İstanbul’un Su Sorunu

dy açıklama milliyet

İstanbul’a Su Temini

Dursun YILDIZ

Su Politikaları Uzmanı

İstanbul’un Yağış durumu

İstanbul’un yıllık ortalama yağış yükseklikleri Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün web sayfasında yer alan ve  aşağıdaki verilen grafikte görülmektedir.

Bu grafik incelendiğinde yağışın ortalamanın altında olduğu yıllardan ortalamaya doğru geçişin en az 3 yıllık bir dönem aldığı görülüyor. Diğer taraftan bu değerler İstanbul’a düşen yıllık ortalama yağışlar olup, bunun baraj havzalarına düşen ve barajları besleyen miktarı tam olarak belli değildir.

4

İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Kasım Koçak 7 Mart 2014 tarihli Cumhuriyet Bilim Teknoloji dergisinde bu konuda şu bilgileri aktarmış; “İstanbul’un aylık ortalama yağış yüksekliği 800/12=66,7 mm dir. İstanbul Ekim’den Nisan’a kadar olan 6 ay ortalamanın üzerinde diğer 6 ay ise ortalamanın altında yağış alır. Nisan-Ekim aylarını kapsayan dönemde İstanbul Barajlarındaki suyun ortalama %22′si buharlaşıyor. Buharlaşan bu miktar ise gelen toplam suyun %20′sinden fazla.

İstanbul Kandilli için yapılan bir çalışmaya göre,kışın yağan yağmurların miktarında bir değişme gözlenmezken,yağmurlu gün sayısı gittikçe azalmakta. Bu eğilim sürerse,daha az sayıda ama daha şiddetli yağış olacak. Daha çok sağanak şeklinde gerçekleşen bu tür yağışlar,başta yapılaşma olmak üzere havzaların iyi korunamaması nedeniyle hızla akışa geçmekte ve ani sellere neden olmaktadır.”

3

İstanbul’u Melen ve Yeşilçay Sistemleri Kurtardı

DSİ Genel Müdürlüğü tarafından planlanıp 2000′li yılların başında inşaatına başlanan Melen ve Yeşilçay sistemleri bugün İstanbul su temininin sigortası durumuna gelmiştir. Yeşilçay sisteminin yanısıra, yapılan bir bypass ile Melen Sisteminden de 2008 yılından itibaren İstanbul’a su verilmeye başlanmıştır.

Melen ve Yeşilçay sistemlerinden 2010 yılında yaklaşık12 milyon metreküp,2011’de110 milyon m3, 2012 yılında157 milyon m3, 2013′de 235 milyon m3 su alınmıştır. Henüz ilk kademesi tamamlanmış olan Melen ve Yeşilçay sistemlerinden bu yılın ilk 5 ayında toplam 128  milyon m3 su alınmıştır.

31. Temmuz 2014  itibariyle  İstanbul’un tüm barajlarında toplam  164,5 milyon m3 su hacmi kalmıştır.Geçen yıldan bu yana Melen ve Yeşilçay sistemlerinden su temin edilememiş olsaydı İstanbul Barajlarındaki su hacmi Sakarya nehrinden ilave su takviyesi başlayana  kadar sıfırlanmış olacaktı.

1

Sakarya Nehrinden  Su Takviyesi

İstanbul barajlarında seviyenin düşmesi İSKİ yönetimini harekete geçirmiş ve  Karasu İlçesinin Tuzla Mahallesi’nde  hızla bir su alma yapısı inşa edilmiştir.Sakarya Nehri’nin Karadeniz’e döküldüğü yere yakın  bu bölgeden alınan su, Melen hattıyla Ömerli Barajına aktarılıp   “arıtıldıktan sonra”  İstanbul’a gönderilmektedir. Sakarya nehrinin  sanayi ve evsel atıklarla kirlenmesi sonucunda   su kalitesinin çok düşük olduğu bilinmektedir.  Ancak   Sistemde mevcut olan arıtma tesisleri  Melen ve Yeşilçay su kaynağı kalitesine göre inşa edildiği için  Sakarya Nehri suyunu arıtmaya uygun değildir.

Temmuz ayı başından  bu yana Sakarya nehrinden İstanbul’a günlük ortalama  600 000 m3 su verilmektedir.

Melen Barajı Hızla Tamamlanmalı

Bu gelişmeler İstanbul’un içme ve kullanma suyu depolama kapasitesini arttırmak gereğini ortaya koymaktadır. İstanbul’a su sağlayan barajların toplam depolama kapasitesi 1055 milyon m3tür. Bu kapasiteyi yaklaşık %70 oranında arttıracak  olan700 milyon m3 hacimli Melen Barajı’nın temeli ise 2014 Mart ayında atılmıştır. İstanbul iline yılda 1 milyar 77 milyon m3 su temin potansiyeli oluşturulacak olan Melen Sisteminin  bir an önce tamamlanması çok büyük önem arzetmektedir.

Tespitler

  • Türkiye nüfusunun %18′i İstanbul’da yaşamasına rağmen kentin bölgesel su kaynakları sınırlıdır.
  • İstanbul’da su temini konusunda kaynak ihtiyaç dengesizliği vardır. Bu dengesizlik,hızlı nüfus artışı ve göç nedeniyle  giderek artmaktadır.
  • İstanbul’da yağışlar,iklim değişikliğine bağlı olarak  daha şiddetli ve sağanak geçişler şeklinde düşmektedir.Bu da hızlı yüzey akışına neden olarak düşen suyun havzalarda ve  yeraltında  istenen düzeyde toplanmasına engellemektedir. Plansız kentleşme  de  aynı seviyede olumsuz etki yaratmaktadır.
  • Küresel iklim değişikliği nedeniyle artan sıcaklıklar baraj rezervuarlarındaki buharlaşmayı ve yaz dönemindeki su talebini arttırmaktadır.

Öneriler

  • İstanbul içme ve kullanma suyu temininde yaşanabilecek sıkıntıları ortadan kaldırmak için   öncelikle şebekedeki kayıp ve kaçakları önleyecek tedbirler  hızla alınmalıdır.

İSKİ verilerine göre 2013 yılında İstanbul’a 909 454 000 m3  su verilmiştir. İstanbul’da şebekedeki kayıp kaçak oranı tahmini olarak  %20 kabul edildiğinde ,bu oranın %10′a düşürülmesi halinde tasarruf edilecek olan yıllık  su yaklaşık 91 milyon m3 tür.Bu hacim İstanbul’a Istrancalardan su sağlayan 7 adet barajın depolama kapasitesinden daha fazladır.Bu miktar İstanbul’un 45 günlük su ihtiyacına tekabül etmektedir.

  • Art arda gelen kurak dönemlerin devamlılık gösterebileceği  dikkate alınarak bugünden itibaren “Acil Su Yönetimi Tasarruf ve Verimlilik  Eylem Planı” hazırlanıp uygulanmalıdır.Bu eylem planı kapsamında   halkın bilgilendirilmesi, eğitilmesine  yönelik çalışmalar yapılmalıdır.
  • Halen inşaatı sürmekte olan Melen Barajı hızla tamamlanmalıdır.
  • İstanbul’daki acil su sıkıntısına çözüm ararken  öncelikle Melen sisteminin 2. 3. ve 4. aşamalarının hızla tamamlanması düşünülmelidir.
  • Deniz Suyu Arıtımı gibi ütopik ve ekolojik dengeyi bozacak ,enerji tüketimi yüksek çözümlerden şimdilik uzak durulmalıdır.
  • Sakarya nehrinden gerektiğinde  su takviyesi kirlilik konsantrasyonunun düşük olduğu yağışlı  dönemlerde  sınırlı olarak yapılmalıdır
  • Trakya bölgesindeki İstanbul’u besleyecek  orman ve su havzaları plansız kentleşme , sanayileşme ve ruhsatsız yeraltı ve yerüstü su çekimlerine karşı korunmalıdır.
  • İklim değişikliği etkileri dikkate alınarak  Marmara Bölgesi için hazırlanmış olan  “Marmara Bölgesi İçmesuyu Entegre Havza Yönetimi Master  Planı” revize edilerek uygulanmalıdır.Bu kapsamda mevcut içme suyu temin havzalarında  farklı amaçlı projelerin geliştirilmesi ve bu projelere yüzeysuyu ve yeraltısuyu   çekilmesi kesinlikle  yasaklanmalıdır.
  • Kentsel dönüşüm projeleri kapsamında Belediye ve mahalle veya site  ölçeğinde atık suların yeşil alanlar için  kullanılmasına  önem verilmelidir.Bu kapsamda İstanbul’a düşen yağmur suları sarnıçlarda biriktirilerek uygun alanlarda kullanılmalıdır.
  • İstanbul’da   küresel iklim değişikliğinden kaynaklanan  acil su temini için spekülasyonların etkisinden ve sosyo-politik baskılardan uzak  kalınmalıdır.
  • Önümüzdeki yıllarda  olası su  sıkıntısından faydalanıp su konusunu   ekonomik ve ticari yönden istismar etmeye yönelik çabalara karşı dikkatli olunmalıdır.

 

Hidropolitik Akademi

 

 

dy açıklama milliyet

Elektrik borcu olan çiftçilere destekleme ödemesi yok !

09

Tarımsal sulamaya ilişkin elektrik borcu olan çiftçilere bu borçları ödeninceye kadar 2016 yılında destekleme ödemesi yapılmamasına ilişkin kararname Resmi Gazetede yayınlandı

Resmi gazete için tıklayınız

Tarımsal Sulama Borcu olan Çiftçilere ait desteklemenin kesilmesi kararnamesi

Kıbrıs’ın Su Sorunu ve Doğu Akdeniz’in Hidrojeopolitiği

666

Kıbrıs’ın Su Sorunu ve Doğu Akdeniz’in Hidrojeopolitiği

Dursun Yıldız
SPD Baskani

2 Nisan 2016
Giriş
Gelişmenin ve karşı duruşun, doğuya karşı batının, kuzey kıyısına karşı güney kıyısının, Afrika’ya karşı Avrupa’nın, inanca karşı batıl inancın, Hristiyanlığa karşı İslamın, Katolikliğe karşı Ortodoksluğun, büyük kentlere karşı küçük kolonilerin, adalet-bilim ve sanata karşı karanlığın tarihi olmuştur.

Tüm makale için tıklayınız

Dursun Yıldız Kıbrıs’a Barış Suyu Projesi ve Hidropolitiği Makalesi

These bizarre floating solar panels are solving 3 critical problems

999

Rebecca Harrington
Apr. 1, 2016
These bizarre-looking floating solar panels are the solution to quite a few little-known energy problems.
They can keep the water from evaporating, they can save fertile land for agriculture, and they can be more efficient since the water cools them.
On hydropower dams or reservoirs, it’s especially important that the water doesn’t evaporate so that we can use it for electricity and irrigation. This makes these locations particularly attractive for floating solar panels.
Mark Bennett, the owner of Sheeplands Farm in the UK, built floating solar panels on a three-acre reservoir that irrigates his farm.
“Why should we waste perfectly good grade one and grade two listed land when we have dead space on the water of the resorvoir?” he asks in a YouTube video. “Why should we waste that land?”
And he says it only took a crew a week to build the solar array:
It’s also easier to wash the panels, since you can just use the water they’re floating on to rinse them off with a brush.
Similar projects are popping up all over the world.

Construction began in January on a 13.7 Megawatt floating solar system on the Yamakura Dam in Japan. That’s enough to power almost 5,000 homes.
Brazil announced earlier this month that it will float thousands of solar panels on the Balbina Dam deep in the Amazon. That array will likely power about 500,000 homes, Fusion reports.
These solar panels look a little unconventional, but they’re really a nifty innovation.

Genç çiftçilere 30 bin TL hibe desteği

adsız

04 Nisan 2016 Pazartesi, 11:34:00Güncelleme: 06 Nisan 2016 Çarşamba, 10:21:59
Bakan Çelik, kırsal kalkınma destekleri kapsamında genç çiftçi projelerinin desteklenmesi hakkında tebliği imzaladı. İşte koşullar

Gıda Tarım Ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, kırsal kalkınma destekleri kapsamında genç çiftçi projelerinin desteklenmesi hakkında tebliği imzalayarak Başbakanlığa gönderdi.
TEBLİĞ ÖZETLE ŞU HUSUSLARI KAPSIYOR:
- Kırsal alandaki 18-40 yaş arası gençler müracaat edecektir.
- Toplam nüfusumuzun yaklaşık yüzde 28’i kırsal alanda yaşamaktadır. Bununla birlikte bakanlığımız çiftçi kayıt sistemine kayıtlı 18-40 yaş aralığındaki çiftçi sayısı 330 bin 412’dir. Bu da ÇKS’ye kayıtlı toplam çiftçi sayısının yüzde 13,46’sını oluşturmaktadır.
- Bu program kapsamında genç çiftçilere 30 bin TL hibe desteği verilecektir. Program 3 yıl süre ile uygulanmaya devam edecektir. (Bakanlar Kurulu Kararı üç yıl olacak şekilde yayımlanmıştır.)

Yeni Su Kanunu Tasarısı Yakında TBMM’de

nigde-ciftcisinin-yuzunu-guldurecek,-8-yeni-sulama-projesi-mujdesi-743108-01

Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürü Cumali Kınacı, 1926’da ilk defa su hakkında bir kanun çıkarıldığını, 90 yıldır hiçbir değişiklik olmadığını söyleyerek, bir süredir yeni bir Su Kanunu taslağı üzerinde çalışıldığına dikkat çekti. Kınacı, “Şu andaki hükümetin ilk altı aydaki icraatları arasına bunu koymayı başardık” dedi.

Su fakiri olma yolunda ilerleyen Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu su riskleri, sadece doğal yaşamı değil iş dünyasını ve ekonomik gelişmeyi de tehdit ediyor. WWF-Türkiye tarafından İstanbul’da düzenlenen Su Paneli’nde su kaynaklı riskler, kamu, iş dünyası ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri tarafından tartışmaya açıldı. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürü Cumali Kınacı, en yoğun çalışmalarından birinin Su Kanunu’nun çıkarılmasına yönelik olduğunu söyleyerek, “Bununla 2011’de Su Yönetimi Genel Müdürlüğü (SYGM) ilk kurulduğunda ilgilenmeye başladık. Siyasileri ikna etmek, bürokratları ikna etmekten daha kolay. Bürokratları ikna etmek ve başta Su Kanunu olmak üzere yeni reformlar yapmak bu sebeple biraz zor olabiliyor. 2012’de iki günlük çalıştay yaptık Su Kanunu için. Birçok kamu kurumu, STK, akademisyen, uzman katıldı. Bu toplantı sonucu bir taslak ortaya çıktı. O günden bu yana sürekli kamu kurumları arasında gelip gidiyor. Şu andaki hükümetin ilk 6 aydaki icraatları arasına bunu koymayı başardık” şeklinde konuştu.

90 YILDIR AYNI KANUN

1926’da ilk defa su hakkında bir kanun çıkarıldığına işaret eden Kınacı, “Bugüne kadar hiçbir değişiklik olmamış. Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda takdir edersiniz ki su ihtiyacı çok farklı. Sadece içme suyu, öncelikli olarak Su Kanunu’nda var. Savaşlardan çıkılmış, yeni bir ülke kurulmuş, sermaye yok, öncelikler çok çok farklı. Bugünden bakarsak o Kanunu değerlendiremeyiz. Ne yazık ki daha sonra aynı dinamizmi gösterememişiz. Çok sayıda mevzuat çıkmış. Her kurum kendine özgü bir kanun, yönetmelik çıkarmış ve bunlar birbiriyle çelişiyor, yer yer çakışmalar ve boşluklar var. Bu da suyu yönetilemez hale getirmiş. Bu konudaki sıkıntıların en başında bu ‘çok başlılık’ geliyor. Çünkü çok sayıda kurum ve kuruluş sadece tüm yetkilerin kendinde olmasını ama sorumlulukların başkasında olmasını bekliyor. Yönetimde, düzenleyici kurumla uygulayıcı kurumun farklı olması lazım. İşte Su Kanunu’na bunları yansıtmaya çalıştık. Değişik kademelerden geçiyor, önce çeşitli bakanlıkların aralarında anlaşması gerekiyor, daha sonra siyasi süreç var” şeklinde konuştu.

26 HAVZA İZLENİYOR

CUMALİ Kınacı, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile uyum sürecinin aslında çok şey değiştirdiğini, bunlardan birinin de su sektörü olduğunu belirterek, “2009 yılında çevre faslı açıldı müzakereye. Bu faslın altındaki sektörlerden biri de su sektörüydü. Su sektöründe yani yönetiminde anlayış tamamen değişti, değişiyor. Öncelikle AB’nin istediği yönetim şekli, tek bir karar verici değil karar vericilerin (merkezdeki karar verici kurumların, kararları taşrada uygulayan paydaşların, suyu kullananların, uzmanların ve STK’ların) suyu birlikte havza ölçekli olarak yönetmesi. Bunun için Türkiye’de yasal bir altyapı yok. Biz daha alt düzeyde yönetmelik ve yönergelerle bunu oluşturmaya çalıştık. Havza Yönetim Heyetleri adı altında kuruluşlar oluşturduk. 25 su havzasında 26 havza izleme heyet oluşturduk. Kurumlarımızı bir araya getirerek, paydaşları dâhil ederek suyu yönetme bilincine ulaşmamız gerekiyor. Bu bir başlangıç oldu. Tüm sektörleri içine alacak şekilde kurak dönemlerde suyun nasıl yönetileceğiyle ilgili bir yönetim planı hazırladık. Ancak Su Kanunu çıkmadığı için yaptırım gücü yok” dedi.

WWF’TEN SU UYARISI

WWF-Türkiye Doğa Koruma Direktörü Sedat Kalem ise “Suyun doğa için olduğu kadar işletmeler ve ekonomi için de önemi ortada. 2009 yılında Hindistan ve Brezilya’da yaşanan su sıkıntısının dünyada şeker fiyatlarının artmasına yol açtığını biliyoruz. Bugünlerde firmalar, yatırımcıların ‘suyu nereden sağlıyorsun’, ‘su tedarikini ne kadar süre sağlayabileceksin’ gibi sorularıyla karşı karşıya kalıyor. Bu sorular şirketlerin kredi taleplerinde hesap verilebilirliğini etkiliyor. Büyüme rakamlarının buharlaşmasını istemeyen şirketlerin, su riskini göz ardı etmemeleri gerek” dedi.

Pv Güneş Panellerinde verimi düşüren etkenler

Energie Solaire.

Pv Güneş Panellerinde %30 Dönüşüm Verimliliği…
28 Şubat 2016

Güneş Enerjisi Santrallerinin (GES) ekonomik ömürleri 25 yılın üzerinde kabul edilmekte ve yapılan finansal analizlerde bu süre göz önünde bulundurulmaktadır. 25 yıl boyunca enerji üretecek bir sistemin güç verimliliğindeki çok küçük değişimlerin katlanmış olarak yıllar içindeki etkisi önemli seviyelere çıkmaktadır.
GES verimliliğini üretilen enerjideki kayıplar belirler. GES kayıpları çevresel koşullardan tasarıma, kullanılan malzemeden işçiliğe, panel yüzey kirliliğinden tozlanmaya kadar birçok faktöre bağlıdır ve hem yatırımcılar, hem de uygulamacılar tarafından iyi analiz edilmelidir.
Güneş panelleri, barındırdığı silikon hücreler sayesinde üzerine düşen güneş ışığını doğrudan elektrik enerjisine çeviren modüler yapılardır. Fotovoltaik prensibine göre çalışan güneş panellerinin üzerine güneş ışığı düştüğünde panel uçlarında doğru akım üretilir. Her bir güneş panelinin değeri, kullanımı sırasında ürettiği güç tarafından belirlenir. Monokristal, Polikristal ya da Amorf yapıda olabilen güneş panellerinin verimleri % 5 ile % 20 arasında değişmekte olup, en yüksek verime sahip olan türü Monokristaldir. Paneller, ortam koşullarının elverişli ve yüzeyinin temiz olması durumunda nominal güçlerini üretebilirler.

Bu verimlilik oranı zamanla panellerin üzerinde toz, kir, polen, kuş dışkısı ve çeşitli partiküllerin birikip yapışmasıyla azalır. Kirli ve tozlu bir ortamda kurulan ve sürekli açık alanda kalan güneş panellerinde bu gibi sebeplerden ötürü güç yeteneğini % 30’a kadar azaltabilir. Ticari deterjanlar ve çeşitli kimyasal temizleyicilerle panelleri temizlemek zaman alıcı, pahalı, çevre ve personel için tehlikeli hatta panellerin yapısına önemli ölçüde zararlar verebilir. Özellikle büyük güneş tarlaları için oldukça zor ve tehlikelidir.
İdeal güneş panelleri maksimum verimlilik için düzenli aralıklarla Ultra De İyonize Saf Su ile yıkanarak temizlenmeli ve bakımı yapılmalıdır. Fotovoltaik sistemlerde amaç verimliliği maksimum tutup, bakımın ve maliyetin en aza indirilmesidir.
Kaynak: Bültenler

TÜSİAD`DAN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ AÇIKLAMASI

Satellite

TÜSİAD, iklim değişikliğinin, kitlesel imha silahlarından daha da önemli bir tehdit olduğu uyarısında bulundu.
Bugün 21 okunma

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 21. Taraflar Konferansı’nın (COP 21) ve Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli’nin ardından, 2020 yılı sonrasına yönelik “yeni rejim”in çerçevesini çizen bir anlaşma metni üzerinde uzlaşılmıştı.

Birleşik Krallık Ankara Büyükelçiliği Refah Fonu İşbirliği, REC Türkiye Bölgesel Çevre Merkezi ve Amerikan Büyükelçiliği desteği ile yapılan toplantıda, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran Symes, düşük karbonlu ve iklim değişikliğine dirençli bir ekonomiye geçişin gerekliliğini vurguladı.

Cansen Başaran Symes açılış konuşmasında, “Büyüme, yaşam kalitesi ve iklimin korunması hedeflerinde dengeyi sağlayamadık. Maalesef küresel ısınma yaşam alanımızı ve temel yaşam kaynaklarımızı tehdit eder boyutlarda” diye uyardı.

Symes, “Tükenen doğal kaynaklar, sayısı giderek artan doğal afetler, farkındalık artmış olsa da ürkütücü boyutlara ulaşan yoksulluk, ekonomik faaliyetlerin çevresel ve sosyal açıdan artık mevcut biçimiyle sürdürülemez olduğunu gösteriyor” diye konuştu.

Symes, son 50 yılda ortalama sıcaklık artışının 1 santigrat dereceye yaklaştığını, 2.7 milyar insanın su sıkıntısı yaşadığını ifade etti ve ekledi:

“Son 20 yılda çoğunluğu iklim değişikliği nedeniyle gerçekleşen doğal afetlerin yol açtığı zarar 2.3 trilyon doları buldu, bir yılda göç eden insan sayısı 22 milyonu aştı.”

Symes, “Dünya Ekonomik Forumu tarafından yapılan küresel risk araştırmasında iklim değişikliği, önümüzdeki 10 yıl için, kitlesel imha silahlarından daha da önemli bir tehdit olarak birinci sırada konumlandırıldı” diye vurguladı.

‘Türkiye’de sadece sekiz göstergede iyi’

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri kapsamında dünya liderlerinin 2030 yılına yönelik 17 hedef ortaya koyduğunu belirten Symes, Türkiye’nin ise sadece sekiz göstergede iyi ve üzeri not aldığını açıkladı.

TÜSİAD Başkanı, iklim değişikliğinin kökeninde tarihteki en yüksek seviyeye ulaşmış olan sera gazı emisyonlarının olduğunu söyledi.

Symes, “Sera gazı emisyonlarının azaltılması, üretim ve tüketim süreçlerinde, yaşam biçimimizde değişim demek: yani ulaşımdan, gıdaya, enerjiden, sanayiye kadar birçok alanda üretim ve tüketim süreçlerini çevresel maliyetleri göz önüne alarak yeniden tasarlamak demek” diye vurguladı.

Bu çerçevede, atık yönetimi ve enerji verimliliği gibi alanlardaki yeni yaklaşımlardan doğan “döngüsel ekonomi olgusu”na değinen Symes, atıkların yeniden kullanılması, ürünün kendisinin ya da yan ürünlerin hammadde veya yakıt olarak yeniden ekonomik döngü içine girmesi gibi yatırım planlamalarının gerektiği çağrısı yaptı.

Symes, özel sektörün de bu yatırımlar için öngörülebilirlik ve politikalarda uyum ihtiyacı gibi konuları göz önüne alması gerektiğini belirtti ve ulusal düzeyde İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı’nın gözden geçirilmesini ilk adım olarak önerdi.

Toplantıda, TÜSİAD’ın 45. yılında bir projeyle, politika yapıcılara yönelik bir etki değerlendirme çalışması gerçekleştirmeyi hedeflediği öğrenildi. Sözlerine son verirken Symes, Davos Forumundan bir alıntı yaparak, “Bir planınız yoksa, hedefler sadece dileklerdir” dedi.

“Düşük karbon ekonomisi, iş ve yatırım fırsatları demek”

İngiltere Başkonsolos Yardımcısı Rafe Courage da bir konuşma yaparak “Fosil yakıtlara bağımlı olmayan ekonomik sisteme geçiş, bir fırsat” diye konuştu.

Courage, düşük karbon ekonomisine geçişin, ulaştırma, finans, enerji ve teknolojide, istihdam ve yatırım fırsatları sunacağını belirtti. Birleşik Krallık’ta düşük karbon ekonomisine dönüşüm kapsamında 1 milyon kişiye iş olanağı sağlandığı, GSYH’nın yüzde 7 oranında arttığı ve 11 milyar pound ithalat yapıldığını vurguladı.

Courage ayrıca, Birleşik Krallık’ın refah fonunu yeniden yapılandırıp düşük karbon ekonomisini başlıca destek alanları arasında tanımladığını duyurdu.

“2016, ekonomik dönüşüm için eylem yılı olmalı”

Fransa Büyükelçisi H.E. Charles Fries da, “2015′te Fransa ve Türkiye’de gerçekleşen saldırılarla sarsılmış olsak da, COP21 bize umut verdi” dedi. Fries, 2016′nın, ekonomik dönüşümde momentumun devamı için eylem ve uygulama yılı olması gerektiğini söyledi.

İlk adımın ise 22 Nisan’da New York’ta COP21′de uzlaşılan anlaşmayı imzalamak ve siyasi iradeyi sürdürmek olacağını ekleyen Fries, Türkiye Dışişleri Bakanlığı ile, çevre hedefleri kapsamında finansal ve teknolojik dönüşüm için yakın temasta olduklarını açıkladı.

Fransa Büyükelçisi, İzmir ve İstanbul’da karbon emisyonu ile mücadeleye uygun ulaştırma mekanizmalarını kurmak için Ankara ile işbirliği içinde olduklarını ifade etti.

“Göç ve çatışmalar, iklimden bağımsız değil”

İklim Değişikliğiyle Mücadeleden Sorumlu Eski Avrupa Komisyonu Üyesi, Danimarka Eski Çevre Bakanı Connie Hedegaard, sorunun küresel olduğunu söyleyerek, çabaların da küresel olması gerektiği çağrısı yaptı.

Hedegaard’a göre, “uygulamaya geçilmesi” anahtar önemde ve iklim değişikliği karşısında sürdürülebilir bir ekonomik büyüme modeli, kolay olmasa da “gerekli ve hayata geçirilebilir” bir hedef. Hedegaard, “önce büyüyelim sonra temizleyelim” anlayışının büyüme açısından çok maliyetli olduğunun fark edildiğini belirtti.

Bu açıdan, “COP21 sadece hükümetlere değil, iş dünyası ve belediyelere de yükümlülükler getiriyor” dedi.

Connie Hedegaard, konuşmasında “Göçmen sorunu ve güvenlik endişeleri varken iklim meselesi bekleyemez mi?” eleştirilerine de yanıt getirdi:

“İklim sorunu zaten bir süredir bekliyordu. Asıl ironi şu: Bu endişeler iklim sorunundan bağımsız değil” dedi ve Suriye örneğinde, iç savaşın sebepleri arasında iklim değişikliği temelli kuraklığın getirdiği göç dalgası olduğunu sözlerine ekledi.

ABD Büyükelçisi John Bass’ın, iş dünyasından isimlerin ve STK’ların da katıldığı toplantıda, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi, T.C. Dışişleri Bakanlığı Hukuk Danışmanı Dr. Nilüfer Oral, Massachusetts Institute of Technology (MIT) Enerji ve Çevre politikaları Araştırmaları Merkezi İcra Direktörü Michael A. Mehling gibi isimler, konuk konuşmacı olarak yer aldı.

Dünya

Ekran Resmi 2015-10-26 19.33.30 (2)

Ekran Resmi 2015-10-26 19.33.17

AVRUPA’daki enerji tüketiminin %16′sı yenilenebilir

adsız

Avrupa Birliği ülkelerinin enerji tüketiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının payının artmaya devam ettiği bildirildi.
Avrupa Birliği istatistik dairesi Eurostat tarafından yapılan açıklamaya göre birlik üyesi 28 ülke ve Nab-yenilenebilir-enerji-hedeflerini-yakalamak üzere Norveç’in 2014 yılı nihai enerji tüketiminin yüzde 16’sı yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlandı.
Bu oran 2013 yılında yüzde 15 , 2004 yılında ise yüzde 8,5 olarak gerçekleşmişti.
Bu ülkeler arasında İsveç, enerji tüketimini yüzde 52,6 oranında yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlayarak ilk sırada gelirken, en düşük oran ise yüzde 4,5 ile Lüksemburg’da gerçekleşti.
Aynı oran İngiltere’de yüzde 7, Almanya’da yüzde 13,8, Yunanistan’da yüzde 15,3, İspanya’da yüzde 16,2, Fransa’da yüzde 14,3 ve İtalya’da yüzde 17,1 olarak gerçekleşti.
Avrupa Birliği 2020 yılında yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam enerji tüketimindeki payını yüzde 20’ye, 2030’da ise yüzde 27’e ulaştırmayı hedefliyor.
Hali hazırda Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Hırvatistan, İtalya, Litvanya, Romanya, Finlandiya ve İsveç olmak üzere 9 ülke bu hedefe ulaşmış durumda.
Kaynak: Bültenler

6 ilin kaçak elektrik kullanımı nüfusu 6 ilin 3 katı olan İstanbul’a yaklaştı

adsız

12/02/2016
Güneydoğu’da 6 ilde kayıp kaçak elektrik kullanım miktarı yaklaşık 16 milyar kWh olarak hesaplandı. Bölgedeki kaybı 4.6 milyar kWh elektrik üreten Atatürk Barajı’ndan 4 tanesi ancak karşılayabiliyor. Elektriğin 5.5 milyar kWh’lik kısmı faturalandırılabildi, sadece yüzde 22’si tahsil edilebildi.

Kayıp kaçak elektrik kullanımının tavan yaptığı Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt ve Şırnak illerindeki elektrik kullanımının, neredeyse nüfusu 6 ilin 3 katı olan İstanbul’a yaklaştığı açıklandı. Oransal olarak en fazla kayıp kaçak elektrik kullanımı yüzde 86.1 ile Mardin’de belirlendi. Bu kenti yüzde 80.4 ile Şırnak, yüzde 75.3 ile Şanlıurfa, yüzde 72.6 ile Diyarbakır, yüzde 67.6 ile Batman ve yüzde 40.64 ile Siirt izledi.

Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.’den (DEDAŞ) yapılan açıklamaya göre, elektrik dağıtım hizmeti verilen Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt ve Şırnak illerindeki kayıp kaçak elektrik kullanım miktarı yaklaşık 16 milyar kWh olarak hesaplandı. Bölgedeki kayıp kaçağı, 2015’te 4.6 milyar kWh(Kilovat/Saat) elektrik üretilen Atatürk Barajı’ndan 4 tanesi karşılayabiliyor. Şanlıurfa’nın kayıp kaçağınaTürkiye’nin en büyük barajı yetmiyor.

Açıklamada, “Kullanılan 21.5 milyar kWh elektriğin sadece 5.5 milyar kWh’lik kısmını faturalandırabilen Dicle Elektrik, iş tahsilata gelince bunun da ancak bir kısmını tahsil edebildi. Yaygın olan kaçak kullanımdan ötürü sık sık trafolar patlıyor, elektrik dağıtım hatları yanıyor. Arızaların yüzde 90’ı da yine kaçak kullanımdan kaynaklanıyor” denildi. DEDAŞ’ın hizmet verdiği 6 ildeki nüfusun 5.7 milyon olduğu belirten açıklamada, “Nerdeyse nüfusu 14.6 milyonu aşan İstanbul kadar elektrik kullanıldı. Şanlıurfa’da yaşayan 1.8 milyon nüfusun bir yıllık elektrik tüketimi 6.4 milyar kWh. Yapılan hesaplamalar sonunda bu kentte faturalandırılabilen elektrik miktarı ise sadece 1.5 milyar kWh” ifadesine yer verildi.