektrik arzını talebin üzerine çıkardı. Fiyatlar da düşük seviyelerde gerçekleşiyor.

Kaynak: İsmail ALTUNSOY, ZAMAN Ekonomi, 23.05.2011.

Türkiye’nin En Büyük 2. Özel Sektör Hidro-elektrik Santrali Açıldı!

Limak Holding tarafından 3 yıl gibi kısa bir sürede tamamlanıp 465 milyon $’a malolan Alkumru Hidro-elektrik Santrali’nden yıllık otalama 1  milyar kW.saat elektrik enerjisi üretilmesi planlanıyor. Ağustos 2011′de devreye alınması planlanan Alkumru HES; Siirt ili sınırları içerisinde Dicle Nehri’nin kolu olan Botan Çayı üzerinde bulunuyor. Alkumru HES 265 MW’lık kurulu gücüyle Türkiye’nin üretim kapasitesi bakımından işletmede olan barajlar içerisinde özel sektör tarafından bugüne kadar tamamlanmış en büyük ikinci barajı olma özelliğini taşıyor. Bu yıllık üretim değeri; Türkiye’nin 70 milyon $ ödeyip 200 milyon metreküp doğalgaz ithal ederek ürettiği elektrik enerjisi miktarıyla eşdeğer. Aynı zamanda bu üretim miktarı Siirt ilinin yıllık elektrik enerjisi tüketiminin üç katı. 138 metre yüksekliğindeki bu barajın yapımında 18 milyon metreküp dolgu ve 600 bin metreküp beton kullanılmıştır. Alkumru HES özel sektör yatırımı olarak bugün itibariyle kullanılan dolgu miktarı bakımından en büyük barajdır.

Kaynak: Limak Holding, 19 Mayıs 2011.

“İstanbul Kanalı”, Rusya’nın Planlarını Değiştirmez!

Mariya Selivanova  /RİA Novosti
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Boğazı’na paralel olarak bir İstanbul Kanalı inşa edileceğini ve bu kanalın, İstanbul Boğazı’nın yükünü önemli ölçüde azaltacağını söyledi. Peki, Türkiye’nin bu kararı, Rusya’nın İstanbul Boğazı’nı by pass etmeyi amaçlayan ve Bulgaristan’ın Burgaz Limanı’ndan Yunanistan’ın Dedeağaç Limanı’na petrol nakledecek olan boru hattını inşa etmekten vazgeçmesine neden olabilir mi?
İstanbul Boğazı’ndan yılda 150 milyon ton petrolün geçmesi, bu boğazın, dünyada yükü en fazla olan boğaz haline gelmesine neden olmuş durumda. İstanbul Boğazı’nın kapasitesi, yük taşıomacılığının sınırlandırılmasına neden oluyor. Buna ek olarak, boğaz geçişleri, zaman zaman, sis engeline takılıyor. Erdoğan, inşa edilecek kanaldan, dünyanın en büyük gemilerinin geçebileceğini söylüyor. Projenin maliyeti gizli tutulsa da, çeşitli Türk basın-yayın organları, bu projenin 20 milyar dolara mal olacağını söylemekte.
Rusya, 2007 yılında, Bulgaristan ve Yunanistan’la, Burgaz-Dedeağaç Petrol Boru Hattı’nın inşasına ilişkin anlaşma imzalamıştı.
Peki, yeni kanalın inşa edilmesi, Rusya’nın enerji politikalarını nasıl etkiler?
Uzmanlar, Avrupa’ya doğalgaz sevkiyatı konusunda Rusya’nın politikasında bir değişimin olmayacağını söylüyor. Zira, Rusya’nın kuzeyinde doğalgaz sıvılaştırma tesislerinin olmasına karşılık, güneyde (Karadeniz sahilinde) bu tür tesisler yok. Dolayısıyla Rusya, Güney Akımı projesinden vazgeçmez. Diğer taraftan, Rusya’nın petrol politikası konusunda uzmanlar, farklı görüşler açıkladı.
Troika Dialog Danışmanlık Firması Uzmanı Valeri Nesterov, İstanbul Kanalı’nın inşasının, halihazırda can çekişmekte olan Burgaz Dedeağaç Projesi’ne tamamen ölümcül darbe indireceği görüşünde. Nesterov ayrıca, Rusya’nın yeni bir kanal aracılığıyla, petrol nakil masraflarını azaltacağını, böylelikle, Güney ve Güneydoğu Asya ile Çin piyasalarının daha ulaşılabilir hale geleceğini ifade ediyor.
Diğer bir uzman Vasiliy Tanurkov da, bu projenin Rusya açısından faydalı olacağını savunmakta. Rusya’nın ve diğer kıyıdaş ülkelerin Karadeniz’de petrol çıkarma planlarının olduğuna değinen Tanurkov, bu klanalın açılması halinde, Karadeniz’den elde edilecek petrolün tüketicilere ulaştırılabileceğini ifade ediyor. Tanurkov ayrıca, Rusya’nın Novorossiysk Limanı’ndan sürekli olarak tahıl ihracatının yapıldığını hatırlatarak, bu kanal sayesinde, tahıl ihracatının daha da arttırılabileceği görüşünde.
Diğer taraftan Tanurkov, bu projenin en erken 2020 yılında tamamlanabileceğini ve böyle bir inşaatın masraflarının çıkartılması için, kanaldan geçiş ücretlerinin de yüksek olacağı görüşünde.
Öte yandan, bu projenin Rusya’nın planlarında değişiklik yapmaması gerektiğini söyleyenler de var. Ulusal Enerji Güvenliği Vakfı Başkanı Konstantin Simonov, Bulgaristan ve Yunanistan’dan geçecek boru hattının, siyasi açıdan akılcı bir proje olduğunu söylüyor. Simonov, bu konuda çunları ifade ediyor: “Türkiye her an, İstanbul Boğazı’nın kapasitesinin dolduğunu söyleyerek, gemileri kanala yönlendirmeye çalışabilir. Bu durumda, Burgaz-Dedeağaç boru hattı, gerekli bir seçenek olarak karşımıza çıkmakta”, diyor. Bunun dışında Simonov, “Rusya’nın bu kanalın inşa edilip edilmeyeceğini değil, Türkiye’yi by pass edecek enerji yollarını elde etmesi gerekli. Türkiye, yakın bir gelecekte, ikinci bir Ukrayna olacak. Avrupa, Türkiye’den Nabucco boru hattının geçmesini planlayarak, Türkiye’nin doğalgaz transitinde ikinci bir Ukrayna sorunu yaratacağını pek farkedemiyor. Türkiye, halen, AB’ye girmekiçin Nabucco’yu koz olarak kullanma çabasında”.

Rusça’dan Çeviren: Deniz Berktay, Rus Resmi Haber Ajansı RİA Novosti, 29 Nisan 2011

Kütahya’daki “Eti Gümüş Tesisleri’nde” Ne Oldu? Neden Oldu?

Uzmanların yaptığı açıklamada Kütahya Eti Gümüş Tesisleri’nin atık toplama ve arıtma havzularının oldukça güvenli yapıldığı ileri sürülüyor. Havuz tabanınında güvenilir bir “geçirimsizlik tabakası” oluşturulduğu da belirtiliyor.

Siyanürlü su ile atık zehirli diğer maddeler “padok” tabir edilen havuzlarda toplandığında seddelerin yıkılıp siyanürlü suyun tabiata yayılmasın ve havuz diplerinden de sızıntı yapıp yeraltı sularına karışarak Eskişehir’in can damarı Porsuk Barajı’nın ve Adapazarı’nın can damarı Sakarya Nehri’nin sularına karışmasının engellenmesi için tüm önlemlerin alındığı iddia ediliyor.

Bu önlemlerin yanısıra barajlara bitişik havuzlara “sazan balığı ve tatlı su gümüşü” dediğimiz küçük balıklar konularak tesislerde sızınıtı için doğal denetim önlemlerinin de alındığı belirtiliyor.

Ancak tüm bu önlemlere rağmen ortaya çıkan bu durumun önce oluşturduğu risk araştırılmalı ve ortadan kaldırılmalıdır. Daha sonra ise bu çokmenin nedeni araştırılarak tekrar etmesi engellenmelidir.

Ancak Eti Gümüş 2004’de özelleştikten sonra;

  • Bu “balıkların bakımının” ihmal edilmesi nedeniyle balıkların öldüğü,
  • Çalışan işçi sayısı 365 kişiden 230 indirildiği fakat  gümüş üretimi yılda 60 bin tondan  110 bin tona çıkartıldığı,
  • Oysa İşletme devletin elindeyken maden yatağındaki zengin damar(ton başına 400 gram) ile fakir damar(ton başına 150 gram)  paçal yapılacak şekilde üretimin planlandığı,
  • Amacın çok daha düşük tenörlü damardaki gümüşü zengin damardakiyle birlikte ülke ekonomisine kazandırmak olduğu,
  • Ancak bunun yerine zengin damara yüklenildiği ve daha az işçi ve daha düşük maliyetle üretimin arttırldığı,
  • Üretim artınca siyanürlü atık miktarının da çoğaldığı,
  • Çoğalan atık miktarı için ilave padok (havuz) ve ilave seddeleme yapmak yerine mevcutlara yüklenildiği,
  • Bu nedenle 2 ve 3’cü havuzlar arasındaki seddenin çöktüğü,
  • Bütün yükün 3’cü atık havuzunun seddesine bindiği,
  • Şimdi korkulanın yağmurla birlikte o seddenin de çökmesi olduğu ileri sürülen iddialar arasındadır.

Romanya’da Baia Mare, Macaristan’da Ajkai’, İspanya’da Los Faires madenlerinde yaşanan çevre felaketlerin ülkemizde de yaşanmaması için konu teknik bilimsel açıdan hızla incelenmelidir.

Sonuçlar üzerinden spekülasyon yapmak yerine sorunun sebeplerini ele alarak bunların ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar yapılamlıdır. Bu kapsamda yasal, kurumsal ve denetimsel eksiklikleri tamamlamak için hızla harekete geçilmelidir.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ikiye bölünüyor

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ikiye bölünüyor
Hükümet, seçim sonrasında kurumların etkinliğini artırmaya yönelik reform çalışmalarını hızlandırdı. Bu kapsamda Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek başkanlığında yürütülen çalışmada birçok kurum yeniden yapılandırılıyor. 2012′ye yetiştirilmesi planlanan çalışma sonrası en çok değişim, özerk kurumlarda yaşanacak. Çalışmaya göre Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, ‘Enerji’ ve ‘Tabii Kaynaklar’ diye ikiye bölünüyor.

  • Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na Madencilik, Devlet Su İşleri ve Orman Genel Müdürlüğü bağlanacak.
  • EPDK ‘petrol doğalgaz’ ve ‘elektrik’ piyasalarını yönetmek üzere iki ayrı üst kurula dönüşecek.

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nda (TPAO). Kurum THY modeli ile özerk şirket haline getirilecek. Bu şekilde şirketin Karadeniz’den Irak ve Venezuela’ya ulaşan petrol çalışmalarını hızlandırması ve hareket kabiliyetinin artırılması hedefleniyor.

Benzer yapılanma BOTAŞ ve EÜAŞ için gündemde. Yeni dönemde özerk kurumlar da değişim yaşayacak. İlk aşamada Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nun (EKK) görevlerini üstlenecek bakanlık kurulması öngörülüyor. BDDK, Özelleştirme İdaresi ve Hazine yeni Ekonomi Bakanlığı’na bağlanacak. 2012 sonrasında ise kurumların tüzel kişilikleri kaldırılacak ve bu bakanlığın çatısı altında toplanacak.

Kaynak: Zaman Ekonomi, 12/05/2011.