Archive for Meriç

Meriç Nehri Havzası Su Yönetimi’nde Uluslararası İşbirliği Zorunluluğu

Özet

Meriç Nehri Havzası, Doğu Balkanlarda Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan sınırları içinde yer alır. Bölgedeki büyük nehir sistemlerinden biri olan Meriç Nehri bu ülkeler arasında sınır aşar ve aynı zamanda sınır oluşturur. Bu özelliği nedeniyle bu nehrin sularının geliştirilmesi ve yönetimi bu üç ülkenin bölgesel işbirliğini gerekli kılmaktadır.

Bugüne kadar bu işbirliği istenilen ölçüde geliştirilememiştir. Bu durum, Meriç Nehri sularının su kalitesinin zamanla bozulmasına ve oluşan taşkınlardan dolayı bu üç ülkenin zarar görmelerine neden olmuştur.

Meriç Havzası’nı paylaşan üç ülkeden Bulgaristan ve Yunanistan AB üyesi olup, Türkiye’nin AB ile üyelik müzakere süreci devam etmektedir. Bunun yanı sıra; AB Su Çerçeve Yönergesi ve Avrupa Taşkın Riski Yönetimi Yönergesi de Meriç Havzası’nda su kirliliği ve taşkınların zararlarının önlenmesine yönelik bölgesel işbirliğini kolaylaştırmaktadır. Ancak; uzun zamandır bu işbirliği konusunda küçük ilerlemelerin dışında uygulamaya yönelik ciddi ilerlemeler sağlanamamıştır. Bu durum Türkiye’nin taşkınlardan gördüğü zararın sürmesine neden olmaktadır.

Su kirliliğinde ve taşkınlardaki artış Meriç Havzası’nda bu işbirliğinin bir an önce sağlanmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu işbirliği AB Su Çerçeve Yönergesi’nin uygulamadaki etkinliği ve sonuçları açısından da önemli bir örnek oluşturacaktır.

Giriş

Doğu Balkanlarda sınır aşan ve sınır oluşturan bir nehir olan Meriç Nehri ve yan kollarının beslenme havzası Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye sınırları içinde yer almaktadır.

Türkiye’nin aşağı kıyıdaş olduğu Meriç Nehri’nin kaynağı Bulgaristan’daki Rila Sıradağları’dır. 53 000 km2’lik geniş bir havza alanına sahip olan Meriç Nehri’nin ortalama akım değeri Türkiye’deki Meriç köprüsü ölçüm istasyonunda 147 m3/sn’dir. Meriç nehri Bulgaristan’da doğduktan sonra Bulgaristan içlerinde 320 km akar, Türkiye ile Yunanistan arasında 240 km sınır oluşturur ve Ege Denizi’ne dökülür. Arda Nehri, Tunca Nehri, Kızılçay (Erithropotomus) ve Ergene Nehri  Meriç Nehri’nin büyük yan kollarıdır.

Meriç Nehri Havzası’nda yaşanan ana sorunlar taşkın ve kirliliktir. Yaz dönemlerinde yer yer kuraklık da yaşanmaktadır. Türkiye, Yunanistan ve Bulgaristan birbirleri ile ayrı ayrı olmak üzere sınırları sabitleme ve taşkın koruma amacıyla birtakım anlaşmalar imzalamıştır. Bu ülkeler arasında Meriç Nehri’nin sularından faydalanmaya ilişkin bugüne kadar yapılmış bir anlaşma bulunmamaktadır.

Bu çalışmada Meriç Nehri Havzası’nda taşkın ve kirlilik yönetimindeki  sorunlar ile havzadaki kıyıdaş ülkeler arasındaki bölgesel işbirliği gereksinimi teknik, hukuksal ve hidropolitik yönleriyle irdelenmiştir.

Meriç Havzasının Coğrafi ve Hidrolojik Özellikleri
490 km uzunluğunda olan Meriç Nehri, Bulgaristan’da 2 400 m yükseklikten doğarak akışa geçer. Havza alanı içerisinde Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye bulunur. Meriç Nehri Yunanistan sınırına kadar Bulgaristan’da 320 km yol kat eder. Bu akış boyunca nehir yatak eğimi yaklaşık %0.8′dir. Meriç Havzası alanı 52 600 km2’dir. Havzanın %65’i Bulgaristan’da, %28’i Türkiye’de, %7’si ise Yunanistan’da yer alır (Çizelge – 1).

Çizelge – 1. Meriç Nehri Havzası alanının kıyıdaş ülkeler arasındaki dağılımı

Bulgaristan’dan çıktıktan sonra yaklaşık 15 km Yunanistan – Türkiye sınırını çizen Meriç Nehri ana kolu daha sonra Türkiye’ye girer. Yaklaşık 13 km boyunca Türkiye’de aktıktan sonra yeniden Yunanistan – Türkiye sınırını oluşturarak akmaya devam eder. Arda Nehri Meriç Nehri’ne sağ kol olarak Türkiye sınırları içerisinde Edirne’nin batısında katılır. Arda Nehri’nden kısa bir süre sonra Edirne’nin batısında Tunca Nehri de sol kol olarak Meriç Nehri’ne katılır. Daha sonra uzun bir süre (~ 175 km) Türkiye – Yunanistan sınırını çizerek akan Meriç Nehri Dimetoka’nın güneyinde sağ taraftan Kızılçay’ı daha sonra da İpsala’nın kuzeyinde sol taraftan Ergene Nehri’ni alıp Saros Körfezi’nde Ege Denizi’ne dökülür. Meriç Nehri taşkın getirme özelliğine sahip bir nehirdir. Meriç Nehri’nde Edirne’de ölçülen en yüksek günlük ortalama debilere bakıldığında son dönemde bir artış göze çarpmaktadır (Şekil – 1).

Şekil – 1. Edirne’de Meriç Nehri için farklı yıllarda ölçülen en yüksek akım debileri

Meriç’in suyu havzanın yukarı kesimlerinde (Bulgaristan) su büyük oranda Hidro-elektrik enerji üretimi için kullanılırken aşağı kesimlerde (Yunanistan ve Türkiye) sulama amacıyla kullanılmaktadır. Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye arasında paylaşılan Meriç Nehri Havzası’ndaki toplam yıllık ortalama akımın %71’i Bulgaristan’dan, %23’ü Türkiye’den, %6’si ise Yunanistan’dan kaynaklanmaktadır (Çizelge – 2).

Çizelge – 2. Meriç Nehri Havzası ortalama yıllık akımının kıyıdaş ülkeler arasındaki dağılımı

Çizelge – 3. Meriç Nehri yıllık ve aylık ortalama akım değerleri

Meriç Nehri Havzası’nın coğrafi ve iklimsel karakteristiği nedeniyle havzadaki nehir rejimi de düzensiz bir özellik taşımaktadır. Meriç Nehri Havzası’nın Bulgaristan sınırları içinde kalan kısmındaki toplam akışın %37.5′i bölgedeki barajlar tarafından kontrol edilmektedir4. Yaşanan taşkınlar özellikle aşağı kıyıdaş Yunanistan ve Türkiye’de büyük zararlara yol açmaktadır.

Bulgaristan ve Türkiye’nin Meriç Nehri Havzası’ndaki nüfus yoğunluğu Yunanistan’ınkinin aşağı yukarı iki katıdır (Çizelge – 4).

Çizelge – 4. Meriç Nehri Havzası nüfusunun kıyıdaş ülkeler arasındaki dağılımı

Arda Nehri:

Arda nehri Güney Bulgaristan topraklarında 1 455 m yükseklikte Rodop Dağları’ndan doğar, Yunanistan’dan geçer ve Edirne’nin batısında Türkiye topraklarında Yunanistan sınırına çok yakın bir yerde Meriç Nehri’ne karışır. Yaklaşık 290 km uzunluğundadır. Bulgaristan ve Yunanistan’da yer alan 5 795 km2‘lik bir havza alanı vardır.

Çizelge – 5. Arda Nehri yıllık ve aylık ortalama akım değerleri

Arda Nehri Barajları
Nehri’nin yukarı kesiminden akış aşağısına doğru sırasıyla Borovitsa, Kırcaali (Kardzhali), Soğukpınar (Studen Kladenets) ve Ortaköy (Ivaylovgrad) Barajları Arda Nehri üzerinde bulunan büyük ölçekli barajlardır.

Tunca Nehri:

Bulgaristan’ın Karadağ bölgesinde 1 940 m yükseklikten doğar. 384 km uzunluğunda olup havza alanı 7 884 km2 ‘dir. Tunca Nehri 12 km boyunca Türkiye – Bulgaristan sınırını oluşturur. Daha sonra Türkiye içlerinde bir süre ilerleyip Edirne’nin güney batısında Meriç Nehri’ne karışır.

Çizelge – 6. Tunca Nehri yıllık ve aylık ortalama akım değerleri

Şekil – 2. Edirne’de Tunca Nehri için farklı yıllarda ölçülen en yüksek günlük ortalama akım değerleri

Tunca Nehri Barajları
Tunca Nehri üzerinde Bulgaristan’ın orta kesiminde iki tane büyük baraj bulunmaktadır. Bunlar Koprinka ve Zhrebchevo Barajları’dır. Koprinka Barajı, Zhrebchevo Barajı’nın akış yukarısında yer alır.

Meriç Havzası’ndaki Su Yönetiminin Aşağı Kıyıdaş Ülkelere Etkileri

Meriç Nehri Havzası’nda su kullanımının aşağı kıyıdaş ülkeler etkileri akımda azalma, taşkın ve su kalitesinde düşüş olarak üç ana başlıkta toparlanabilir. Özellikle Bulgaristan’da Meriç Nehri suyunun sulama amacıyla çevrilmesi aşağıya giden akımın azalmasına neden olmaktadır. Bu durum özellikle Türkiye’de sulama suyu sıkıntısı oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra; tatlı suyun azalması Meriç Nehri’nin Ege Denizi’ne döküldüğü noktadan 35 km içeriye kadar olan bölgedeki suyun tuz miktarının artmasına neden olmaktadır. Bu deniz suyu girişimi sulama suyunun kalitesini düşürmekte ve deltadaki sediment birikimini arttırmaktadır.

Bulgaristan’ın Meriç Nehri ve yan kolları  üzerindeki barajlarında depoladığı suyu tarımsal amaçlı olarak kullanması ilkbahar ve yaz aylarında Türkiye’ye gelen suda azalmaya neden olmaktadır. Bunun yanı sıra; Meriç Nehri ve yan kollarında su yönetimi ile ilgili en önemli sorun taşkınlardır. Bu taşkınlar özellikle Edirne civarında büyük zararlara yol açmaktadır. Örneğin; 17 Şubat ve 24 Mart 2005 tarihleri arasındaki taşkınlarda Edirne civarında 12 000 ha tarım arazisi sular altında kalmış ve iki köprü yıkılmıştır. Bunların sonucunda yaklaşık 50 milyon $ zarar oluştuğu tespit edilmiştir.

Meriç Nehri’nin akış aşağısındaki bölgelerdeki önemli problemlerden biri de su kalitesindeki azalma olarak ortaya çıkmaktadır. Kapıkule sınırındaki Su Kalitesi İzleme İstasyonu’ndan 1985 – 2001 yılları arasında alına veriler Meriç ve Tunca Nehirleri’nin sularında kirliliğin önemli miktarda arttığını ortaya koymaktadır.

Meriç Taşkınları Nedenleri ve Sonuçları

Meriç Nehri Havzası’nın iklimsel ve coğrafi özellikleri nedeniyle havzaya düşen yağışlarda yıl içinde büyük farklar olmakta, düşen yağış hızla akışa geçerek ani taşkınlar yaratmakta ve etkili toprak erozyonu oluşturmaktadır. Havzada oluşan taşkınların nedenlerini 3 ana başlık altında toplamak mümkündür.

1) İklimsel Nedenler
2) Coğrafi Nedenler
3) Baraj İşletmesi ve Taşkın Yönetimi Kaynaklı Nedenler
1) İklimsel Nedenler:

Meriç Nehri Havzası’nın yukarı kesimlerindeki şiddetli yağmurlar yoğun kar yağışı havzadaki taşkınların temel iklimsel nedenidir.

a) Kış taşkınları (Kasım ayı başlarından Şubat ayı ortalarına kadar): Akdeniz’den gelip Balkan Yarımadası boyunca doğuya doğru ilerleyen Akdeniz hava akımlarının etkisiyle oluşan yağmurların özellikle Aşağı Meriç Bölgesi’nde sebep olduğu taşkınlardır.

b) İlkbahar başı taşkınları: Bu taşkınların kaynağı da kış taşkınlarınki ile aynıdır. Kutuplardan gelen büyük dalgaların neden olduğu meridyensel hava akımı neticesinde bölgenin hızlı bir şekilde ısınmasını takiben oluşan ani kar erimeleri bu taşkınların ana sebebi olarak verilmektedir.

c) İlkbahar sonu taşkınları: Bu taşkınların anan nedeni konvektif yağışlardır. Doğuya doğru ilerleyen soğuk hava kitlesi hareketi boyunca konvektif yağışlar oluşur. Topraktaki nem oranının bu zamanlarda yüksek olması nedeniyle büyük oranda akışa geçen yağışlar havzanın özellikle yukarı kesimlerinde ani taşkınlara neden olur.

d) Sonbahar taşkınları: Balkan sahillerinden Karadeniz’e doğru ilerleyen hava kütlesi bu taşkınların ana sebebidir. Akdeniz’in sıcak suyu nedeniyle Akdeniz üzerindeki yüksek nem oranına sahip hava kütlesi Balkan Yarımadası üzerinden geçerken konvektif yağışlar oluşur. Bu dönemdeki yağışlar özellikle havzanın aşağı kesimlerinde taşkınlara neden olur.

2) Coğrafi Nedenler:

Meriç taşkınlarını yaratan akımların büyük bölümü havzanın %66’sını oluşturan12 Bulgaristan sınırları içinde oluşmaktadır. Meriç Nehri Havzası’nın bu bölümü dağlık bir coğrafyaya sahiptir (Şeki – 3). Havza alanının Bulgaristan içindeki ortalama eğimi %12.5 gibi yüksek bir değere sahiptir13. Havzanın bu topoğrafik özelliği bölgedeki yağışın hızla akışa geçmesine ve bunun sonucunda ani taşkınların oluşmasında etkili bir rol oynamaktadır.

Şekil – 3. Meriç Nehri Havzası’nın fiziksel yapısı

3) Havzadaki Baraj İşletmeleri ve Taşkın Yönetimi

Bulgaristan sınırları içerisinde toplam göl hacmi Meriç ve Tunca Nehirleri üzerinde yaklaşık 2.2 milyar m3, Arda Nehri üzerinde ise yaklaşık 1 milyar m3 olan barajlar bulunmaktadır. Bu barajların taşkın öteleme amaçları yoktur. Daha çok kış ve bahardaki büyük akımları enerji ve sulama amaçlı kullanmak üzere toplamaya yönelik olan bu barajların büyük olanları Şekil – 4 ve Şekil – 5′de verilmiştir. Bu barajların proje özellikleri ve işletme şekilleri nedeniyle taşkınların ötelenmesinde etkili bir faydası olmamaktadır.

Şekil – 4. Meriç Nehri Havzası’ndaki büyük barajlar

 


Şekil – 5.  Meriç Nehri Havzası’ndaki bazı büyük barajların depolama hacimleri

Edirne’de yaşanan taşkınların kamuoyu tarafından bilinen en belirgin nedeni “Bulgaristan’ın baraj kapaklarını açması” olarak bilinmektedir. Tunca Nehri üzerinde bulunan Koprinka ve Zhrebchevo Barajları’nın toplam depolama hacmi 540 milyon m3 olup Tunca Nehri’nin sularının regüle edilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Zhrebchevo Barajı’nın rezervuar hacmi 400 milyon m3′dür. Bu nehirde bu barajın işletmesi önem taşımaktadır. Türkiye sınırında yapımı planlanan Suakacağı (Tunca) Barajı’nın toplam hacmi yaklaşık 120 milyon m3 olacaktır. Bu hacmin sulama ve enerji dışında taşkın ötelemeye ayrılan bölümü küçüktür. Bu hacim Zhrebchevo Barajı’nın rezervuar hacmi olan 400 milyon m3 ile karşılaştırıldığında, Suakacağı Barajı’nın taşkın öteleme fonksiyonunu etkili bir şekilde yerine getirebilmesi için bu iki barajın birlikte işletilmesinin çok önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.

Arda Nehri üzerindeki Türkiye sınırına en yakın olan baraj Ortaköy (Ivaylovgrad) Barajı’dır. Bu barajın kapaksız bir savak yapısına sahip olduğu Şekil – 5′de açıkça görülmektedir. Bu nedenle bu barajın kapaklarının açılması nedeniyle taşkına neden olması mümkün değildir. Ancak bu barajın akış yukarısında bulunan bulunan Soğukpınar (Studen Kladenets), Kırcaali (Kardzhali) ve Borovitsa Barajları’nda kapak işletmesi yapılarak bırakılan yüksek debiler Ortaköy (Ivaylovgrad) Barajı’ndan doğrudan geçmektedir. Bu barajlar enerji üretim amaçlı olduğundan maksimum faydayı sağlamak için rezervuarları tam dolu olarak işletilmektedir. Kırcaali (Kardzhali) Barajı’nın aşağıdaki Şekilı bu durumu belgelemektedir (Şekil – 6).

Şekil – 5. Ortaköy (Ivaylovgrad) Barajı Gövdesi

Şekil – 6. Kırcaali (Kardzhali) Baraj Gölü

Ortaköy (Ivaylovgrad) Barajı’ndan 13 Mart 2006 taşkınında bırakılan suyun debisi bu barajın toplam rezervuar hacminin iki katı olmuştur. Bu da, Ortaköy (Ivaylovgrad) Barajı’nın taşkın amaçlı olarak planlanmadığını ve bu nedenle taşkın öteleme fonksiyonu görmediğini ortaya koymaktadır.

Şekil – 7. Ortaköy (Ivaylovgrad) Barajı’nda 13 Mart 2006 tarihindeki taşkın anı

Suakacağı Barajı

Meriç Nehri Havza Sistemi içinde yer alan Tunca Nehri ana kolu üzerinde Bulgaristan – Türkiye sınırında 38.5 m yüksekliğinde inşa edilmesi planlanan Suakacağı Barajı’nın gövdesi Bulgaristan -  Türkiye sınırında kalacaktır. Barajın göl hacmi 118.5 milyon m3 olacaktır. Türkiye – Bulgaristan arasında ortak yapılacak olan Suakacağı Barajı ile toplam 15 845 ha’lık tarım arazisinin sulanabileceği hesaplanmıştır. Bunun yanı sıra; sadece 2 561 ha civarında bir alanın da taşkından korunması planlanmıştır.

Bulgaristan’ın kapaklarını açarak su bıraktığı barajlar daha çok Meriç Nehri ve Arda Nehri üzerinde yer almaktadır. Bu barajların kapaklarının açılması ile gelen su doğrudan Meriç Nehri’nden taşarak Edirne’yi basmaktadır. Suakacağı Barajı ise Tunca Nehri üzerinde inşa edilecektir. Bu nedenle Tunca Nehri’nden gelen taşkın debisinin Edirne Taşkınları’nda etkili olduğu ancak yaşanan taşkınların çözümünde belirleyici olmadığı görülmektedir.

Meriç Taşkınları son 15 yılda sıklaştı

Meriç Nehri’nin Türkiye bölümünde nehir yatağının taşıma kapasitesinin yaklaşık 1 000 m3/sn olduğu ve bunun üzerinde gelen debilerin ise taşkına neden olduğu bilinmektedir. Nehrin Türkiye ve Yunanistan tarafına kış seddeleri yapıldıktan sonra bu bölgedeki taşkınlar için kritik debi 2 500 m3/sn olarak hesaplanmıştır20. Meriç Nehri üzerinde Edirne’nin yaklaşık 40 km güneyinde bulunan Kuleliburgaz (Pythion) Köprüsü üzerindeki akım ölçüm istasyonundan 1985 – 2007 yılları arasında farklı her ay için elde edilen anlık en yüksek akım değerleri Şekil – 8′da görülmektedir21. Ölçüm yapılan 23 yıllık dönemde farklı her ay için bu anlık en yüksek akım değerleri incelendiğinde, 1985 – 1995 yılları arasındaki 11 yıllık periyotta farklı her ay için anlık en yüksek nehir debilerinin sadece bir kez 2 500 m3/sn’yi aştığı, 1996 – 2007 yılları arasındaki 12 yıllık periyotta ise farklı her ay için anlık en yüksek nehir debilerinin 7 kez bu kritik değerin üstüne çıktığı görülmektedir. Yani, ilk periyotta her 12 yıl için bir taşkın yaşanırken, ikinci periyotta her 2 yıl için bir taşkın yaşanmıştır. Buna ek olarak; bazı kaynaklarda ise 1884 – 1995 yılları arasındaki 151 yıllık dönemde sadece 12 taşkın yaşandığı belirtilmektedir22. Bu da, 1995 yılından önceki dönemlerde aşağı yukarı her 12 yıl için bir taşkın yaşandığını göstermektedir. Bulgaristan’daki barajlarının işletmesi 1994 yılında özel sektöre devredilmiştir. Bu tarihten sonraki dönemde yaşanan taşkınlar incelendiğinde, taşkın tekerrür aralığının 2 yılda bire düştüğü görülmektedir.

Şekil – 8. Meriç Nehri anlık en yüksek akım değerleri

Bulgaristan’da yapılan ölçümler 1961 – 1994 yılları arasında yıllık ortalama yağışlarda azalma olduğunu göstermektedir23. 1994 yılı sonrasında bölgeye düşen yağışlardaki artışın ve arazi kullanımında meydana gelen farklılıkların akışa geçen yağış oranını etkilediği düşünülebilir. Ancak; tek başına bu durumun farklı her ay için 2 500 m3/sn’nin üzerine çıkan anlık en yüksek nehir debilerinin sayısının 6 katına çıkmasına sebep olamayacağı düşünülmektedir.

Meriç Havzasında Ülkeler Arasında Yapılan Anlaşmalar ve Projeler

Meriç havzasında yer alan ülkeler arasında yapılan anlaşmalar ve bu anlaşmaların konuları ile çözüme ulaştırılamayan konular Çizelge – 7′de verilmiştir.

Çizelge – 7. Meriç Nehri Havzası’nda kıyıdaş ülkeler arasında yapılan anlaşmalar

Yukarıda verilen anlaşmaların yanı sıra havzada ortak projeler de yürütülmektedir. Örneğin; Türkiye ve Bulgaristan’ın “Avrupa Komisyonu Sınır Ötesi İşbirliği Programı” kapsamında sunduğu projelerden 3’ü kabul edilmiştir26.

Bu Projeler:

1. Meriç Nehir Havzasında taşkınlar, risk analizi ve değerlendirmesi, taşkın etkilerinin azaltılmasına yönelik bilgi kaynaklarının mobilizasyonu

Bulgaristan’ın sorumluluğunda olan ve Türkiye’nin desteği ile yürütülen proje tamamlanmıştır. Proje alanı Türkiye Bulgaristan sınırındaki zarar gören bölgelerde taşkın riskini ve etkilerini azaltmaktır. Proje kapsamında proje bölgesine 2 yeni otomatik akim gözlem istasyonu ve Edirne ve Filibe (Plovdiv) kentlerine karşılıklı bilgi aktaran veri tabanı sunucuları kurulmuştur.

2. Taşkın tahmin kapasitesinin geliştirilmesi

Bu proje Bulgaristan’ın sorumluluğu altında ve Türkiye’nin desteği ile devam etmektedir.

3. Taşkın kontrol kapasitesinin geliştirilmesi

Bu proje Türkiye’nin sorumluluğu altında ve Bulgaristan’ın desteği ile devam etmektedir. Bu proje kapsamında Bulgaristan tarafında 15 yeni akım gözlem istasyonu ve 12 yeni meteoroloji istasyonu kurulmuştur.

2003 yılına kadar Türkiye ve Bulgaristan arasında taşkınlar konusunda herhangi bir haberleşme sistemi yoktu27. Daha sonra Bulgaristan – Türkiye Sınır Ötesi İşbirliği programı kapsamında, “Meriç Nehri Havzası’ndaki taşkınlar – taşkın etkilerinin azaltılması için risk analizi ve değerlendirilmesi ile ilgili bilgilerin paylaşımı” başlıklı proje, DSİ ile Bulgaristan Ulusal Meteoroloji ve Hidroloji Enstitüsü (NIMH) tarafından imzalanmıştır28. Türkiye – Bulgaristan Sınır Ötesi İş Birliği kapsamında Bulgaristan’ın destekleyici partner olarak katılacağı Taşkın Uyarı Sistemiyle Kapasite Artırımı Projesi’nin çalışmaları devam etmektedir.

Bu dönemde birer tanesi Arda ve Tunca iki tanesi de Meriç ana kolu üzerinde olmak üzere toplam dört adet telemetrik akım ölçüm istasyonu kurulmuştur. Bu istasyonlardan elde edilen veriler uydu ve GSM kanalıyla gerçek zamanlı olarak iki ülkeye de iletmektedir. Söz konusu istasyonlardan 2005 ve 2006 yıllarındaki taşkınlarda elde edilen verilerle taşkınların öngörülmesinde ilerleme kaydedilmiş ancak bu yeterli olmamıştır.

EVROS 2010 Projesi: “2010 Yılında Avrupa Birliği’nde Taşkın Tehdidi Altındaki Bölgelerde Birlikte Etkin Önlem İçin Taşkın Yönetimi Simülasyonu”

Projenin amacı Avrupa Birliği’nde taşkın riski altındaki bölgelerde taşkın simülasyon uygulamaları yapmaktır. Bu amaç doğrultusunda Yunanistan’ın Meriç Bölgesi’nde 26 – 31 Mayıs 2010 tarihlerinde taşkın korunması ile ilgili bir simülasyon uygulaması yapılmıştır. Proje kapsamında Mart 2009 ve Aralık 2010 tarihleri arasında Yunanistan, Bulgaristan, İtalya, İngiltere ve Macaristan’da taşkın yönetimi ile ilgili simülasyonlar gerçekleştirilmiştir29.

AB’nin Taşkın Risk Yönetimi ve Ülkelerin Sorumlulukları

AB’de taşkın riskinin yönetimi ve taşkınlardan korunma konusu Su Çerçeve Yönergesi’nde ana konulardan birisi olarak ele alınmamıştı. Buna karşın yönergenin dibacesinde söz edilmiş ve hedeflenen amaçlardan birisinin taşkınların olumsuz etkilerinin azaltılması olarak belirtilmişti. Bu eksiklik daha sonraki çalışmalarda giderilmiş ve taşkın riski yönetimi konusunda AB’de standart uygulamaları hedefleyen bir yönerge hazırlanmıştır. 2007/60/EC sayılı “Taşkın Riskinin Değerlendirilmesi ve Yönetimi Hakkında AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu Yönergesi” AB Resmi Gazetesinde yayımlanarak 6 Kasım 2007 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu taşkın yönergesi ile taşkın risklerinin değerlendirilmesi ve yönetilmesi, taşkınların, insan sağlığı, çevre, kültürel miras ve ekonomik faaliyetler üzerindeki yan etkilerinin azaltılması için bir çerçeve oluşturulması amaçlanmıştır. Yönergeye göre, üye ülkeler nehir havzalarında ve taşkına maruz kalan/kalabilecek bölgelerde öncelikle bir Taşkın Riski Ön Değerlendirmesi yapacaklardır. Bu değerlendirmenin yapılmasında, risk potansiyeli ortaya konacak ve geçmiş kayıtlarla işe başlanacaktır. Nehir havzasının topoğrafi ve arazi kullanım haritası çıkarılacaktır. Taşkın olaylarında yan etkileri artıran insan faaliyetleri ve muhtemel gelişmeler de tespit edilecektir.

Taşkın Zararı Haritaları: Bu aşamada taşkına uğraması muhtemel bölgelerde bir coğrafi harita oluşturulacaktır. Bu haritanın oluşturulmasında çok nadiren meydana gelebilecek taşkınlar, zaman zaman yaşanabilecek taşkınlar (ihtimali 100 yıldan az olanlar) ve çok yüksek ihtimalle gerçekleşecek taşkınlar göz önünde bulundurulacaktır. Zarar haritalarının unsurları; taşkının sınırları, su derinliği ve akış hızıdır.

Taşkın Riski Haritaları: Oluşturulan taşkın senaryolarına göre oluşabilecek potansiyel zararlı etkiler gösterilecektir. Risk haritalarının unsurları; etkilenebilecek nüfus, etki altında kalacak ekonomik faaliyetlerin nevi, taşkın halinde kirlenmeye sebep olabilecek tesislerin durumu ve etkilenebilecek koruma altında olan bölgelerdir.

Taşkın Riski Yönetimi Planı: Bu haritaların oluşturulmasından sonra ve bu haritalara dayanarak her havza için “Taşkın Riski Yönetimi Planı” oluşturulacaktır. Bu plan taşkın ihtimalini ve zararlı etkilerini azaltmaya yönelik tedbirleri içerecektir.

Avrupa Birliği Taşkın Yönergesi sınır aşan su havzalarında üye ülkeler ve üye olmayan ülkeler arasında danışma ve eş güdüm mekanizmalarını önermekle beraber, üye olmayan ülkenin doğrudan yasanın getireceği uygulamalardan faydalanabilmesi olanağını tanımamaktadır.

AB Ülkelerinin Hukuki Sorumlulukları
Yönergenin 4. maddesinde Avrupa Parlamentosunun ve Konseyinin, topluluğun su politikası alanındaki faaliyetlerine yönelik çerçeveyi oluşturan 23 Ekim 2007 tarihli 2007/60/EC sayılı yönergesinde, ekolojik ve kimyasal durumun iyileştirilmesi ve sellerin etkisinin azaltılması amacıyla, her bir nehir havzası için nehir havzası yönetim planları oluşturulması öngörülmüştür.
Raporun ekinde verilen 2007 tarihli yönergenin 13. maddesinde ise “İlgili bölgede selin olumsuz etkilerinden kaçınmak ve bu etkileri azaltmak amacıyla sel risk yönetimi planlarının hazırlaması uygun görülmektedir. Sel vakalarının nedenleri ve sonuçları Topluluk genelinde ülke ve bölgelerde farklılık gösterebilmektedir. Bu nedenle, sel risk yönetimi planlarında, bu planların kapsadıkları alanın yerel özellikleri göz önünde bulundurularak, bir yandan alanın ihtiyaçlarına ve önceliklerine yönelik çözümler sunulurken, diğer yandan da nehir havzalarında gerekli eş güdüm sağlanmalı ve topluluk yönetmeliğinde ortaya konulan çevresel hedeflerin gerçekleştirilmesi teşvik edilmelidir. Üye devletler özellikle başka bir üye devlette sel riskini belirgin ölçüde arttıracak eylemlerden, bu eylemler ilgili üye devletler arasında koordine edilmediği ve ortak bir çözüme ulaşılamadığı sürece kaçınmalıdır” hükmü yer almıştır.
Yine aynı yönergenin 17. maddesinde “2000/60/EC sayılı yönerge kapsamında nehir havza yönetimi planları ve işbu yönerge kapsamında sel risk yönetimi planları oluşturulması entegre nehir havzası yönetiminin unsurlarıdır. Bu nedenle, bu iki süreçte, 2000/60/EC sayılı yönergenin çevreye ilişkin hedeflerine yönelik olarak ortak sinerji elde etmek ve ortak fayda sağlamak amacı ile müşterek potansiyelin kullanılması ve kaynakların verimli ve bilinçli bir şekilde kullanılmasının sağlanması ve aynı zamanda işbu yönerge ile 2000/60/EC sayılı yönergenin muhatabı olan yetkili makamların ve yönetim birimlerinin farklı olabileceğinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir” hükmü yer almıştır.

Yönergenin 22. maddesinde ise “İşbu yönerge temel haklara saygı göstermekte ve özellikle de Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı ile tanınan ilkelere bağlı kalmaktadır. Yüksek düzeyde çevre korumasının Avrupa Birliği Temel Haklar şartının 37. maddesinde öngörülen sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun bir şekilde topluluk politikalarına entegre edilmesini amaçlamaktadır” denmektedir. Söz konusu yönergenin başka maddelerinde de bu doğrultuda hükümler yer almaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa Parlamentosunun ve Konseyinin kurucu üyelerindendir. Dolayısıysa bu yönergede sözü edilen üye devletler statüsündedir. Ancak bu yönergenin uygulanması konusunda ve özellikle de Bulgaristan’ın sebep olduğu sel baskınlarında uygulanması konusunda ne Türkiye’nin bir talebi olmuştur ne de Avrupa Konseyi Türkiye’nin kendi kurucu üyesi olduğunu hatırlamıştır. Hal böyle olunca Meriç Nehri Taşkınları’ndan kaynaklanan zararlar konusunda bütün bu mevzuatın uygulanması gerekir. Başka bir deyişle Meriç Taşkınlarından zarara uğrayan Türk uyruklu her hakiki veya tüzel kişilik zararların tazmini için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurma hakkına sahiptir. Bu yolda bugüne kadar bir dava açılmaması da oldukça düşündürücüdür.

Sonuç ve Öneriler

Meriç Nehri Sınır Aşan ve Sınır Oluşturan Nehir Havzası’nda son yıllarda artan oranda ve sıklıkta meydana gelen taşkınlar nedeniyle ciddi sosyal ve ekonomik sorunlar yaşanmaktadır. Türkiye bu havzada aşağı kıyıdaş ülke konumundadır, bu nedenle tarımsal ve yerleşim alanları oluşan taşkınlardan dolayı diğer kıyıdaş ülkelere kıyasla daha fazla zarar görmektedir. Meriç Nehri Taşkınları Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan’ı etkilemektedir. Ancak; Türkiye’nin bulunduğu konum nedeniyle taşkın ikazı vermek ve önlemleri almak için yeterli zamanı olmamaktadır. Bu nedenle; Türkiye taşkına karşı önlem için taşkın tahmini ve gerekli ikaz süresi konusunda Bulgaristan tarafından gelecek olan bilgilere doğrudan bağımlı kalmaktadır.

Meriç Nehri Havzası’nın memba ülkesi konumunda olan Bulgaristan ile havzada sıklığı ve şiddeti artan taşkın etkilerinin azaltılması için bilgi  paylaşımını içeren işbirliği projeleri ve sınırdaki Suakacağı Barajı’nın inşa edilmesi için anlaşmaya varılmıştır.

Meriç Nehri Havzası’nın alt havzasında topoğrafi yapı oldukça düz olup taşkın önleme yapılarının inşası için uygun değildir. Bu nedenle Yunanistan ve Türkiye taşkınları baraj işletmesi ve taşkın yönetimi ile önleme yerine taşkın zararlarının önlenebilmesi için bu bölgede nehir yatağı kenarlarına seddeler yapılmıştır. Bulgaristan’daki barajların taşkın dönemlerinde suyu aşağıya bırakmasından yeterli taşkın depolama hacimlerinin olmadığı anlaşılmaktadır. Bu barajların planlanması esnasında baraj rezervuarında taşkın öteleme hacmi bırakılmadıysa daha sonra yapılacak işletmelerle taşkının kontrollü olarak geçirilmesi zordur. Bunun en temel önlemi taşkın dönemlerine barajların su seviyesinin düşürülerek girilmesidir. Ancak; Bulgaristan’ın 1990′lı yılların başlarında pazar ekonomisine geçişi ile 1994 yılından sonra barajlardan işletmesi ve hidroelektrik enerji üretimi devlet elinden özel sektöre devredilmiştir. Özel sektör bu üretimi daha da arttırmak için rezervuarlardaki su seviyesini en yüksek seviyede tutma yöntemini hemen uygulamaya başlamıştır. Bu durum taşkın dönemlerinde rezervuara gelen suyun baraj üzerinden aşmasını önlemek için kapakların ani bir şekilde açılmasıyla baraj savaklarından aşağıya büyük miktarda suyun bırakılmasına neden olmaktadır. Bu barajlarda taşkın öteleme hacmi yoktur. Bu hacmin baraj projesinin revizyonu ile tesis edilmesinin ise kamulaştırma alanından baraj yükseltme inşaatına kadar mali bir yükü olacaktır.

Yapılan bilimsel araştırmalar Bulgaristan’daki barajların uygun bir işletme ile taşkınların önlenmesinin mümkün olduğunu ortaya koymaktadır30. Aynı araştırmada baraj işletmesinin hatalı yapılmasının sonucunda yapay baraj taşkınları oluştuğu belirlenmiştir. 2006 yılı taşkınlarında Yunanistan ve Türkiye tarafındaki zararın mali tutarının ayrı ayrı yaklaşık 100′er milyon € olmak üzere toplam 200 milyon € olduğu bölgedeki taşkın zarar araştırmaları sonucunda hesaplanmıştır. Çalışmada ayrıca bu barajlarda aşağı kesimlerdeki taşkınların önlenmesi için feragat edilmesi gereken elektrik enerjisi üretim bedeli 88 bin € olarak hesaplanmıştır31.

Yukarıda açıklanan nedenlerle bu barajların rezervuar hacimlerinin arttırılması ve/veya uygun bir işletme için Bulgaristan ile kapsamlı bir anlaşma yapılması gereklidir.
Meriç Taşkınları son 15 yıldır dramatik bir şekilde artmaktadır.
Edirne’deki taşkınların önlenmesinde etkili olacağı uzun süredir konuşulan Suakacağı Barajı’nın etkisi çok düşük düzeyde olup, ana konu Meriç ve Arda Nehirleri’nden gelen taşkınların önlenmesidir.

Meriç Nehri sınıraşan ve taşkın yaratan bir nehir özelliğindendir. Bu nedenle Meriç Nehri Taşkınları’nın çözümü için havza ülkeleri arasındaki anlaşmalar çerçevesinde birbirini tamamlayan önlemlerin yer alacağı bir önlemler paketine ihtiyaç vardır.
Meriç Nehri taşkınlarının kalıcı çözümü için öncelikle Meriç Nehir Yatağı’nın temizlenmesi ve ıslahı konusunda Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye arasında kolay uygulanabilir sürekliliği olan bir program için anlaşma yapılmalıdır.

Meriç Arda ve Tunca Nehirleri’nin Edirne merkezi itibariyle drenaj havzalarının % 97’si Bulgaristan sınırları içerisindedir. Bu nedenle Bu nehirler üzerindeki barajlar Edirne deki toplam akımın 1000 m3/sn’yi geçmeyecek şekilde işletilmesi için bir işletme programı yapılmalıdır.

Bulgaristan’daki Meriç Nehri Barajları için yağış – akış ilişkisi ile birlikte hidrolojik koşulları ve enerji üretimi ekonomisini de dikkate alan bir taşkın öteleme programı belirlenmelidir. Bu program Meriç Nehri üzerindeki rezervuarların kombine bir şekilde işletilerek hem taşkının kontrollü olarak mansaba bırakılması, hem de bu işletmeden dolayı enerji üretim kaybının en az olmasını sağlayacak bir program olmalıdır.

Sorunun etkili ve kalıcı çözümü için; Meriç Nehri’nin ıslahı, Arda Nehri üzerindeki Bulgaristan Barajları’nın yeni bir programla işletilmesi ve/veya barajlara taşkın hacmi ilavesi için bir revizyona gidilmesi gerekecektir. Bunun mümkün olmaması durumunda en uygun yerde yeni bir taşkın öteleme barajı ya da yapay bir taşkın öteleme rezervuarı tesis edilerek taşkınların ötelenmesi gereklidir.
Meriç ve Tunca Nehirleri Türkiye topraklarına çok kirli olarak girmektedir. Su kalitesindeki bu düşüşün önlenmesi taşkın zararlarının önlenmesi kadar önem taşımaktadır.
Meriç Nehri Taşkınları’nın zararlarını arttıran bir husus da Yunanistan ile Türkiye arasında sınır oluşturan bu nehrin yatağının Yunanistan’ın konuya uzun dönemdir uzak durması nedeniyle temizlenememiş olmasıdır. Ancak; son dönemde taşkınların sıklaşması nedeniyle 2010 yılı içerisinde Meriç Nehri yatağının temizlenmesi çalışmaları yeniden başlatılmıştır. Yapılan temizlik çalışmaları sonucunda nehir yatağındaki kum birikintileri ve adacıkları ortadan kaldırılmıştır. Fakat; taşkınlar sonucunda bu birikintiler yeniden oluşmaktadır.  Bunun için; iki ülke işbirliği ile yapılan yatak temizlik çalışmaları bir sisteme bağlanarak periyodik hale getirilmelidir.
Acil bir şekilde ele alınması gereken yukarıdaki tedbir ve önlemler, Bulgaristan ve Yunanistan ile kapsamlı görüşmelere bir an önce başlanılmasını ve ilerleme kaydedilmesini gerekli kılmaktadır.
Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin sel risklerinin değerlendirilmesine ve yönetimine ilişkin 23 Ekim 2007 tarihli 2007/60/EC sayılı yönergesinin (Ek) Edirne Taşkınları ile ilgili olabilecek maddeleri taşkın zararlarının tazmini konusunda Bulgaristan’a açık bir sorumluluk yüklemektedir. Acil olarak teknik önlemlerin alınmaması durumunda zarar görenlerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nde haklarını araması söz konusu olabilecektir. Bunun yanı sıra; Türkiye, AB ile müzakereler süreci kapsamında, Meriç Nehri Havzası’ndaki uğradığı zararları belirterek taraf olduğu Avrupa Parlamentosu’nun çıkarttığı ve daha sonra Avrupa Birliği’nce de kabul edilen taşkın yönergesinin uygulanmasını talep edebilir.
Bütün bu sorunlar Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan’ın bir araya gelerek Meriç Nehri Havzası Su Yönetimi konusunda uluslararası işbirliğini sağlamasını zorunlu kılmaktadır.

Referanslar:

  • “Ivaylovgrad Dam”, Wikipedia, 2011.
  • “Kardzhali Dam”, Panoramio, 2011.
  • “Ivaylovgrad Dam”, National Institute of Meteorology and Hydrology (NIMH), Plovdiv – Bulgaria, 2006.
  • “Transboundary Rivers, Lakes and Groundwaters”, UNECE, 2007, pp. 177.
  • “Transboundary Rivers, Lakes and Groundwaters”, UNECE, 2007, pp. 177.
  • “Transboundary Rivers, Lakes and Groundwaters”, UNECE, 2007, pp. 178.
  • “Transboundary Rivers, Lakes and Groundwaters”, UNECE, 2007, pp. 180.
  • “Transboundary Rivers, Lakes and Groundwaters”, UNECE, 2007, pp. 181.
  • Angelidis P., Kotsikas M., Kotsovinos N., “Management of Upstream Dams and Flood Protection of the Transboundary River Evros/Maritza”, 2010, Springer, pp. 2467 – 2484.
  • Angelidis P., Kotsikas M., Kotsovinos N., “Management of Upstream Dams and Flood Protection of the Transboundary River Evros/Maritza”, 2010, Springer, pp. 2470.
  • Angelidis P., Kotsikas M., Kotsovinos N., “Management of Upstream Dams and Flood Protection of the Transboundary River Evros/Maritza”, 2010, Springer, pp. 2470.
  • Angelidis P., Kotsikas M., Kotsovinos N., “Management of Upstream Dams and Flood Protection of the Transboundary River Evros/Maritza”, 2010, Springer, pp. 2472.
  • Angelidis P., Kotsikas M., Kotsovinos N., “Management of Upstream Dams and Flood Protection of the Transboundary River Evros/Maritza”, 2010, Springer, pp. 2472.
  • Angelidis P., Kotsikas M., Kotsovinos N., “Management of Upstream Dams and Flood Protection of the Transboundary River Evros/Maritza”, 2010, Springer, pp. 2473.
  • Angelidis P., Kotsikas M., Kotsovinos N., “Management of Upstream Dams and Flood Protection of the Transboundary River Evros/Maritza”, 2010, Springer, pp. 2483.
  • Artinyan E., Habets F., Noilhan J., Ledoux E., Dimitrov D., Martin E., Mogine P., “Modelling the water budget and the riverflows of the Maritsa Basin in Bulgaria”, HESSD, 2007, pp. 478.
  • Artinyan E., Habets F., Noilhan J., Ledoux E., Dimitrov D., Martin E., Mogine P., “Modelling the water budget and the riverflows of the Maritsa Basin in Bulgaria”, HESSD, 2007, pp. 510.
  • Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) Basın Bülteni, 2005.
  • Google Earth (http://www.googleearth.com), Panoramio (http://www.panaromio.com), 2011.
  • Kibaroğlu A., “Küresel İklim Değişikliğinin Sınır Aşan Su Kaynakları Politikasına Etkileri”, TMMOB 2′nci Su Politikaları Kongresi, 20 – 22 Mart 2008, Ankara.
  • Kibaroğlu A., Klaphake A., Kramer A., Scheumann W., Carius A., “Cooperations on Turkey’s transboundary waters”, Federal Ministry for Environment, Nature Conversation and Nuclear Safety, F+E , Project No: 903 19 226, October 2005.
  • Kibaroğlu A., Klaphake A., Kramer A., Scheumann W., Carius A., “Cooperations on Turkey’s transboundary waters”, Federal Ministry for Environment, Nature Conversation and Nuclear Safety, F+E , Project No: 903 19 226, October 2005.
  • Kibaroğlu A., Klaphake A., Kramer A., Scheumann W., Carius A., “Cooperations on Turkey’s transboundary waters”, Federal Ministry for Environment, Nature Conversation and Nuclear Safety, F+E , Project No: 903 19 226, October 2005.
  • Knight G., Staneva M., “The water resources of Bulgaria: an overview”, 1996.
  • Köle M., “Meriç Nehri Hidropolitiği”, Hidropolitik ve Stratejik Araştırma Merkezi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara, 2004.
  • National Institute of Meteorology and Hydrology (NIMH), Plovdiv – Bulgaria, 2011.
  • Samsunlu A., Derya Maktav D., Kapıdaşlı S., “Transboundary Water Issues Between Greece-Bulgaria and Turkey: the Case of Meriç / Evros River”, 1996.
  • Sezen N., “River Basin Flood Management: Meriç River Floods and Turkish – Bulgarian Cooperations”, DSİ, 2007, pp. 648.
  • Sezen N., “River Basin Flood Management: Meriç River Floods and Turkish – Bulgarian Cooperations”, DSİ, 2007, pp. 650.
  • Sezen N., “River Basin Flood Management: Meriç River Floods and Turkish – Bulgarian Cooperations”, DSİ, 2007, pp. 651.
  • Systems Optimization Laboratory, University of Thessaly, School of Engineering, 2010.